Dünya, Amaranta'nın yalnızca teninde sürüyordu artık, iç benliği tüm kötülüklerden arınmıştı. Amaranta, bunu yıllarca önce kavrayamamış olduğuna üzülüyordu. O zaman anılarını arıtabilir, evreni yeni bir ışıkla baştan kurabilir, akşamüstleri Pietro Crespi'nin lavanta kokusunu ürpermeden hatırlayabilir ve nefret ettiği ya da sevdiği için, yalnızlığın ne demek olduğunu bildiği için, Rebeca'yı o sefaletten çekip kurtarabilirdi.
Ama yaşlanıp da yılların deneylerinden geçtikten sonra, Úrsula ana karnındayken çocukların ağlamasının, vantrilokluk belirtisi ya da peygamberlik habercisi olmadığını, sevme yeteneksizliğinin su götürmez kanıtı olduğunu anladı. Oğlu gözünden düşünce, ona o güne dek göstermek gereğini duymadığı şefkat ve acıma duyguları, Úrsula'nın yüreğinde yüzeye çıktı. Öte yandan taşyürekliliğiyle Úrsula'yı korkutan, kasıtlı kötülüğüyle onu ürküten Amaranta' nın son çözümlemede dünyanın en şefkatli, en sevecen kadını olduğu ortaya çıktı. Úrsula yüreği parçalanarak gördü ki, Amaranta'nın Pietro Crespi'ye çektirdiği eziyet, herkesin sandığı gibi öç alma duygusundan değil, Albay Gerineldo Márquez'in ömrünü zehir eden inatçılığı yine herkesin sandığı gibi kötü yürekliliğinden değildi de, sınırsız bir sevgiyle aşılmaz bir korku arasındaki ölümcül çatışmanın sonucuydu. Ve Amaranta'nın kendi yüreğinden korkması, sonunda öteki duygulara ağır basmıştı.
Amaranta, "Şu erkekler de ne tuhaf," dedi. Diyecek başka söz bulamamıştı çünkü. "Papazlara karşı dövüşüp canlarını veriyorlar, sonra da armağan diye dua kitabı getiriyorlar."
Çocuk, "Ben Aureliano Buendia'yım," dedi.
Úrsula, "Evet, öylesin," diye karşılık verdi. "Artık gümüşçülüğü öğrenmenin zamanı geldi."
Onu yine kendi oğluyla karıştırıyordu. Çünkü tufandan sonra esen ve Úrsula'nın beynine zaman zaman ışık tutan sıcak rüzgâr kesilmişti. Úrsula artık bilincini iyice yitirmişti. Ne zaman yatak odasına girse, sırtında gezmeye giderken giydiği boncuklu ceketi ve tel çemberli etekliğiyle Petronila Iguarán'ı; salıncaklı kötürüm koltuğuna oturmuş, tavus tüyü yelpazesiyle yellenen ninesi Tranquilina Marina Miniata Alacoque Buendia'yı; hassas subaylığından kalma uydurma Dolaman kaftanıyla büyükdedesi Aureliano Arcadio Buendia'yı; kurtları kurutup ineklerden düşüren bir dua bulmuş olan babası Aureliano Iguarán'ı; domuz kuyruklu amcazadesini; José Arcadio Buendia'yı ve ölen oğullarını duvar boyunca dizili sandalyelere oturmuş buluyordu. Bütün bu hısım akraba, onu görmeye değil de, bir ölünün başını beklemeye gelmiş gibiydiler. Úrsula neşeli konular açmaya çalışıyor, çok değişik zamanlara ve başka başka yerlere ilişkin olaylar anlatarak onlarla konuşuyordu. Amaranta Úrsula okuldan döndüğü, Aureliano da ansiklopediden usandığı zaman, Úrsula'yı yatağının üzerine oturmuş, ölüler çıkmazında yolunu yitirip kendi kendine konuşur buluyorlardı. Bir seferinde dehşet içinde, "Yangın var!" diye çığlığı bastı ve bir anda ortalık karıştı...
Sayfa 379 - Can Sanat Yayınları, 95.Basım, Ekim 2025·Kitabı okudu
Aureliano Segundo, yıllarca sonra ölüm döşeğindeyken, ilk oğlunu görmek için yatak odasına girdiği o yağmurlu haziran gününü anımsayacaktı. Çocuk ciyak ciyak bağırdığı, boş çuval gibi serilip yattığı ve Buendia'lara özgü hiçbir nitelik taşımadığı halde, Aureliano Segundo ona ne ad koyacağını hiç duraksamadan kestirdi. "Adı José Arcadio olacak," dedi.
Fernanda del Carpio, Aureliano'nun bir yıl önce evlendiği o güzel kadın, kocasının dediğini kabul etti. Öte yandan Úrsula ise, duyduğu belli belirsiz kuşkuyu gizlemiyordu. Ailenin uzun geçmişi boyunca, adların boyuna yinelenmesi, Úrsula'ya göre, hemen hemen kesin sonuçlar vermişti. Bütün Aureliano'ların içine kapanık ve aklı başında olmalarına karşın, José Arcadio'lar atak ve girişken oluyorlar, ancak mutlak belaya çatıyorlardı. Sınıflandırma olanağı bulunmayan tek olay José Arcadio Segundo ile Aureliano Segundo'nun durumuydu. Çocukluklarında öylesine birbirlerinin eşi ve öylesine afacandılar ki, Santa Sofia de la Piedad bile onları ayırt edemezdi. Vaftiz edildikleri gün, Amaranta, çocukların kollarına birer künye taktı ve onlara hep birbirinden değişik renkte, üzerine baş harfleri işli giysiler giydirdi...
Sayfa 207 - Can Sanat Yayınları, 95.Basım, Ekim 2025·Kitabı okudu