Takipten çıkarsın, onun için paylaşmış olduğun gönderileri silersin, sessizliğe gömersin, belki bir gün tamamen silmiş gibi davranırsın…Ama bazı bağlar vardır ki ne mesafe işler ne zaman; çünkü o kişi senin sadece hayatından değil, iç dünyandan da bir parça taşır. Onu unutmaya çalıştıkça başka insanlarda onu aradığını fark edersin, ama hiçbir şey tam olarak yerini doldurmaz. Çünkü mesele birlikte olmak değil, birbirine dokunan o görünmeyen bağdır. Ve iki insan gerçekten birbirinin zaafıysa, ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, ne kadar gurur yaparlarsa yapsınlar, hayat onları bir noktada yine aynı hizaya getirir. Belki daha geç, belki daha yorgun, belki daha farkında… ama sonunda yine birbirlerini bulurlar. Kaderinden kaçamazsın…
Hayata Dair
Tutum değişikliği, manzara veya çevre değişikliğinden daha önemlidir. Çünkü herkesten kaçabilirsin ama içindeki şeyden kaçamazsın. Bilinmeyen Şiir
Düşünce
Reklam
Kader...
Kaderden kaçamazsın, kaçış da kaderdir. Şems-i Tebrizî ​Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten 'ne yapalım, kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Şems-i Tebrizî ​Yazgım / Kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi. İsmet Özel Ne muazzam bir paradoks; kaçış yok... İnsan kaderinden kaçtığını sandıkça, aslında adımlarıyla kendi kaderini kovalıyor.
1000Kitap
O kalbin hiçbir zaman eahat etmeyecek istediğin kadar huzurlu ol bir insanı böyle yarı yolda bırakıp gittinya bir ömür boyunca unutursan bende Yusuf olmayayım Hayatımda kimseye kin tutmadım sana tutmayacağım ama onca zaman geçirdiğin birde değer verdiğini söylediğin kişiye verdiğin cevaplar gülünesi hemde kahkaha atılası cevaplar Allah herşeyi görüyor sonuçta ben kalbimin temiz olduğunu düşünüyorum ve yanlış birşeyde yapmadığımı aksine kendimden çok şey verdiğimi düşünüyorum Ben onca dertleri birlikte yüklenip tamamen hayatının zor zamanlarını geçirdiğini gördüğüm için onlarca fedakarlık yapıp sustum ama yok ne değeri iki günde tam iki günde hayatından silip atabildin Çekip gitmesi gereken bir daha yazmaması gerekende benim zaten orası ayrı Sanki senin buraya gelipte baktığını bilmeyecek kadar salağım Kendimi açıklamaya falanda çalışmıyorum benim kalbim yaralıya senin sağlam olamaz beni ateşlere atıp kaçamazsın Söylediğin sözlerden öyle kolay kaçmak varmı sandın Bana gelipte kafamız uyuşmuyor diyemezsin buna hakkın bile yok beni benden aldınki zaten benim kafamın içine girmek için benim hayatıma baktınmı hiç denemedin bile bir kere bile istekte bulunmadın Verdiğin karardan bahsediyorsun birde yazık sana bir insanı bu durumlara düşürdükten sonra kendini aklamanada sadece gülünür Selametle dedimde bu kelimeye bile değmezmiş Yalan söylemiş gözlerin arkasından düşen gözyaşlarımada değmezmiş Ben Allaha havale ettim.. Birde hayatına birini zor alırmışsın söylediğin sözlere niye bu kadar inandımki Neden senin için o kadar dua ettim Neden Sence neden Ayrılık kararında haklıymışsın Doğru diyorsun senin için 5 vakit dua eden birini hakketmemişsin Doğru diyorsun senin için ailesine yalan atmış birini haketmemişsin Doğru diyorsun sana hiç yalan atmamış birinden ayrılmak doğru
"niçin, niçin, niçin" diye ünler her tekzipte tek bendi külliyat İsmet Özel çünkü bu sen, senin adına senin için, sana dair her şey toparlanmış, ciltli ve sonlanmış koşarak ulaşamazsın bu senin kaderin tüm sahil, tüm yol fersah fersah, yüz binlerle yüz binlerce kilometre uzaklaşamaz, kaçamazsın bütünlemenin bir parçasıdır satırlarında yazılan sen peki ama "niçin?" çünkü bu senin kaderin
"İNCİ" Neden diretsin ki, neden peşimden koşsun ki
36. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Göz kapaklarımın ardında gece boyu süren amansız savaşın yorgunluğuyla uyandım. Yalnızlık ve pişmanlık, temmuz sıcağının altına saklanmış bir kış ayazı gibi içime çöreklenmişti. Yastığa gömülen yüzüm, mesajı attığım andaki savunmasızlığın izlerini taşıyordu; tüm sırlarımı ekrana döküp sonra da onları yok etmeye çalışmıştım. Elimi titreyerek telefona uzattım. Ekran karanlıktı. Ne bir arama ne bir mesaj... Serkan'dan gelen koca bir sessizlik. Belki de görmedi, dedim kendimi avutmaya çalışarak. Belki de o "silindi" yazısını umursamadı bile. Belki de anladı ve sustu. Sessizliğiyle seni reddetti. "Başlama İnci," dedim aynadaki solgun yansımama. "Lütfen, bunu kendine yapma." Yüzüme çarptığım soğuk su, ruhumun uyuşukluğunu dağıtmaya yetmedi. Evden çıktığımda şehir, benim gecemden hiç haberi yokmuş gibi hoyrat ve hareketliydi. Dükkâna adım attığımda, işin temposu beni içine çekti. Telefonlar, toplantılar, hazırlıklar... Düşüncelerimi biraz olsun dağıtmıştı. İçimdeki küçük kız hala kırılgandı ama bugün için biraz güçlüydü. En azından şimdi, hayatın akışına bırakmalıydı kendini. “İnci iyi misin? Bu halin ne?” Özlem’in beni gördüğünde verdiği tepki beni kendime getirdi. O diyene kadar fark etmemiştim ama cidden benim bu halim ne siyah pantolon, siyah tişört, siyah ayakkabılar... Renklerin bayram yeri olan bu dükkânda, ben koca bir yas sembolü gibi duruyordum. İçimin karanlığını dışıma kusmuştum ve bunun bu kadar göze batacağını hesap edememiştim. Mahcubiyetle omuzlarımı silktim. “Şey... Uyuyakalmışım. Geç kalmamak için elime ne geldiyse geçirdim üstüme. İyiyim, gerçekten.” Yalan, boğazımda acı bir tat bıraktı ama Özlem her zamanki haliyle konuyu toparladı. “Anladım tatlım, bir an neyin yasını tutuyoruz dedim. Haydi,
1000Kitap
Reklam
Reklam