Avrupa diye bir bölgenin, Amerika diye bir kıtanın adı bile bilinmezken, Ortadoğu’da insanlar bilim üretmiş, medeniyet üretmiş, tarih yapmışlar. Bugün dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herhangi bir insan, bir sebeple hep oraya mecburdur, geçmişinin orada olduğunu görür. Bunun adı bazen tarih, bazen ırk, bazen din olur ama mutlaka bir göbek bağı insanları Ortadoğu’daki kadin hafızalara, insanlığın hafızasına bağlar. Çünkü Allah peygamberlerin ekserini o bölgeye göndermiş, oradaki insanları muhatap almıştır. Hristiyanlık veya Musevilik bir Batı dini değildir, yani; bilakis birer Doğu dinidir; tıpkı İslamiyet gibi.
Garip bir yer Amerika. Sandığımdan da kelek. Kuzeyi daha başkadır mutlaka. Benim gittiğim çok özgün bir yer, ama amerikalılık aynı. Amerikalılık, diye bir şey var. Bunun, ulusla, dinle, ırkla ilgisi yok. Dolarla ilgililer. Ortak dil, yeşil dolar. Her şey bir para getirmesi amacıyla yapılıyor, para getirmeyecek şey yapılmıyor. Niye yapılsın? Neye yararı var? Yaşam ticaretten ibaret. Bütün dünya büyük bir pazar, hatta artık onlara küçük geliyor, onlar yeni pazarlar arıyorlar. Onlar bunu kendi adlarına olduğu kadar, torunları için, çok kutsal olan aileleri için de yapıyorlar; yani bir devlet adına koşturuyorlar hepsi, onların ailelerinden oluşan devlet Amerika Birleşik Devletleri!
Amerika'da 1993-2009 yılları arasında pazarlanan "Seroxat adlı antidepresan ilaç için yan etkilerden, intiharlardan ve intihara teşebbüslerden ve ilaç satışlarındaki kanunsuzluklardan dolayı 1 milyar dolara yakın ceza kesildi.
ilk uygarlıkların beslenmesine yarayan Yakın Doğu’daki arpa ve buğday, Asya’daki darı ve pirinç ve Amerika kıtasındaki mısır ve patates gibi besin maddeleri tesadüfen keşfedilmemiş, bunlar ilk çiftçiler tarafından istenen özelliklerin seçilip üretilmesi gibi gelişkin bir evrimsel sürecin sonucunda ortaya çıkmıştır.
Afrika ve Amerika'nın keşfi ve sömürüsü, Avrupalıların verel halklara eşitsizliği dayatma girişimlerini açığa vurması bakımından da bir o kadar aydınlatıcıdır. Yerliler zaten ta-rımla uğraşıyorsa ve eşitsizlik psikolojisine alışmışlarsa bu tarz dayatmalar çok daha kolay oluyordu ama eşitsizliği son derece rahatsız edici bulan avcı-toplayıcılar için durum böyle değildi. Avrupalılar tarımla uğraşan topluluklara egemen olmaya kalkıştıklarında bu topluluklar genelde yeni efendilerine hemen boyun eğiyorlardı. Bu tarz toplumlarda köylüler zaten ağır vergiler altında eziliyor ve kendi aristokrasilerinin kötü muamelesine maruz kalıyorlardı, hâkimiyeti kimin ele geçirdiği onların hayatında önemli bir değişiklik yaratmıyordu. Oysa avcı-toplayıcı toplumlar genellikle sömürgecilere karşı bazen kuşaklar boyunca mücadele vermiş, sonunda da kendilerinden daha büyük ve daha iyi silahlanmış olan Avrupalı güçlerin egemenliği altına girmişlerdi.