Ne diyebilirim ki babacığım, dünya daha iyi bir dünya değil. Her şey çekilmez bir hal aldı. Kabaca özetleyeyim istersen. Büyük bir ekonomik krizden geçiyoruz, Amerika özgürlük ve demokrasi uğruna cinayet işliyor, doğuda-batıda silah ticareti devam ediyor, Afrika’da açlık-sömürü-salgın üçgeninde her dakikada onlarca insan ölüyor, Avrupa’da eline silah alan okul basıyor, faili meçhul cinayetlerin failleri hâlâ ve fena halde meçhul, kaçak işçiler kaçak atölyelerde çürüyor, tersaneler eğitimsiz işgücüne mezar oluyor, gazete manşetlerinde sıfatlar kirliliği sürüyor –bilirsin işte; derin devlet-sarı sendika-yeşil sermaye–, dünyanın bir köşesinde çocuklar beş yaşına gelmeden ölürken bir diğer köşesinde beş dakikada bir estetik ameliyat yapılıyor, genetik araştırmalar aldı başını gitti… Efendim? Bu kadar yeter mi dedin? Yetmez babacığım, söylenecek daha çok şey var, gerçeklerin yanında bu dediklerim çerez kalır. Gerçi bildiklerimiz de birtakım egemen güçlerin, sermaye gruplarının, iktidarların, artık ne dersen de onlara, işte o orostopolların yutmamızı istedikleri drajelerle sınırlı.
Alıntı
Şimdi ne olacak? Hiçbir şey olmayacak, Cevdet Sunay, Sovyetler'e gidip memnun, döndüğünü söyledi. Ben hiç memnun olmadım. Nefer olarak başkomutan "Togan"la nasıl ayrı fikirdeysem, "hiçbir şey" olarak "Cumhurbaş-kanı" ile de öylece ayrı fikirdeyim. Kendisiyle birlikte giden Türk gazetecilerden birine bir Rus gazeteci "görü-yorsunuz ki insan yemiyoruz" demiş. Bizim saf gazeteci de kendisini yemedikleri için memnun. Evet, insan yemiyorsunuz ama insan yiyen yamyam-ların bin yıl düşünseler akıllarına gelmeyecek vahşetleri yapıyorsunuz. İnsan yemiyorsunuz ama Macaristan ve Çekoslovakya'da insanları sürüyle öldürüyor, Finlandiya ve Romanya'dan zorla toprak alıyor; Estonya, Letonya ve Litvanya devletlerini ortadan kaldırıyor, milletlere hürriyet yalanı ile ortaya çıktığınız halde Azerbaycan'ı, Alaş Orda'yı, Buhara'yı yok ediyor, milyonlarca insanı Sibirya'da aç ve sefil zorla çalıştırarak ölümlerine sebep oluyorsunuz. Katyn ormanında 8000 Polonyalı subayın canına kıyıyor. Kırım Türklerini topyekûn Sibirya'ya sürüp yarısını yollarda harcıyor, Ankara'daki Alman elçisine kendi elçilik memurlarınızla suikast yaptırıyor! Doğu Amanya denen kukla devlette kurduğunuz "Bizim Radyo" ile her gün Türkiye aleyhinde veryansın ediyor-sunuz. Bunlar da yetişmiyormuş gibi bizden, kendinizi çok kuvvetli hissettiğiniz anda toprak istemiştiniz. Daha ne yapacaksınız yoldaş? Bu yaptığın bir kere yapılmış değil ki sana güvenelim. Bu yaklaşman dost-luktan değil, işlerinin sarpa sarmasından, Amerika'dan, Batı Almanya'dan ve Çin'den korkuyorsun. İçerdeki Türklerden korkuyorsun. Biçimine gelirse birkaç haftada yok olman işten bile değil. Bunu sen de biliyor, onun için yaklaşıyorsun.
Sayfa 252 - 253 Ötüken, 1969 Sayı 12·Kitabı okuyor
Reklam
Bir gün telefonda yine arandım. Bu seferki gayet yaşlı bir sesti. Anladım: Bizim Zeki Velidî Togan hoca. Kendi kendime "mutlaka hocanın bir işi olmuştur. Olmayınca aramaz" dedim. Çünkü bizim Togan Hoca çok çıkarsal (!) kişi olmuştu. Tahminim doğru imiş. Yıllarca önce Hoca'nın arsasına tecavüz etmişlerdi. Mahkemede ben-den tanıklık istiyordu. Adaletin huzuruna yalnız sanık olarak değil ya, ara sıra tanık olarak da gidecektik. Hoca'ya karşı fena halde öfkeli olduğum halde kabul ettim. Çünkü Hoca 80 yaşında olduğu halde hâlâ keyfe-diyor, ya kongrelere katılıp toylarda yemek yiyor, ya Acem şahının çağrısına uyarak İran'a gidiyor, yahut da Amerika, Avrupa, Hindistan, Pakistan, Japonya, hatta Moğolistan'dan gelen ilmî sorulu mektuplara ilmî cevaplar veriyor, 60 yıldır topladığı notlarını derleyerek hazır duran bunca değerli eserleri yayınlamak zahmetine katlanmıyordu. Mükrimin Halil nasıl "Esâfil-i Şark" kahvelerinde lâklakıyyât yaparak bilgisine göre hemen hiç eser vermeden gittiyse Hoca da kendisinden başka kimsenin okuyamayacağı not dosyalarını ziyan edecekti. Kendisiyle bu konuda birkaç defa tartıştım. Hatta ara-mızda tatsız konuşmalar da oldu. Fakat hiç beni dinler miydi? Ben Türkiye Cumhuriyeti ordusunda askerliğimi er olarak yapmış, Sabahattin Ali üstteğmen olduğu halde ben onbaşı bile olamamıştım. Zeki Velidi ise Başkurt ordusunun başkomutanı idi. Elbet beni dinlemezdi. "Şu türlü dillerde sayfalar dolusu mektuplar yazarak günleri heba etme" dediğim zaman bana, Türk lehce ve ağızları arasında özel bir lehçe olan ve yalnız kendisi tarafından konuşulan "Togan Lehçesi" ile "ben munlarla yaşayu-rum" diye cevap verdi. Anlaşılan Hoca övülmekten hoş-lanıyordu. Çünkü o mektupları yazanlar onun ilmini övdükten sonra bir mesele üzerinde bilgi istiyorlar. Hoca İstanbul
Sayfa 251 - Ötüken, 1969 Sayı 12·Kitabı okuyor
Kongre üyelerinin çoğu, Amerika'nın yaptığı dış yardımın dörtte birinin doğrudan İsrail'e verilmesinden utanç duyarlar ve oylamalarda “evet” oyu vermiş kişi olarak kayıtlara geçmekten de rahatsızdırlar, İsrail'e yapılan Amerikan yardımı, ortalama bir ülkenin yıllık ithalatına ya da ihracatına eşit olabilmektedir. Kongre üyelerini ne yazık ki daha çok utandıran şey, Lobi'nin birgün onları yerlerinden edeceği korkusudur.
Sayfa 95 - Pınar Yayınları, Ekim 1994, [ISBN: 975-352-059-X]·Kitabı okuyor
Araştırma-İnceleme Siyaset-Politika Tarih
Michael H. Hart, Dünyaya Yön Veren En Etkin 100 İsim
Michael H. Hart, Dünyaya Yön Veren En Etkin 100 ismiyle Türkçeye çevrilen eserinde, birinci sıraya Hz. Muhammed'i (s.a.v.) koymakta oldukça haklıdır. Bu eserinde ele aldığı şahıslarla ilgili kıstaslarını özetleyecek olursak şu maddeleri zikredebiliriz: 1. İlgili şahıs olmasaydı aynı tarihi olayların olması ihtimalini ele almıştır. Eğer ilgili tarihî şahıs olmadığında aynı olayın başkası tarafından gerçekleştirilmesi mümkün görülüyorsa bu eksi bir puan olarak alınmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.) olmasaydı birçok önemli olay ortaya çıkmayacaktı. Bu etki düzeyinde ilk sırayı almasında etkili olmuş olmalı. Biz zaten bu duruma sıkça atıf yaptık. 2. Toplumsal hareket ile kişisel etki arasını ayırmıştır. Örneğin, bunu şöyle ifade ediyor: "Bu duruma çarpıcı bir örnek; Muhammed'in, İslam dininin şekillenmesindeki kişisel etkisinin, İsa'nin Hristiyanlığın sekillenmesi uzerindeki etkisinden çok daha fazla olduğu yolundaki inancım nedeniyle Muhammed'in, İsa'dan daha üst sırada olmasıdır." Hart kitabında şunları kaleme almaktadır: "O, tarihte hem dinî hem de din dışı alanlarda üstün başarı göstermiş tek kişiydi. Mütevazı kökenlerden gelen Muhammed, dünyanın en büyük dinlerinden birini kurdu ve son derece etkili bir siyası lider oldu. Bugün ölümünden on üç yüzyıl sonra, etkisinin gücü ve yaygınlığı hâlâ sürmektedir. Bu kitaptaki insanlarn gogunlugu, uygarlk merkezlerinde, kültür düzeyi yüksek ya da büyük siyasal önem taşıyan ulusların üyesi olarak doğmuş ve bu ortamlarda yetiştirilmiş olmanın getirdiği üstünlüğe sahiptir. Muhammed ise 571 yılında Arabistan'in güneyindeki Mekke şehrinde, o zamanlar ticaret, sanat ve bilimin merkezlerinin çok uzağında olan, dünyanın geri kalmış bir yerinde doğmuştu. Hart, başka bir yerde şunları kaydetmektedir: "Peygamberlerinin söylemiyle coşmuş
Sayfa 405 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
7 Aralık 1941'de Japonya tarihin en büyük ahmaklığını yaparak "Ben dünyanın yeni süper gücüyüm" dedi ve Pearl Harbor Saldırıs'ını gerçekleştirdi. Japon-Çin Savaşı'nda aldığı zafer ve Sovyetlerle yaptığı sınır antlaşması Japonya'nın bir hayli onurunu okşamıştı, adeta kendisini dev aynasında görüyordu. Tabi ki Amerika'nın da beklediği buydu. Belki de Japonya'nın kendisine saldıracağı istihbaratını almıştı da bilerek önlem almamıştı. Çünkü Japonya'nın Pearl Harbor Saldırısı'nı gerçekleştirmesi, Roosevelt'in Amerika Birleşik Devletleri'ni savaşa sürüklemek için halka sunabileceği harika bir nedendi. Japonya'nın bu eylemi uyuyan yılanı uyandırdı ve Amerika, Japonya'ya savaş ilan ederek II. Dünya Savaşı'na resmen dâhil olmuş oldu. Bu ana kadar hiçbir ülke içerisinde bulunduğu harbin II. Dünya Savaşı olduğunu bilmiyordu. Pearl Harbor Saldırısı ile birlikte bu harbinin adı artık herkesçe "II. Dünya Savaşı" olarak anılmaya başlayacaktı.
Tarih
Reklam
Reklam