Puan vermedi·224 syf.··
2026 2. kitabı
Öncelikle bu kitabı okurken zihninizi ve gözünüzü 4 açmanız çok önemli çünkü verilen ipuçları ve infolar sizi aslında gerçekliğe bir o kadar yaklaştırıyor Agatha Christienın kalemini çok seven bir okuyucu olarak kitapta katili bulmak benim için hiç zor olmadı ama tabii bu durum herkes için farklı sonuçlar doğurabilir. Kitapta sizi içine çeken o atmosferden çıkmak istemeyecek ve sonunda neden bitti diye üzüleceksiniz naçizane fikrim bu benim. Burada yaşanan cinayetler sizi üzmesin çünkü okudukça her birinin sebebini anlayacaksınız. Son olarak okuyan kişiler ile uzun uzadıya üstünde tartışmak için konuşmak isterim “Biz ölümlüler yaşamla ölümü ayıran ince bir çizgi üzerinde yaşamaktayız.” “Günahlarından kaçamazsın, emin ol bulur seni.” “Gerçek korku, katilin kim olduğunu bilmemek değil; sıranın sana gelip gelmeyeceğini bilmektir.” “Ölümün gölgesi düştüğünde, insan ilk kez gerçekten yaşamayı düşündüğünü fark eder.”
Düşünce
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201843,6bin okunma
Puan vermedi
Romanın merkezinde Gustav var:aklını bir çantada taşıyan,kapağı kapandığında içine hapsolan bir adam.Bu metafor,hem deliliği hem de içsel sıkışmayı simgeliyor.Gustav’ın yolculuğunda bir kadın,yaşlı bir adam, yardımsever bir kadın,iblis, rahibe ve hatta “Portekiz Mektupları”nın iskeleti gibi figürler yer alıyor. Yazar Gorlassar Lugardis mahlasıyla yayımlanan Bir Kağıt Daha romanı,Gustav adlı karakterin aklını bir çantada taşıdığı sıra dışı hikâyesiyle dikkat çekiyor.Kitap,aşk, delilik ve benlik üzerine yoğun metaforlarla örülmüş;okurlardan hem övgü hem de sert eleştiriler almış durumda. Kitapda öne çıkan alıntılar, *”Gustav,aklını bir çantada taşıyor ve kapağı kapandığında bu çantanın içine hapsoluyordu.” *”Bir kadının gözyaşları sizin taşıyamayacağınız kadar ağırdır.” *”Biliyorum,bazen derin bir acı,insana ölmemesini söyler.Çünkü ölse de o acıdan kurtulamayacak gibidir.” “Bir çanta var,ağır ve sessiz, içinde aklın,içinde sırların giz. Kapağı kapandığında dünya susar, senin kırılganlığın,bir gölge gibi taşar. Bir kadın gözyaşıyla yolunu ıslatır, yaşlı bir adam sana sabrı hatırlatır. İblis fısıldar: ‘Kaçamazsın kendinden,’ ama sen bilirsin,merhamet en büyük zırhındır. Her kağıt,bir yara izi, her satır,bir yeniden doğuş müjdesi. İnsanın,benim ve senin yolculuğun da böyledir: çanta ağırdır,ama içindeki ışık karanlığı delip geçer.”
Bir Kağıt DahaGorlassar Lugardis · Yakın Plan Yayınları · 201140 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Grenouille ve Biz!
Puan vermedi·264 syf.·
2026 11. kitabı
Koku Üzerine Patrick Süskind'in Koku romanını alalı yaklaşık dört yıl olmuş. Geçen gün kitaplıkta gözüme çarptı. Dikkatimi çeken ilk şey ise kitap değil, üzerindeki fiyat etiketi oldu. 21 TL yazıyordu. Merak edip güncel fiyatına baktım, 266 TL olmuş. Bir an kitap yerine zaman üzerine düşündüm. Dört yıl önce almışım, okumamışım. Belki de bazı kitapların da bir zamanı vardır. Bu kitap yıllardır rafta duruyordu ama sanki okunmak için bugünleri bekliyormuş. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey Grenouille'ün dışlanmışlığı oldu. Daha doğduğu andan itibaren istenmeyen biri. Öyle ki insan bazen okurken onun için üzülüyor, bazen de ondan ürküyor. Sevgi görmeden büyüyor, insanlarla bağ kuramıyor ve giderek insanlardan çok kokularla ilgilenmeye başlıyor. Burada beni düşündüren şey şu oldu: Grenouille insanları hiç insan gibi görmüyor. Onlar onun için bir hikâye, bir karakter ya da bir yaşam değil. Daha çok taşıdıkları kokuların sahipleri. Bu yüzden cinayetlerinde vicdan azabı duymuyor. Hatta romanın en etkileyici kadın karakterleri bile aklımda kişilikleriyle değil, kokularıyla kaldı. Belki de yazar özellikle bunu yapmak istedi. Çünkü bir saplantının insanı ne kadar körleştirebileceğini gösteriyor. Kitapta dikkatimi çeken başka bir nokta da insanların çelişkileri oldu. Grenouille'ün ustası dürüstlükten ve erdemden bahsediyor ama iş çıkarına geldiğinde Grenouille'ü kullanmaktan çekinmiyor. Üstelik bunu kendince haklı da görüyor. Açıkçası bu bana oldukça gerçek geldi. İnsan bazen savunduğu değerlerden çok çıkarlarına göre hareket ediyor ve sonra da buna mantıklı açıklamalar buluyor. Dağda geçen yıllar ise kitabın en ilginç bölümleriydi. İlk başta neden bu kadar uzun anlatıldığını anlayamamıştım. Sonradan bunun aslında yalnızlık değil, bir kimlik meselesi olduğunu düşündüm.
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
《 ÖZ ŞEFKAT 》
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 11:54
Mevlana Celaleddin Rûmî'ye atfedilen bir sözde: "Kâbe, Azer’in oğlu Halil İbrahim’in yaptığı bir binadır. Kalp ise, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin Kâbe yıkmaktan daha kötüdür.” der. Bu cümleleri duyduğumuzda birçoğumuz bunu sadece diğer insanların kalbi için söylendiğini düşünür. Peki ya kendi kalbimiz? Diğer herkesin kalbini Rab yarattı da, kendimizinki başka türlü mü oluştu? Hayır! Kendi kalbimiz de Rabbimizin nazargahıdır. Bir kalbin kırılmaması gerekiyorsa, kendi kalbimiz de buna dahildir. Yazar da bu kitabında, yaptığımız hatalara karşı acımasızca davranmanın olumsuz etkilerini anlatarak, öz şefkatin önemine değiniyor. Bu kavramları anlatırken kendi hayatından, hatalarından, yüzleşmelerinden bahsederek sohbet havasında bir okuma deneyimi sunuyor. Ayrıca bölümlerin sonlarında verdiği alıştırmalarla, ruhu sağlıklı yollara yönlendiren çözüm seçenekleri sunuyor. Yazar ilk olarak kişinin kendine olan nezaketinden başlıyor.Ona göre insanın kendine gösterdiği şefkat bir ödül değildir. İnsan olmanın doğal ihtiyaçlarından biridir. Hata yaptığımızda ya da acı çektiğimizde, başkasına olmadığımız kadar acımasız olabiliyoruz. Modern dünyanın sapladığı mükemmellik aşısına direnemediğimiz için bazen kendi kalbimizi defalarca kırabiliyoruz. Oysa biz insanız... Zaman zaman yetersiz, hata yapan ve kusurlu varlıklarız. İnsaniyetimiz bunları yargılayarak değil, sarıp sarmalamanın şifasıyla yüceliyor. Öz şefkat bizim korunaklı yuvamızdır. Dışarıda fırtınalar koparken, hataların, yenilgilerin devleşip yüreğimizi ezdiği zamanlarda o yuvaya sığınmak, şifa bulmaktır. Mükemmel olmama hakkını kendine iade etmektir. Öz şefkat, Rabbimizle kurduğumuz o sessiz ama en güvenli bağı görerek, onaylanmayı ve başkasının gözünde temize çıkmayı beklemeden, sırf var
Psikoloji
Öz ŞefkatKristin Neff · Diyojen Yayıncılık · 2021450 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2022 51. kitabı
Dorian Gray’in Portresi – Oscar Wilde’ın başyapıtı ve estetik hareketin en güçlü manifestolarından biri. Oscar Wilde, 1890’da Lippincott’s Monthly Magazine’de yayımlanan bu romanla Victoria dönemi İngiltere’sinin ikiyüzlülüğünü, sanat-hayat ilişkisini ve güzelliğin tehlikelerini sorgular. Roman, 1891’de kitap olarak çıktığında bazı bölümler yumuşatılmıştı; orijinal metin daha cesur ve keskindir. Eser, hem Gotik bir korku öyküsü hem de felsefi bir tartışma metnidir. Genç ve olağanüstü yakışıklı Dorian Gray, ressam dostu Basil Hallward tarafından portresi yapılır. Portreye bakan Dorian, kendi güzelliğinin geçiciliğini fark eder ve “Keşke portre yaşlansa da ben hep genç kalsam” diye hayıflanır. Bu dilek gerçekleşir. Dorian, Lord Henry Wotton’un hedonist ve nihilist etkileri altında ahlaki yozlaşmanın her türünü yaşarken, portresi onun ruhundaki çürümeyi yansıtır. Dışarıdan bakıldığında hep mükemmel kalan Dorian, iç dünyasında ve portresinde giderek canavarlașır. Ana Temalar 1. Güzellik ve Gençlik Kültü Wilde, güzelliği neredeyse dini bir değer haline getirir. Dorian’ın trajedisi, güzelliği bir amaç değil, araç olarak görmesidir. Roman, “güzellik ahlaktan üstündür” fikrini hem savunur hem de acımasızca eleştirir. 2. Sanat ve Hayat İlişkisi Romanın en ünlü cümlelerinden biri Basil’in ağzından çıkar: “Bir portreyi güzel yapan şey, modelin kendisi değil, ressamın modelde gördüğü sanattır.” Wilde, sanatın özerkliğini savunurken (estetikizm), sanatın hayatı taklit etmediğini, hayatın sanatı taklit ettiğini ileri sürer. Dorian, portresini “gerçek ben” olarak görür ve bu ayrım onun yıkımını hızlandırır. 3. Ahlak ve Vicdan Portre, Dorian’ın vicdanının somutlaşmış halidir. Ahlaki çöküşünü gizleyebildiği sürece mutlu olan Dorian, sonunda portreyle yüzleşmek zorunda kalır. Roman,
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,2bin okunma
10/10
·522 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
Merhaba kitap dostlarım Bugün sizlere kalemiyle yeni tanıştığım Beyza Demirkubuz'un zer0 kitabıyla geldim. Bu kitapta en çok hissettiğim şey aslında bir başlangıç hikâyesinin ne kadar ağır olabileceğiydi.Yergâhva öyle sıradan bir şehir değil;birinin umutla,sabırla,adeta kendinden parça kopara kopara kurduğu bir yer.Ama ne kadar emek verirsen ver bazen tek bir şüphe her şeyi altüst edebiliyor ya işte tam olarak o hissi çok derinden veriyor.Karakterin omuzlarındaki yük gerçekten kolay değil.Kendi için değil kardeşi için mücadele etmek zorunda oluşu insanın içine dokunuyor.Çünkü bazı savaşlar vardır kaçamazsın istemesen de içine çekilirsin.Ve o görünmez zincirler aslında hepimizin hayatında biraz var gibi.Zero,Zer ve sıfır kavramı sadece bir gizem değil bana göre insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşmesi gibi.Bazen sıfırdan başlamak umutken,bazen de her şeyin silinmesi demek. Bu ikilem çok güzel işlenmiş.Kitabın en sevdiğim yanı ise o ince çizgiyi hissettirmesi oldu.Doğruyla yanlış,umutla umutsuzluk,varlıkla yokluk arasında gidip geliyorsun.Okurken sürekli “acaba şimdi ne olacak?” diye düşünüyorsun ama bir yandan da karakterin iç dünyasında kayboluyorsun.Kısacası bu hikâye sadece bir şehir ya da bir görev değil biraz kader,biraz mecburiyet,biraz da insanın kendini bulma yolculuğu gibi.Ve gerçekten okuduktan sonra insanın aklında tek bir cümle kalıyor. “Bazen her şey sıfırdan başlar…ama o sıfır, sandığımız kadar boş değildir.”
Zer0Beyza Demirkubuz · Morva Yayınları · 20267 okunma