Filtreliler ve "lümpenlik", dahası, "sağcılar" ile özdeşleştirilmiş sipahi ve Maltepe, öte tarafta ise "solcuların ağzına layık görülen Barış ve Samsun...
"Yaygın popüler sağcı politik düşünce (özellikle de ABD’deki), devlet ya da başka bir kolektif güç tarafından geçersiz kılınması mümkün olmayan doğal ya da Tanrı vergisi mutlak haklar olarak bireysel özgürlüğün ve serbestliğin kutsallığını temel alır (ortada herhangi bir toplumsal sözleşme yükümlülüğü yoktur). Marksizm yahut Marx’tan türetilmiş olan her türlü sosyalist düşünce çizgisi bu nedenle bireysel özgürlüğün ve serbestliğin can düşmanı olarak görülür. Marx buna iki soruyla karşılık verir. Madem sermaye böyle devredilemez bireysel hakların “doğal” sonucu olarak oluştu, öyleyse neden ücretli kölelikle, insanların büyük bir çoğunluğunun yoksullaştırılmasıyla ve bu sözde “devredilemez” hakların sermaye tarafından her Allahın günü (özellikle de emek sürecinde) topyekûn ve kabul görmüş bir biçimde ihlal edilmesiyle tanımlanan bir toplumda yaşıyoruz? İkincisi, Marx’ın Kapital’in III. Cildi’nde ortaya koymuş olduğu gibi, gerçek özgürlük alanı ancak zorunluluk alanı geride bırakıldığında belirir (ya da Başkan Roosevelt’in ifadesiyle söylenecek olursa, “muhtaç insanlar özgür değildir”); peki bireysel özgürlüğe ve serbestliğe olan inançlarını böyle bağır çağır ilan edenler neden özgürlüğü gemleyen zorunluluğun yok edildiği bir dünyayı oluşturmaya yönelik tüm kolektif girişimlere böylesine ateşli bir biçimde karşı koyarlar? Bu ikinci soru farklı bir paradoksu kapsar: sermayenin zorunluluk alanını ortadan kaldırmak için gerekli üretici güçleri geliştiren yeni teknolojilere yönelik dikkate değer düşkünlüğüyle, bunların evrensel bir eşitlik ve refah dünyası yaratmada kullanılmasını hırsla reddetmesi arasındaki paradoksu. Gerekli araçlar el altında olduğunda dahi herkes için insan özgürlük ve serbestliğinin alanını genişletmenin reddedilmesi insanlık tarihi için kara bir
Felsefe Hegel için hep şimdinin genel, toplumsal-siyasal ve kültürel problemleriyle yakından bağlantılı olmuştur; geçmişin şimdiye dayattığı tüm problemler için nihai zihinsel çözümü o sağlayacaktır.
“Ve eviniz yakılırsa yeniden yapın, tahılınız yakıldıysa yeniden ekin.
Çocuklarınız ölürse daha çok doğurun.
Sizi ovalardan kovarlarsa dağlarda yaşayın ama yaşayın.
Hep liderler arıyorsunuz, hatasız güçlü adamlar.
Hiç yok, sadece sizin gibiler var.
Yaşarlar, değişirler, bırakırlar, ölürler.
Liderler yok, sadece siz varsınız.
Güçlü bir halk, süren tek güçtür.
Amacımız topraktı, bir düşünce değil.
Aileleri besleyecek buğday ekili toprak.
Özgürlük bir kelime değil ama akşam evinin önünde güven içinde oturan bir adam.
Barış bir rüya değil, dinlenmek, nezaket için zaman.
Kafamda bir soru var: Kötü bir davranıştan iyi bir şey çıkabilir mi?
Bu kadar şiddetin sonunda nezaket çıkabilir mi?
Bu kadar cinayetten barış çıkabilir mi?
Öfke ve nefret düşünceleri içinde doğmuş bir insan, barışı sürdürülebilir mi?
Barış içinde yönetebilir mi, bilmiyorum?
Öyle uzun zamandır savaşıyorum ki barışı anlayamıyorum…”
open.spotify.com/playlist/6vbTY9...
"İlkin açlıktan doğan beklenti duygularından arzulananı/arzuya değer olanı tahrik eden, kimi durumda alıkoyan ve pörsüten, kimi durumdaysa etkinleştirme ve daha iyi bir yaşam hedefine koşan şey: Gündüz Düşleri oluşur, ilkin bir kısıttan çıkarlar,onu gidermeyi isteyerek; tamamı, daha iyi bir hayata dair rüyalardır... En güçlü biçimiyle, daha iyi bir Ötedünya dileyen tesellilerde açığa çıkar bu. Ama gerçek yüzlerini çevirmeden, tersine onun devamına, ufkuna dikerek gözlerini, insanların cesaretini ve umudunu koruyan arzularla dolu gündüz düşleri olanlar da ne kadar çoktur."