• Acıya o kadar aşinayız ki artık gözyaşları değil sözler akıyor. Yaşlılar içten dua ederken onları incelerim ve bir şey fark ettim; onların göz yaşları yoktur, ihtiyarların gözyaşları sözlerinden akar. 21.yy dışı genç içi yaşlı ne çok genci var. O kadar ağladık ve üzüldük ki akıtacak sözler kaldı bi tek.

    Bütün kitaplar ya empatinin ya da biyografinin ürünüdür. Kurguları, fantastik olanlar dışında hep hayatın içinden alıntılar, bu yüzdendir kalbe ve ruha kitap en iyi arkadaş.

    Kime sorsanız hayatımı yazsam roman olur derler. Roman olmanın önemini bilirler. En cahilinden tutun en bilgilisine herkes okumanın ve yazmanın bir çığlık olduğunu, bende varım, yaşıyorum ve yaşadıklarım bence çok zor, gücümü ayakta duyurmamı sağlayan bir çok şey var diye bir ifade şekli olarak romanı seçer.

    Anlatsak roman olur her birimizin hikayesi. Tıpkı parmak izleri gibi eşsiz hikâyelerimiz vardır, romanlaşacak hikayeler. Başlangıçta belki aynıdır bir başkasıyla hikayemiz orda şöyle bir söz duyulur "ama benim böyle bir farkım var, daha fazlasını yaşadım" der ve eşsiz hikayesini romanlastırır insan. Ama ile önceki benzerliği çürütmüş kendini ifadeye başlamıştır bile.

    Hikayeler de benzerlikten başlar yaşadıkça değişir. Tıpkı bir anne ve bebeğin arasindaki ilk bağ gibi. Ilk doğduğunda bebeğin topuk izi ve annenin parmak izi aynı olur. Zamanla bebekte erişkin olur ve işler değişir. Artık hayat, Allahtan rahime verilen ve ordan dünyaya sorunsuz gelen canıyla birey olarak yoluna devam eder.

    Waris de böyleydi. Annesine çok benziyordu. Zamanla coğrafyasının dayattığı acıları, inançları onu da buldu. Üstelik 3 yaşında bir bebekken. Bakın bebek diyorum kadın değil. Cinsiyet farkındalığı henüz başlamamış bir canlıyken, büyüklerin çokta iyi bildiği cinsiyet farklılığını yaşamaya aday bir bebek.


    Çoğu zaman midem bulandı, okuyamadim. Okurken yer değiştirdim durdum. Huzursuz oldum, şükür ettim, yeri geldi ağladım, tüylerim diken diken oldu. Sonra boşluğa daldı gözüm bunlar gerçek hala bunlarla karşılaşan binlerce bebek var, dünya hala bir bebeğin kız oluşuyla sessizliğe gömülüyor diye var olan dehşeti tekrar yaşadım.


    Dünyanın her yerinde farklı kültürler vardir ve bu farklar icinde ortak bir nokta kız çocuğu namustur algısıdır. Namus algısı kadından gecer. "Kırmızı Pazartesi" Gabriel Garcia Güney Amerika'nın kasabalarının birinde gecen namus cinayetini anlatırken, bir sözcükler dizi kurar "...bir sessizlik oldu, kız çocuğu doğdu sanki." Türkiye'den tutun Amerkaya böyle bir tabiri kadın yazısında ortak dile getirebiliyorsunuz. Dünyanın en eski tarihlerinden tutun günümüze her zaman kadın hakları ile ilgili tartışmalar ve çareler aranmıştır. Kıymetli ve çok zor bir şeydir kadın olmak. Toplum onu korumak istemiş ama neden. Hep erkeğe verilen kıymetin ürünü bu paravan değerler.

    Islamiyet öncesi kız çocuklarının diri diri gömülmesi geliyor aklıma. Bu düzeni değiştiren dinime şükür ediyorum. Şükür ederken aklıma her şeyini kızına danışan Peygamber (s.v.s) geliyor. Kızı Fatma (a.s) odaya girdiğinde ayağa kalkan bir Peygamber (s.v.s). Sonra erkek çocuk düşkünlükleri geliyor aklıma; Allah en sevdiği Peygamberimizin (s.v.s) soyunu kızından sürdürmüş. Tüm erkek çocukları ayaklanmadan göçüp gitti dünyadan. Apaçık kıymet verdi dinimiz. Kur'an-ı Kerim okunup anlaşılsa gerçek manasıyla yeryüzünde en kiymetli varlığa kadın dediğinin açık delilleri ile doludur. Cenneti o vaad edilen sonsuz güzelliği annelerin ayaklarına serecek kadar bir kıymet. Ve her uyarı ve korunma ayeti duygusallıktan, kırgınlıktan dolayı geldi. Kadın narindi ve onu ondan güçlü olan erkek korumalıydı. Böyle şükürlerin kaynağından bahsetmeden gecmek istemedim.

    Diğer yandan kültürlerin kızları sakınma ve koruma şekilleri farklıdır. Burda şunu diye biliriz;

    "Cografya kaderdir."

    Ibni Haldun

    Coğrafya kaderdir. Türkiye'de töre adına bir takım şeyler olur. Töre diyince akla kadın gelir, oysa töre toplum kurallarının yazısız sosyal hali olarak gecer. Kadın=Töre tabiri nerden çıktı. Tabi ki namus sadece kadındır algısından. Biz böyle kaderleri yasarken, yeryüzünde farklı adetlerle yine kadın olmaya dayatılan ağır bedeller var.

    Afrikada halen sürdürülen, hatta göç ettikleri batıda bile bu adetleri sürdüren insanlar var. "Kadın sünneti" Waris bunu büyük bir cesaretle dünyaya duyurdu. Hala bunun olmaması için savaş veriyor. Çeşitli çalışmaları var.

    Waris: Çöl çiçeği demek. Çölün ortasından acılarıyla yeşeren bir çiçek. Adının anlamı ile özdeşleşen kaderini antacak en guzel isme sahip olan Waris; adının anlamını kitaba veriyor. Güzelliği ile tüm dünyanın ilgisini ceken bir guzellik. Bir manken. Güçlü bir kadın, her şeye rağmen topraklarına bağlı ve sevgisini her fırsatta dile getiren bir vefa.

    Waris'e ne oldu?

    Waris 3 yaşındayken çöl ortasında sünnet edildi. Kadınlığı alındı. Allah onu kusursuz yaratmışken, yaratılan kul onda hata aradi ve onu sakat bıraktı. Bu olay esnasında binlerce kiz ölüyor. Sağ kalanlar ise çeşitli sağlık sorunları yaşıyorlar.

    Waris 12 yaşına gelince babası tarafından yaşlı bir adamin 4.cü karısı olarak 5 deve karşılığı satılıyor. Burda başına gelen korkunç olaya dur diyemeyen o küçük kız artık dur deyip, kaçıyor. Yazgısında büyük işler vardı çölü aşıp Amerikaya gelene kadar bir cok olay yaşıyor. En sonunda dünyanın merkezi olan bu yerde güzelliği ile keşfediliyor ve bu keşif ona coğrafyasındaki sessizlik sembolü kızların çığlığı olma imkanı veriyor.

    Tüm dünyaya ben sünnet edildim deyip, ilgiliyi coğrafyaya çekiyor. Ve artık cesur bir ses dimdik durup Tanrı'nın kusursuz yarattığında kusur aramayın diyor.


    Gercek bir hüznün hikayesi bu. Otobiyografik eserler okurken insan tuhaf oluyor. Kurgu yok ve direk gercekle başbaşasın üstelik bunu yaşayanın sözleri ile. Acaba yazarken nasıl ruhlara büründü? Şüphesiz can acıtıcı her sözü dışa akmasada içe akan yaşlarla dökmüştür.

    Farkındalıklar adına okunmalı! Okumak istemeyenler için filmide var izlenebilir. Rahatsız edicide olsa dünyadan gelen seslere kulak vermeliyiz. Bizi duymalarını isterken biz sağır olmaya kalkışmayalım.


    Keyifli okumalar!
  •     AKINCI ŞİİRİ -1
              
                Ruh idealime sonunda kavuştum
                Mukaddesatımı çiğnetmedim
                Ve çiğnetmeyeceğim
                Fikrimde acı bir sancı
                İşte geldim,eskimez akıncı...

                Ne gün dönecektim yurduma
                Mermerlerin Nabzına
                Tekbir nidalarıyla
                Ayak seslerimi Amerika'da
                Duyurmaya geldim...

                Sıyrıldım tüm zincirlerimden
                Geçtim işte kendimden
                Benim bir adım da serdengeçti
                Hey yaşayan ölüler!
                Sevinin şimdi,Akıncı geldi...

                                                                 14.08.18
  • Latin Amerika kültürünü ve yaşayışını takip eden biri olarak oldukça beğendim. Amado kitaplarının şuana dek okuduğum ilk kitabı. Çevirinin başarılı oluşu, Amado'nun mükemmel kurgusu ve anlatımı sayesinde, kadınları ve onların varolma çabalarını bir kez daha zihnimde hissettim, anladım... Günümüz feminizmini eleştirsem de, Teresa Batista'nın bu konuda bana olumlu katkılarda bulunduğunu rahatça söyleyebilirim.
  • Amerika'yı boykot ediyormuşuz. Vatandaşın biri de diyor ki " bundan sonra yerli malı kullanacağız." Kardeşim bana yerli malı söyler misin? Ürettiğimiz araba, telefon, kamera... Elimizde iPhone, Samsung ile sağa sola atar yapmak anlamsız.
    Bir yandan dolar yakan vatandaşlar var. Yani insanları rencide etmek istemem ama dolar yakan insan da gerizekalıdır kusura bakmayın. En kibar böyle dile getirebilirim düşüncemi.
    Yıllarca tüketen, yiyen bir ülke olduk. İyi kötü zamanlar geçirip buraya geldik ama değişen ne oldu? İnsanlarımızın zihniyeti hep aynı. O yüzden bugün bu durumdaysak kimseye kızmayacağız. Suçlu biziz. Almanya zamanında olağanüstü bir enflasyon ile karşılaştı. Ama o günlerden bugüne geldiler. Biz ki bütün milletlerden, devletlerden daha kötü şeyler yaşamış, başına gelmedik şey kalmamış bir milletiz. Neden hala ders çıkarmıyoruz? Neden yani? Nedeeeen?
    Çocuklarınızı bilime yönlendirin. Sanata, spora yönlendirin. Edebiyata yönlendirin. Bunları kimse profesyonel olarak yapmak zorunda değil ama bunlar her insanın bir kere dokunması gereken mucizeler. Ama " bizim oğlan yapamaz" " ay koşmasın terler" " ay resim yapıp ne olacak" gibi düşünmekten, aklı selim konuşmaktan uzak cümleler kurarak, bu ülkenin geleceğinde rol oynuyorsunuz, sayın ebeveynler.
    Elektronik aletlere boykot uygulanıyor ama ABD ile 11 milyar dolarlık uçak satın alım anlaşması halen iptal edilmedi. Silah alınmaya devam ediyor.
  • Amerika'yı "ya bize yardım edersin, yahut da biz hapı yutarız, o zaman sen de gününü görürsün..!" diyerek tehdit edermişiz. Amerika her ne sebeptense, bizim hapı yutmamıza razı olmazmış.
  • New York'ta dünyanın dört bir yanından gelen egzotik yiyecekleri satan bir dükkan var.
    Geçenlerde Nasreddin Hoca burayı ziyaret etti. Güney Amerika'nın ormanlarından gelme nadide tropik meyvalar, Afrika ve Orta Doğu'dan pek çok tuhaf yiyecekler buldu.
    Bir köşedeki tezgahta birkaç tepsi dolusu insan beyni duruyordu. Politikacı beyninin kilosu 1 dolar, mühendisinki 2 dolar idi, aziz beyninin ise gramı 50 dolardı.
    Tüm beyinler tıpkı birbirine benzediğinden tezgahın ardındaki adama sordu: "Niye aziz beyni bu kadar pahalı acaba?"
    Tüm beyinler tıpkı birbirine benzediğinden tezgahın ardındaki adama sordu: "Niye aziz beyni bu kadar pahalı acaba?"
    Adam gözlüklerinin üstünden bakarak cevap verdi: "Bir gram beyni elde edebilmek için kaç tane aziz bulmamız gerekiyor, biliyor musun?"
  • Amerika' yı elbette en iyi Türkler anlar
    İkisinin de geçmişinde göçler ve kıyımlar var!!!