Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
Ne var ki şöhret acayip bir şeydir. Bazıları öldükten sonra ün kazanır, bazıları da yok olur gider. Bir neslin hayranlık duyduğu şey diğer nesillerin tiksintisini uyandırır.
Akhilleus, dünya kadar derin gözleriyle beni seyrediyordu.
“Benimle gelecek misin?” diye sordu.
Aşkın ve kederin asla sona ermeyen acıları. Belki başka bir hayatta
bunu reddeder, saçlarımı yolarak ağlar, onu seçimiyle tek başına yüzleşmek zorunda bırakırdım. Bu hayatta değil. Akhilleus Troya’ya yelken açacak, ben de onun peşinden gidecektim. Ölüme bile. “Evet,” diye fısıldadım. “Evet.”