SENDE BİR ŞEY VAR
1. Bölüm
Sende kalan bir şey var küf kokan mağaraların dibinde,
Küçük İskender’in parmaklarına düğüm olan,
Yaratmakta olan sanatçıyı acılar içinde bırakan bir yara.
Sende bir şey var içimdeki senfoniyi hüzünlü bir ölüm sahnesine çeviren,
Kirli perdelerin ardından tiyatroları kanlı aşk kesitleri içinde bırakan.
Açılmıyor yeşil Chevrolet’nin kapısı; elimi dilimi buz kesen bir anı,
Bu hatırlatmaların derinine indikçe gözümde canlanan gerçeklik...
Sende bir şey vardı, kaçtım vurulayazdım bir ülkenin sınırında.
Söyleyemedim, ön cebimdeydi sana yazdığım şiir,
Söyleyemedim, ön cebime gömülüydü koca şehir.
Bir şey var sende anımsadığım taraflarımdan oluk oluk kanlar damlıyor,
Su kanalına bağlamışlar damarlarımı, ufak ufak çekiliyor kırmızılığım.
Narin bir ağaç gövdesine atılan tekme gibi burkuluyorum,
Kızamıyorum ergen veletlere; eğitimin başı sevgi yokluğunda, öğreniyorum.
Tıpkı onlarınki gibi annem de sarmamıştı beni derinlerine,
Kabul edememişti beni, itiraf edemiyor olsa da.
Sanki yüzyıllardır sarılmamıştı kollarım, öyle bir kabullenişle başlamıştı her şey,
Sanki hiç denizin tuzunu tatmamıştı dudaklarım, öyle özlemiştim sonsuz görmeyi maviyi.
Annemin varlığındaki yokluk sonumu getirdiğinden,
Başım önde kapatmıştım kendimi sonsuzluğa.
Arıyordum, bakınıyordum ahtapotların gözleriyle dünyaya.
Ümit Yaşar demişti sevdiği kadın için;
Derinlerden getirecekti ahtapotların gözlerini.
Oysa sadece kabul edilmek içindi tüm çabamız;
Sen tarafından, Lavinia tarafından, annem tarafından.
Sende bir şey gömülüydü, kabul edilmiyordu tarih kitaplarına,
Toprağa zimmetlenmiş bir kalıntı, gözyaşları ile sulanmış asırlarca.