Antonio José Bolívar Proaño, takma dişlerini çıkarıp mendiline sarmaladı ve bu trajediyi tetikleyen gringoya, Belediye Başkanı'na, altın arayıcılarına, canından çok sevdiği Amazon Ormanı'nın bekâretine göz diken herkese lanet okudu; sonra palasıyla kestiği kalın bir dalı baston gibi kullanarak El Idilio'ya, barakasına ve birbirinden güzel sözcüklerle aşktan bahsederek insanların ne kadar barbar olduğunu ona unutturan romanlarına doğru yola koyuldu.
CHE
Adı Ernesto Guevara idi ve henüz Che olarak tanınmıyordu. 1952’de Güney Amerika yollarında maceraya atılmıştı. Leticia bölgesinde, Amazon Nehri kıyılarındaki bir futbol takımının antrenörüydü.
Amazon selvasında ilk kadın ve ilk erkek birbirlerine merakla baktılar. Bacaklarının arasındaki şey çok tuhaftı.
"Seninkini kestiler mi?" diye sordu erkek.
"Hayır," dedi kadın. "Ben hep böyleydim." Erkek onu yakından inceledi. Başını kaşıdı. Orada açık bir yara vardı. Şöyle dedi:
"Sakın yukka, graviola ve olgunlaşınca yarılan herhangi bir meyveden yeme. Ben seni iyileştireceğim. Sen hamağa uzan ve
dinlen."
Kadın boyun eğdi. Sabırla otlardan yapılmış bulamaçları yedi ve erkeğin merhemlerle, yağlarla kendisini ovmasına izin verdi. Erkek ne zaman ona, "Hiç endişelenme," dese, gülmemek için dudaklarını ısırmak zorunda kalıyordu. Oyun hoşuna gidiyordu, ama aynı şeyleri yemekten ve sürekli hamakta yatmaktan artık sıkılmaya başlamıştı. Meyvelerin tadını düşündükçe ağzı sulanıyordu.
Bir akşamüstü erkek ormanın içinden koşarak geldi. Mutluluktan havalara uçuyor ve bir yandan da haykırıyordu: "Buldum, buldum!" Erkek maymunun bir ağacın dalları arasında dişi maymunu nasıl iyileştirdiğini görmüştü.
Kadının yanına yaklaşarak, "İşte böyle," dedi. Uzun kucaklaşmaları bitince yoğun bir çiçek ve meyve kokusu havayı doldurdu. Yan yana yatan bedenlerden daha önce görülmemiş buharlar ve ışıltılar yükseliyordu ve o kadar güzel görünüyorlardı ki, güneşler ve tanrılar utançtan ölüyordu.