Bu dünyadan bir Selim Işık geçti, kimse farkına varamadı.
Soyismi Işık olup karanlıkta kalan bir insanın serüvenini anlatıyor.
Kitabın birçok yerinde kendimize rastlıyoruz. Tabii Selimler ve Selim gibi hissedenler için geçerli bi görüş. Postmodernliğin öncüsü olmasından sanırım. Acılar benzerdir, hisseler eşittir. Aynı acıyla sınanmış olan herkes benzer hisleri yaşıyor bunu biliyordum ama bu kitapla birlikte doktrin oluşturdum kendime. Selim’in sancılı varoluş mücadelesinde kendimize rastlıyoruz. Selim doğdu, Selim büyüdü, Selim olgunlaşmaya başladı, olgunlaşmaya başladıkça sorgulamaya başladı, sorgulamaya başladıkça paradoksa yenildiğini hissetti. Selim küçüklüğünden beri çok güçlüydü ama o duygusallığı ve girdiği toplumlarda kabul görmeyeşi (-ki kendiside girdiği hiçbir toplumu kabul etmedi onurlu bir savaş içerisindeydi kendi benliğiyle.) onu gittikçe güçsüzleştirdi. Selim anlaşılmadı. Anlaşılamadı. Franz Kafka- Dönüşüm, hamamböceği, Ivan Gonçarov- Oblomov, gibi aynı ruhsal çöküntüyle mücadele eden birçok eseri ve yazarın etkisini görebiliyoruz Selim’in hayatında. Bu kitabı okumadan önce Dönüşüm ve Oblomov kitaplarının okunmuş olması kitapla aramızdaki bağı daha da güçlendiriyor. Üzüldüğüm tek nokta nasıl ki dilimize Oblomovluk diye bir kelime kazandırıldıysa Selimlik diye bir kelime de kazandırılmalıdır. “Selimlik”
kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç püskürtüyor beni dünyaya bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni Atlantik ve Pasifik ve beş kıta koşmam gerek yetişmem gerek yazgıma tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek
“esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin niçin, niçin, niçin kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin! Uzıııı yola çıkmaya hüküm giydim. Beyazların yöresinde nasibim kalmadı yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim zorbaların arasında tehlikeli bir nifak uyrukların arasında uygunsuz biriyim vahşetim beni baygın meyvalarm lezzetinden kopardı kendime dünyada bir acı kök tadı seçtim yakın yerde soluklanacak gölge bana yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir? Başım açık, saçlarımı ikiye ortadan ayırdım kimin ülkesinden geçsem şakaklarımda dövmeler beni ele verecek cesur ve onurlu diyecekler halbuki suskun ve kederliyim korsanlardan kaptığım gürlek nara işime yaramıyor rençberlerin o rahat ve oturmuş lehçesinden tiksinirim boynumda bana yargı yükleyenlerin utançlarından yapılma mücevherler sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası bazı geceler çıkarken uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta gibi lükslerim de burda kalacak siparişi yargıcılar tarafından verilmiş bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım burada bitti artık işim, ocağım yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim.