·
Okunma
·
Beğeni
·
3.558
Gösterim
Adı:
Şölen
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051069616
Kitabın türü:
Çeviri:
Eyüp Çorak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Baskılar:
Şölen-Dostluk
Şölen
Şölen
İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platon'un ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli bir üslupla ele alındığı; sanatla felsefenin, edebiyatla bilimin içi içe örüldüğü bir edebiyat şaheserine temel olur.

Derin düşüncelerle eğlendirici hikâyelerin karışıp kaynaştığı, sanatın bilin ve felsefeyle buluştuğu bu eser, insana dair en esasi konulardan birini, aşkı el almakta ve Platon felsefe sine olduğu kadar Yunan düşüncesine de bir giriş niteliği taşımaktadır.
Platon'un olgunluk dönem eserlerinden olan Symposion, dilimize Şölen olarak çevrilmiş olsa da günümüzde kullandığımız sempozyum kelimesine daha yakındır. İçkili toplantı anlamına gelen symposionlarda belirli bir konu üzerine konuşulur, içki içilir ve Tanrılara övgüler dizilirdi. Her ne kadar Platon'un kitabındaki gibi derinlemesine tartışmalar nadiren görülse de, genel olarak amaç belirli bir konu üzerine yoğunlaşmaktı.

Şölen'in felsefe tarihi açısından önemli birkaç boyutu var; bunlardan ilki Platon'un filozof tanımına ilk defa bu kitabında girişmesi. Platon filozofu bilgisizlik ile bilgeliğin arasındaki yolda didinen, bilgelik sevdalısı birisi olarak görür. Çünkü bilge zaten arzulanana sahiptir, bilgisiz ise bilgeliğin değerinin bilincinde değildir. Hem bilgeliğin kıymetini bilen, hem de ona tam anlamıyla sahip olmadığı için sürekli onun arzusuyla yanıp tutuşan filozof, bu yönüyle bir arada kalmışlığın dinamizmini üstlenir.

Şölen'i önemli kılan bir diğer husus da geniş bir Sokrates betimlemesine yer vermesidir. Sokrates'e vurgun olan Alkibiades aracılığıyla anlatılan Sokrates anlatısından anlıyoruz ki, Sokrates bazen saatlerce olduğu yerde düşünür, iyi bir savaşçı ve iyi bir içicidir. Kendi nefsine hakim, soğuktan sıcaktan etkilenmeyen, sürekli sorgulayan efsanevi bir figürdür. Zaten felsefece tanınan da bu Sokrates efsanesidir.

Kitabın ikinci kısmı olan Dostluk diyalogu ise Sokrates ve iki genç dost üzerinden ilerler. Bu diyalogun hoş tarafı ise, herkesin bir dostu olduğunu ileri sürmesine rağmen kimsenin dostluğun tanımını yapamamasıdır. Nihayetinde Sokrates de giriştiği denemeleri başarısız bularak, bir tanım yapamadan sonlandırır diyalogu.

Şölen Platon'un diyalogları içerisinde tartıştığı konuların dışında edebi değeri ile de öne çıkan bir metindir. Karakterlerin güçlü tanımlamaları ve bu karakterlere uygun biçimde oluşturulan diyaloglar metni oldukça keyifli kılıyor.
Şölen'i ilk okuduğumda, daha 18'ime girmemiştim ve ilk ciddi ilişkimi yaşıyordum. Çok etkilendiğim için, sevgilime de okuttum. O da çok beğendi ve anlayabildiğimiz kadarıyla ilişkimize yedirmeye karar verdik. Aradan yaklaşık bir sene geçtikten sonra, yani birkaç gün önce, tekrar okudum kitabı. ilk okuyuşumda ne kadar az şey anladığımı fark ettim.

Fakat bu az şey, körükledi beni. İçimdeki yangına sebep, bir izmarit oluverdi. Derin uykumdan uyandırdı. Neydi aşk? Aşkın ne olduğunu bilmeden aşığım diyebilir miydi insan? Ya da sevgi nedir bilmeden gerçekten sevebilir miydi? Bu diyalog ve kıymetlim sayesinde aşkın gerçekten anlaşılabilir bir şey olduğunu farkettim. Sevgilimle aramızda ki ilişkinin günden güne güçlenmesine, dönüşümüne şahit oldum, oluyorum. Bu dönüşümü; bizlere sevginin, aşkın ne olduğunu eşsiz bir berraklıkla öğreten Platon gibi filozoflara ve en güzel nasıl sevileceğini kelimelerle betimleyen Asaf, Hayyam gibi şairlere borçluyum sanırım. Bu insanlar sayesinde anladım ki, sadece bazıları gerçekten sevebiliyor ve sadece bazıları sevilmeyi gerçekten hak ediyor. Bu sevme-sevilme ilişkisini kavramak için, öncelikle üstadın bizlere tıpkı Şölen diyaloğunda yaptığı gibi aşkı, yani Eros'u, farklı ağızlardan anlatması gerekiyor.

Diyalogta aşka dair altı temel görüşten bahsediliyor. Söze; dönemin amatör bir hatibi olan Phaidros başlıyor. Aşkın zaman kadar eski olduğunu ve Tanrılar arasında en yücelerden olduğunu söylüyor. İnsanın genç yaşlarda aşkı tatmasını istiyor. Erdemli bir sevgiliyi erkenden bulmanın, insanı bambaşka biri yapacağını ve böyle bir aşığı olmayanın, güzel ve önemli işler yapamayacağını söylüyor. Ne kadar çok seviyorsan, Tanrılara o kadar yakınsın, diyor.

Ardından Phaidros'un görüşünü biraz daha detaylandıran Pausanias, söze giriyor. Aştan meşkten bahsediyoruz; ama ortada tek bir aşk yok ki diye itiraz ediyor. "Bence iki türlü aşk vardır: Bir beden zevkleriyle bağlantılı olan, çoğunluğun yaşadığı sıradan aşk; bir de azların yaşayıp ulaşabildiği, ruhsal zevklerle ilişkini olan aşk. " Tabi bunları kendisinden 2300 yıl sonra "Benim için önemli olan iç güzelliktir." diye savunacak olan bir yığın samimiyetsiz aşk böceğine sebep olacağını bilmeden söylüyor. Önemli olan niyet, diyor. Seni iyiye götürmesi için seviyorsan sorun yok, diyor. Ve o dönemin yaygın bir ilişki anlayışı olan homoseksüellikten, diyalog boyunca bahseden ilk kişi oluyor. Tanrısal, ruhça yüksek olan aşkla; erkek erkeğe yaşanan sevdayı bağlaştırıyor. Ama dönemin çok ilerisinde bir atılım yapıyor ve "Bana kalırsa; küçük yaştaki çocukların aşığı olunmasını engelleyen bir yasa olmalıdır." diyerek, tarihteki ilk anti-sübyancı kişi oluyor. Nitekim bu da, geçen yüzyıllara rağmen; sokaklarda yüz yüze bile gelebileceğimiz kimi insanlarca benimsenememiş bir duruş. Sözlerine erdemli, soylu bir kişiyi sevmek gerektiğini; hatta o kişiye deli divane olmakta bir yanlış olunmadığını, böyle kimselere köle bile olunabileceğini söyleyerek devam ediyor.

Sonra söz hakkı, babası da kendi gibi ünlü bir hekim olan Eryksimakhos'a geçiyor. O da "Seveceksen eli yüzü düzgün, erdemli birini seveceksin; gönül bu şuna da konar buna da demeyeceksin." diyor. Ama bir farklılık olarak ölçülü ve uyumlu sevmek gerektiğini söylüyor. Aşkın da birçok şey gibi karşıtların uyumundan oluştuğunu; bu yüzden ruh ve bedeni barıştırıp, ikisini de mutlu etmek gerektiğini söylüyor. Öyle birini sev ki; hem ruhunu hem de bedenini tatmin etsin diye tembihliyor.

Aristophanes, konuya çok başka bir yerden giriyor. Öyle bir mitolojik öykü anlatıyor ki; okurken, kendinizi ciddi ciddi hayal ederken buluyorsunuz. Miti şöyle özetleyebiliriz: "Çok önceden erkek ve kadından ayrı bir cins varmış: Hermafroditler. Evet, bu günkü kullanımı da bu mitostan geliyor. Dört eli, dört ayağı olan bu varlıklar; iki erkeğin, iki kadının ya da bir erkek ve bir kadının birleşiminden oluşurmuş. Zamanında bu cins, Tanrılara sataşmış ve Zeus da ceza olarak bu cinsten olan herkesi, ortadan ikiye ayırmış. Apollon da yarık yerleri dikmiş ve iyileştirmiş. Hatta tüm etlerimizi, göbek deliğimizde toplayıp bağlamış. Orası, o yüzden içeriye göçükmüş. Ve tüm bunlardan dolayı; her insan önceden birleşik olduğu diğer yarısını bulana kadar asıl mutluluğa erişemezmiş. Aşk dediğimiz şey, bu iki kopuk insanın arasındaki çekimmiş." Mitos, kısaca bunlardan bahsediyor. Tabi ki; üstü kapalı bir tek eşlilik, yani herkesin bir diğer yarısı oluşu da önemli. Yani aşk sanıldığı gibi, her çiçekten bal almaktan çok; diğer parçanı bulmakla ilgili.

Ardından; Şölen'i düzenleyen ev sahibi, yakışıklı Agathon söze başlıyor. Aşkın; eski değil gencecik ve yaşlılığa düşman olduğunu söylüyor. Gençler sevmiş, bize de felsefesini yapmak düşer diyor. Ve benzer kişilerin birbirine sevdalandığını; aşkın iyi, erdemli ve taze kalplerde ortaya çıktığını söylüyor. Aşk olmasaydı, huzurun değil savaşın; erdemlerin değil kötülüğün hakim olacağını söylüyor. Ve kaderin zincirlerini sadece aşkın kırabileceğini, yazılmışları sadece onun bozabileceğini söylüyor.

Ve nihayet finalde; kendisinden önce gelen tüm aşk görüşlerini kuşatan fikriyle, Sokrates geliyor. Biraz hınzır, yarı mütevazı, övgüyü ve tatlı dili silah olarak kullanan, ezberleri bozan Sokrates... Herkesi eleştirerek başlıyor sözüne. "Her biriniz tek tek aşkı övdünüz; fakat ben sizlere onu olduğu gibi anlatacağım." diyor ve ekliyor "Her şeyden önce aşk, en iyiyi ve güzeli arzuluyorsa; iyi veya güzel değildir. Çünkü, kendinde olan bir şeyi arzulamak saçma olur." Ardından, bilge ve aşık olunası bir kadın olan Diotima'dan öğrendiklerini anlatıyor. Aşkın iyi veya güzel olmadığını; ama aynı zamanda kötü veya çirkin de olmadığını söylüyor. Ne ölümlü, ne ölümsüz olduğunu; ne en üstte ne en altta olduğunu dile getiriyor. "Aşk var ya aşk, bunların tam ortasında olandır. İyi veya kötü değildir; ama iyiyi, güzeli arzular. Bizi ona götüren araçtır." diyor. "Sevmeden, aşık olmadan; ne erdemi bulursun ne de güzeli.". Ayrıca aşk, ölümsüz veya ölümlü değildir; ama ölümsüzü arzular, ona götürür diyor. Hatta bu yüzden insanlar 'aşkımızın meyvesi' denilen çocuklar yapıyor. Neslini yüzyıllarca devam ettirebiliyor. Bu yolla, biraz da olsa ölümsüzlüğü tadıyor. Ya da farklı bir açıdan bakarsak; insan aşkı, ölümsüzlüğü istediği için insanlar ebedi eserler vermeye çalışıyor. Tabi; kimisi çeşme yaptırıp kendi adını veriyor; kimisi yetmiş sayfalık kitap yazıp adına Şölen diyor, bin yıllar boyunca insanı insana sevdiriyor. Ebediyetin altına, çıkmaz mürekkeple imza atıyor.

Sahiden düşünmek lazım; kaç kişinin elinden geçti, kaç kişinin yüreğine dokundu bu diyalog? Tarih boyunca kimleri erdemli bir aşık haline getirdi? Ya da sırf istatistiksel olarak sorarsak, kaç sevgiliyi buluşturdu acaba? Muhtemelen herhangi bir izdivaç programından daha az kişiyi. Ama bu kitabın sevenlere verdiği kırılmaz zincirlerle; yalancı aşıkların taktığı alyanslar, bir olmuyor tabi ki. Üstadın hakkını fazla fazla teslim aldığını düşünüyorum o yüzden.

Sonunda özetliyor Platon aşkı, Sokrates'in ağzından: "Aşk; iyi, güzel, erdemli ve doğru olana her zaman sahip olma isteğidir. Ve bu bir süreçtir. Kişi önce güzel bir bedeni, sonra diğer bedenleri tadar. Ve bunun kendini tatmin etmediğini fark eder. İnsanların içine, ruhuna, özüne yönelir. Bu kişiler insanda, onlar gibi olma isteği uyandırır ve kişi derin uykusundan uyanmaya başlar. Erdemli biri olmanın ve bilginin tadına ulaşır. Bu ucu bucağı olmayan şerbet denizinden, sonsuza kadar içmek ve böyle bir hayat sürmek ister."

Sanırım betimlenen bu süreç içerisinde asıl zor kısım; sırf bedenleri tatmayı bırakıp, önce güzel ruhları ardından onlar gibi olmayı arzulama kısmı. Bu sıçrayışı yapabilen çok az kişinin olacağını; ama yapanların çoğunun, herkesin dilinde olan gerçek aşkı tadabileceğini düşünüyorum.

Tüm bu konuşulanlardan sonra; zil zurna sarhoş Alkibiades içeriye giriyor ve tüm samimiyetiyle, Sokrates'i ne kadar çok sevdiğini, onu yatağa atmaya çalıştığını; ama Sokrates'in şeytana uymadığını anlatıyor. Ona trip atıyor. Ardından, biraz önce Sokrates'in anlattığı aşka örnek olurcasına; yalın ayaklı, çirkin Sokrates'in erdemli, güçlü ruhuna ve bilgeliğine nasıl hayran olduğunu; bu hayranlığın onu da böyle olmaya ittiğini anlatıyor. Ve diyalog böylece son buluyor.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.552 Oy)8.833 beğeni28.725 okunma833 alıntı139.737 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.313 Oy)19.073 beğeni43.405 okunma3.018 alıntı183.038 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.419 Oy)3.921 beğeni12.981 okunma1.209 alıntı53.010 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.476 Oy)7.878 beğeni21.392 okunma4.009 alıntı129.464 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.895 Oy)8.852 beğeni26.348 okunma2.661 alıntı114.846 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.288 Oy)9.255 beğeni25.647 okunma1.829 alıntı118.819 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.355 Oy)3.450 beğeni10.510 okunma5.259 alıntı95.536 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.719 Oy)13.421 beğeni34.545 okunma3.408 alıntı146.149 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.458 Oy)8.034 beğeni22.799 okunma828 alıntı89.835 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.240 Oy)4.127 beğeni15.786 okunma1.375 alıntı76.510 gösterim
"Bütün kâinat birbirine sevgi ile bağlanmış. Sevgini vermesini öğren. Çünkü gönlün anlasın ki hepsine yer varmış. Sevgisiz insandan dünya, unutma ki korkarmış."
Bu dİzeler Mevlanaya ait buraya yazmamın sebebi Platonun Şölen kitabıyla tamamlanmasıdır.Bir çok düşünür ,bir çok fiolzof, araştırmacı sevgiyi açıklarken ortak bir paydada birleşiveriyorlar.İsterseniz M.ö 427 yılına gidin isterseniz dini metinlere,şarkı sözlerine ,şairin dizelerine,psikoloji kitaplarına ... sevgi dünyamızın yeşeren fidanları,çocukların masum bakışı,annemizin kokusu,ruhun ölümsüzlüğü...
Sevgili bilge Platon bize o karmaşık diyologlardan oluşan yazılarından ziyade şiir tadında nesir yazmış ne güzel de olmuş böyle...neyse şu savaş dolu dünyamızda onun sözüyle bitireyim :...eğer sevgi o zamanlar var olsaydı,o kanlı mücadelelerin ve işkencelerin hangisi gerçekleşebilirdi?...sevginin şarkısına kulak verin :)
Sevgi ve dostluk temellerinin arka planı,antik yunan içindeki sosyal ilişkilerin özü,temeli vs...Platon'a giriş niteliğinde sade dilde,özgün bir eser...
Sokrates in gercek anlamda "Adam gibi adam" oldugunu ogrendigimiz kitap:) estetik uzerine yine ana konusmaci Sokrates sade kolay anlasilir akici bir kitap..
Platon Sokrates in öğrencisi olarak akıl hocasını yere göğe sığdıramadan anlatmış hakkını da vermiş doğrusu. Dostluk bölümünde Sokrates çevresindeki dineyicileri allak bullak ederek, kendi kendileri ile soru cevap şeklinde çelişkiye düşürerek bildiğimiz şeylerin aslında bilmediklerimiz olduğunu pratikle gösteriyor. Harika
Şölen, Platon'un Devlet kitabının bende bıraktığı müspet etkiden sonra heyecanla elime aldığım bir kitaptı.Yine Devlet'deki gibi karşılıklı diyaloglar var fakat aynı etkiyi yakalayamadım. Okunması konusunda ısrarcı olamayacağım.
Sevgi üzerine söylenmiş muazzam cümleler... Tek bir kelimeyle bir kitap yazabilmek mümkün müdür diyecek olursak bu noktada, bu kitaptan sonra mümkündür. Sevgi uzerine soylenebilecek o kadar sey var ki Platon bunu olanca gücüyle satırlarına dokmus. Hayatinizda bu kitabın yeri yoksa eksik yasiyorsunuz gorusundeyim. Okumanizi okutmanizi tavsiye ederim.
Şölen, Platon'u ve onun aşk kavramını nasıl değerlendirdiğini rahatlıkla görebileceğiniz, felsefeyle bağdaşmış, Yunan mitolojisiyle içli dışlı, Sokrates hayranlığının temel nedenlerinin kaynağına ulaşabileceğiniz ince detaylarla süslenmiş bir karışım.
Derinlemesine incelenebilecek bir çok konuşma ve çıkarımlarda bulunulabilecek çok sayıda fikir ortaya atılmış. Buna ek olarak da dönemin bakış açısından bakıldığında oldukça cazibeli ve şirin bir şölen etrafında geçen diyalogların, şimdiki zamana göre kıymetini artırıyor.
Bordo-Siyah Yayıncılığın vertikal, göz yormayan tasarımı ve Veysel Atayman'ın geniş kapsamlı bilgi deposuyla daha da keskin köşelere ilerleyebileceğiniz, son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi.
Bir akşam sofrasında sokrates ve 4-5 düşünür sevgi üzerine fikirlerini söylemeye başlarlar. Keyifli bir şekilde fikir çatışması...Şölen aslında "birlikte içmek" demek....
Platon'un bizim deyimimizle Eflatun'un hocası Sokrates'i konuşturduğu, sevgi ve dostluğun anlamını soru-cevap şeklinde aradığı - belki de soru cevap metodunun en iyi öğrenme yöntemi olduğunun düşündüğü için- felsefeye ilgi duyanlar için okunması gereken bir kitap...
Bir görebilirse insan güzelliğin kendini; her şeyden soyunmuş, arınmış, katıksız! İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, bir tek görünüşüyle Tanrı güzelliğini! Böyle bir güzelliğe gözlerini kaldırıp bakmanın, onunla kaynaşmanın yolunu bulanın hayatını küçümseyebilir misin?
Ah ne iyi olurdu Agathon, demiş, iki insan birbirine dokununca bilgi, dolu olandan boş olana akabilseydi!
Platon
Türkiye iş bankası kültür yayınları
Kötü insan ruhtan çok bedene önem verendir. Kararsızdır, çünkü beden de kararsızdır. Hoşlandığı bedendeki güzellik gittiği zaman, hiç çekinmeden ona ihanet eder, söylediği onca güzel sözün hiçbir değeri kalmaz.
Eros en eski tanrıdır...
Şimdi,ben şunu söylüyorum:seven bir adam,kötü bir iş yaparken yakalanırsa ,yahut bir zarara uğrayıp da,korkaklığı yüzünden kendini koruyamazsa,ne babasının,ne arkadaşlarının,hiç kimsenin onu bu halde görmesi,sevgilisinin görmesi kadar üzemez.Sevgilisi için de aynı şey söz konusudur.
Uzun sözün kısası, șunu diyorum ki ben, Sevgi Tanrıların en eskisi, en saygıdeğeri, en güçlüsüdür ve insanlara hem hayatlarında hem de ölümlerinde erdem ve mutluluk kazandırır.
Bir insan başka bir insan için dostluk, aşk, arzu gibi şeyler duyuyorsa bu duygularının tek sebebi ikisinin ruhları, huyları, adetleri ve görünüşleri arasında bir uygunluk bulunmasıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şölen
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051069616
Kitabın türü:
Çeviri:
Eyüp Çorak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Baskılar:
Şölen-Dostluk
Şölen
Şölen
İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platon'un ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli bir üslupla ele alındığı; sanatla felsefenin, edebiyatla bilimin içi içe örüldüğü bir edebiyat şaheserine temel olur.

Derin düşüncelerle eğlendirici hikâyelerin karışıp kaynaştığı, sanatın bilin ve felsefeyle buluştuğu bu eser, insana dair en esasi konulardan birini, aşkı el almakta ve Platon felsefe sine olduğu kadar Yunan düşüncesine de bir giriş niteliği taşımaktadır.

Kitabı okuyanlar 288 okur

  • Ezel Sarıtepe
  • Bambukurdu
  • Şeyma

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0