Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekşlde gelişim veya kendini geliştirme, ürünlerini pazarlamak için bu eksikliği bel bağalayan bir mutluluk endüstrinin en büyük kısmını oluşturur... Her zaman uygulanacak yeni bir diyet, bırakılacak bir kötü alışkanlık, edinilecek daha sağlıklı bir alışkanlık, denenecek bir tedavi, başarılacak bir hedef, yaşanacak bir deneyim, karşılanacak bir ihtiyaç veya optimize edilecek bir süre vardır.
Sıkıntıları kişisel gelişim için bir araç haline getirmeyenlerin, özel koşullarından bağımsız olarak kendisini talihsizliklerini arzuladığından ve hak ettiğinden şüphelenilir. Sonunda bize fazla seçenek bırakılmaz: Mutluluk bilimi bizi sadece mutlu olmaya zorlamakla kalmaz, aynı zamanda daha başarılı ve tatmin edici yaşamlar sürmediğimiz için itham da eder.
Yakında twitter'da 'aldatmayan erkek gaydir' diye bir genelleme de yapılır ve buraya da sıçrar. Aynı mantığın ürünü sonuçta. Örneğin: "Çaya şeker atmayan erkek de ne bileyim... bir yumuşaklık olabilir!!!"
İmdi: Gezegendeki orman yangınları, doğa talanı, temiz su kaynaklarının yok edilmesi, fosil yakıtlar, karbon ayak-izi gibi ekolojik yıkım unsurlarını, iklim krizinin vahim toplumsal sonuçlarını, göçleri, mülksüzleşme ve yoksulluğu, nükleer silahlanma ile savaşları görmezden gelelim ve aktüel olarak, bir an için tütün kullanımı dışında "küresel" bir problem olmadığını varsayalım. Evet, safdil bir cüretle varsayalım ve şunu soralım: Bir tiryakinin üflediği dumanın yaratabileceği olumsuz sonuçlar, kamusal planda yürütülen sevk ve idare mantığı tarafından kuşatılabilir mi? Birtakım yasalar, kararnâmeler, genelgeler ile tüzükler marifetiyle düzenlenebilir mi? Dürüst olmak gerekirse kulağa komik geliyor. Şu basit soru da eklenmeli: Sizin ciğerleriniz kapitalizmin acaba ne kadar umurunda?