Amar

Amar
Bu tinler aleminin kadehinden, köpürür onun için sonsuzluğa (köpürür Tanrı'ya kendi sonsuzluğu)
1093 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
AYAK FEMİNİSTİ
Puan vermedi·248 syf.·
2022 178. kitabı
FUKOSUZ KONUŞ NİÇE DEMEDEN KONUŞ Bir başına girdim helaya. Bak cinsiyetime, verdim ömrümü hekime. Hekime gitmesem de kadın deniz gören evdeki teras mı? Eskinden kadınlar çiçektir dendiğinde, kadın kadındır, çiçek babandır denirdi. Şimdi Butler, bizlere “Kadın” kadın değildir, çiçek belki çiçek olabilir demekte. Bunun hikmeti nedir? Hikmet sözcüğü de artık misvak kokmaya başladı. Buralara nasıl geldik? Ağam burası Münih mi? Bu yazıda hiçbir yargı bulunmamakla birlikte yazılan şeyler sadece anlık bir sorgulamanın ürünü olup yatırım tavsiyesi değildir. Queer literatürünün temel kitaplarından olan Cinsiyet Belası kitabında Butler, öznelliğe dayalı düalist yaklaşımları ortadan kaldırdığımızda veya cinsiyeti ikilikler aracılığıyla kavranmaya çalışılmadığında bedenselliği, cinselliği ve cinsiyetler arasındaki farklılığı yeniden düşünmenin başka yolları keşfedilebilir olacağını söylemektedir. Bir cinsiyetin temel teşkil edip diğer cinsiyetlerin onu eki haline gelmesi durumuna karşı çıkan Butler için, tarih içerisinde kendisini merkeze yerleştiren egemen cinsiyetin erkek cinsiyeti üzerinde konumlandığını ve karşısına eksik bir cinsiyet olarak kadını koyup, bu iki cinsiyetin arasındaki cinselliğin norm açısından makbul olup, bunun dışına çıkan cinsiyet ve cinselliğin ise sapkınlık olarak kabul edilmesi problemlidir. Butler’a göre; “Toplumsal cinsiyeti üretip pekiştiren şey heteroseksüel normatiftik değil heteroseksüel ilişkilerin ardında yattığı iddia edilen toplumsal cinsiyet hiyerarşisidir.” Toplumsal cinsiyetin kadının ve erkeğin bir özü olmadığı, performatifliğin tekrar ve ritüelvari şekilde kültürel olarak zaman içerisinde üretildiği düşüncesi yatar. Cinsiyetin ve cinselliğin iktidar tarafından normaller ve anormaller aracılığıyla tekerrür etmesi, Butler’ın düşünceleri,
Felsefe-Düşünce
Cinsiyet BelasıJudith Butler · Metis Yayıncılık · 2020808 okunma
Reklam
İKİ ADAM, ÇIPLAK İKİ TANE YA DA İ*BNE Mİ BUNLAR?
Puan vermedi
“Bir zamanlar, başka şeylerin yanı sıra hikaye anlatıcılığında da maharetli ve yetenekli olan Diotima adında Mantineialı bir kadından bir hikaye dinlemiştim. Hatta bir keresinde veba salgınından önce Atinalılara kurbanlar kesmelerini salık vererek hastalığın on yıl gecikmesini sağlamıştı. Aşkla ilgili şeyleri o öğretti bana. Şimdi onun anlattığı hikayeyi elimden geldiğince size anlatmaya çalışacağım.” Asıl adı Symposion olan bu metnin isminin anlamı; birkaç kıllı erkeğin bir araya gelerek alkol içip eğlendikleri etkinlik. Günümüzdeki karşılığı ise: Sıra Gecesi. Bir evde toplanıp (agathos’un evi), karakterlerimiz bal şarabı içip- o dönem ballı Cak Danyel yoktu- aşk üzerine bir dizi sohbet ederler. Çemberin bir ucundan sırasıyla aşk hakkında neler söyleyebileceklerini bizlere anlatırlar. Biz okurlarda, şölene hizmet eden köleler gibi uzaktan izleriz. Antik Yunan köleci bir toplumdu evet. O dönemde yaşamak isteyen romantiklere bir sorum olacak: Sokrates kendi öğrencilerini yakışıklı bulduğunda sevişmek istiyordu. Siz buna razı olur muydunuz? Metnin sonunda karşımıza çıkan Alcibiades Sokrates’e sana bu güzel bedenimi vereyim, sen de bana bilgeliği ver diyordu. Sokrates bilgeliği verecek miydi? Şşş. Spoiler olmasın. Birkaç sıkıcı konuşmadan sonra Aristofanes dinleyicilerine oldukça ünlenmiş, filmlere de konu olan bir mit anlatır. Mite göre insan ırkı başlangıçta üç cinsiyete ayrılmıştı: eril,dişil ve iki cinsiyetin özelliklerini taşıyan androjen cinsiyet. Dört kolları, dört bacakları ve biri önde diğeri arkada olmak üzere iki cinsel organları bulunuyordu. Bu tuhaf yaratıklar bir süre sonra küffarlığa düşerek Zeus’a başkaldırırlar. Zeus da bunları ikiye böler. Somun ekmek gibi keser adeta. Bu yüzden insan ırkı hep öteki yarısını aramaya başlar. Hep bir yanımız buruk ve
Felsefe-Düşünce
ŞölenPlaton (Eflatun) · Alfa Yayıncılık · 20215,2bin okunma
Beyaz Peynir Ve Taze Soğan
Puan vermedi·86 syf.·
2023 94. kitabı
Mutfakta atıştırmalık bir şeyler ararken cips gördüm. Yenir mi bu saate? Yenir tabii diyip elime aldım. Paketin üzerinde "Beyaz peynir ve taze soğan tadında" yazıyordu. Ne sikindirik bir şeymiş bu. Bence boktan bir tadı olan şeftalili soğuk çayı da alıp odama geçtim. "Foundation"ın yeni bölümünü izlemiştim, "Muhteşem Yüzyıl"da da Pargalı ölmüştü bu yüzden devam etmek istemiyordum. Kitap okumak mı? Meh, çekici gelmedi. 1000k'da desen salça olacak pek bir şey yoktu. YouTube'dan mormot videosu açtım. Cipsten üç tane aynı anda ağzıma atıp mormotların tombik yanaklarına bakıp sırıtırken cipsin ayak tadı zihnime ulaştı. Saçma bir düşünsel sürecin ardından bu cipsin tadının Bataille'ye benzediğine karar verdim. İnceleme yazmak, Bataille ve beyaz peynir diye başlamak, vakit geçirmek diye maymunca düşünüşün ardından "Gözün Öyküsü"nde karar kıldım. Filozoflar da böylesi düşüncelerden yola çıkarak kitaplarını yazmış mıdır acaba? Muhtemelen. Yine wattpad hikayesi mi yazıyorsun Feridun abi? Sanaaağtt, ahmak herifler. Kelimeler, bazıları tüyden bazısı demir. Bazen de boktan. Biraz da müzik youtube.com/watch?v=B4pS2b7... Kitap, iki kekonun bedensel hazlarının keşfiyle başlıyor. Zaten hakikate başka nasıl erişilebilir ki? Bataille, nadir düşünürlerden biri olarak bunun farkına varmıştı. Neden "filozof" demedim? Çünkü başucumda Hegel’in Felsefe Tarihi duruyor. Tinin serüvenindeki bir ana Bataille'yi yerleştirsem, Hegel her an kafama "felsefeğğ" diyerek vurabilirdi. Gerçi Bataille, Nietzsche ve Sade'den etkilendiği için kendisi bir sistem kurup üzerine yığınla, ilmek ilmek işlediği fikirleri ortaya koymamıştı. Ne de olsa "Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana." Bataille, o haddeden geçmemişti. Nedim, sözlerini Bataille ile yan yana görse kahrolur muydu?
Felsefe-Düşünce
Gözün ÖyküsüGeorges Bataille · Sel Yayıncılık · 2018631 okunma
Ölü Köpek
Puan vermedi·510 syf.·
2020 34. kitabı
Felsefe tarihindeki en çok üzerinde durulan düşünürlerden biri. Sucuk ekmek gibi vazgeçilmez görülür. Hegel’e göre Spinoza “her felsefe için başlangıç olması gereken”, Feuerbach’a göreyse “tüm materyalistlerin Musa’sı” ve bana göre yaşama üstadıdır. Bir felsefe metninin incelemesi nasıl yapılır ve neler söylenebilir? Dört sene önce Nietzsche ile ilgili bir inceleme yazıp geri silmiştim. O zamandan beri (beri gel yavrum beri gell) böyle bir işe kalkışmadım. Herhangi bir metin nasıl incelenir bilmiyorum. Romanlarla ilgili birkaç incelemeye baktığımda; öznel ifadelerin dışına çıkılamayan tatliş, ponçik övgüler gördüm. Felsefe metinlerde ise bu durum biraz farklı olarak, zor ya da kolay anlaşılır olarak değerlendirilip, feylesofun düşünceleri özetlenmiş. Bu noktada yapılması gereken şey bir özet çıkarmak mı yoksa övgüler veya yergilerde mi bulunmak? Belki ikisi de yapılma(ma)lı. youtube.com/watch?v=wwia7N1... Ethica yaşamın bütün renkleriyle görülmesini sağlayan kutsal kitap görevi üstlenir. Bu kutsal kitap, Descartes’e karşı verilen tanrı savaşının (çorap ayaklarımı koklayarak dikkatimi dağıtıyor) galibi, tanrısız bir tanrıcılığın ilanı, Tanrılara karşı kılıç kuşanan kahramanlardan İshak’ın boğazına tanrısı için bıçağı dayayan İbrahim’in kahramanlığa geçişinin, sonluluğun sonsuzluk olarak üretilmesinin içkinlikten aşkınlığa törenle devrinin tekrardan tersine çevrilişidir. Amma tatava yaptım (Abim bezelye, köfte ve iyi olan her şeyin birleşimi bir yemek yapıyor ve onun kokusu buram buram odayı sarıyor). Sahi sevgi neydi? Spinoza buna da yanıt veriyor bu metinde. Lakin Türkan Şoray gibi tekdüze bir yanıt beklemeyin. Daha çok Ahmed Arif ve Teletabiler gibi doğayı kucaklayan bir sevgi bu. “Dağlarının, dağlarının ardında,
Felsefe-Düşünce
EthicaBaruch Spinoza · Alfa Yayınları · 20242,182 okunma