e ❃ ⁂ ❀ ︎

e ❃ ⁂ ❀ ︎
@amass
𝓣 ♡
psikoloji
118 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Can sıkıntısı içsel bakışa ilişkindir ve bir hikayeye kendini kaptırarak ya da bir resme ya da bir manzaraya dalarak, bir müziğe kulak kesilerek uyanabilir. Byung-Chul Han'ın can sıkıntısı övgüsü aslında düşünceye dalmanın övgüsüdür ve düşlere, düşüncelere dalmak bize zamansallığa erişimi geri kazandırır: "Sürenin biçimleri ve durumları aşırı hareketlilikten sıyrılır." Ona göre insana özgü olan eylem değildir. Hannah Arendt'in düşündüğü gibi, derin düşüncedir.
Sayfa 59·Kitabı okudu
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Freudçu kurama göre -ebeveyn buyruklarının içselleştirilmesiyle oluşan- üstbenliğin iki yüzü vardır. Çalışmayı ve hazzın toplumsal zorunluluklara feda edilmesini talep ettiği gibi, ebeveynin hayat vermiş olmasına saygı gereği, kendini gözetmeyi ve kendine iyi bakmayı da talep eder.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Edebiyat
1860'lı yılların Rus entelektüeli Nikolay Dobroliyubov'a göre Oblomov Sendromu olan oblomovşçina yaşama arzusunun ezildiği dönemlere özgü bir belirtidir. Toplumsal düzeyde biz de 19. yüzyıl ortasındaki Rusya'ya döndük. 19. yüzyılın Oblomovları, bugünküler gibi, öyle olduklarını bilmeyen protestoculardı. Gerçekten de Oblomov'u Christophe Bouton gibi "aciliyete karşı savaşımın bir öncüsü" gibi göresi gelir insanın. Görünüşe bakılırsa güçlü duygulanımları reddedişleri onları, hızlandırılmış toplumun getirdiği uyarılarımları dindirmek için alkolle ve eğlenceyle kendilerini sersemletenlerden ayrı tutar. Bir Oblomov günlük yaşamın küçük zevklerinin tadını çıkarmanın inceliği üzerinde durur, derinlere dalıp gitmeyi bilir, süratin ve atılganlığın nasıl bir yüzeysellik taşıdığını sezgileriyle bilerek itkilere direnir. Ama ona katılmaksızın hayatın geçip gitmesine izin verir. Oblomov artık geç bile kalmaz. O da sahibi olabileceği zamanı kaybetmiştir. Bunun tersi bir tutum almak kendi yolunu bulmaya yaramaz.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Edebiyat
Kimi zaman bazılarımız doğayla toplumun uyum içinde olmasının hayalini kurar. "Kronobiyolojiyi" destekleyen de bu hayaldir. Kronobiyoloji, aslında, herkesin içindeki saati toplumun zamanının dış saatleriyle uyumlu kılarak, genetik ritimle toplumsal ritmi dengeleme isteğinden kaynaklanır. Buna göre hepimizin bir iç saati vardır. Kiminin erken, kiminin geç yatıp kalkmasının nedeni kapris değildir. Demek ki her birimize özgü bir "kronotip ", yani zamanla olan doğal bir ilişki tipi vardır. Böyle bir durumda ise herkesin kendi kronotipini bilmesi yeterli olacaktır ve daha iyi düzenlenmiş ve daha az zorlayıcı bir toplum varsayımından hareketle herkes toplumsal ödevini, gerektiği kadar uyuma ihtiyacıyla örtüştürebilecektir. Zamanla olan kişisel ilişkinin biyolojik bilgisi olarak kronobiyoloji, böylece, düşlenen kente ve olamayacak bir kente, bir yere ya da mutluluğa ya da yok-yerlere dair yeni bir ütopyayı esinleyebilir. Bu ütopyanın sorunu, başka birçok ütopya gibi, egemen olma arzusunu barındırmasıdır. Biyoritim ütopyası da yine gecikmeleri ortadan kaldırmayı. hedefler. Kişisel farklılıkların olması kabul görür ama fazla rahatsız edici olmaması koşuluyla. Biyoritim ütopyası, doğayla toplumun uyum içinde olmasına duyulan sözde bir iyi niyetliliğin perdelediği, okültizm ve otoriterlikten başka bir şey içermeyen özlemin çağdaş bir varyantıdır. Bedene ya da yıldızlara yazılmış kadere inanmak aynı şeydir. Her iki durumda kendini her zaman bir tutarsızlıkla, bir kopuklukla, bir uyumsuzlukla gösteren arzu görmezden geliniyor demektir.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Edebiyat
İster istemez uzun olan okumaları bir yaşla, bir şeyle, hatta bir mevsimle örtüşür. Kitap bitirildiği anda unutulmayacak denli uzun olduğunda yaşanmış hayat ile yaşanmamış hayat iç içe geçer.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Edebiyat