• 280 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bu kitabın yorumuna başlamadan önce bir adamdan bahsetmek gerek,muhtemelen hemen hepinizin tanıdığı ama yine muhtemelen tanıdığınızın farkında bile olmadığınız bir adam Michael MOORE :D Adını yazarken bile bir gülme geliyor :)


    Vatandaşı olduğu ülke Amerika'da sert ve sivri çıkışları ile kendini ara sıra ülkemiz medyasında da gösteren,egemen güçlere ve yanlış olduğunu düşündüğü yasalara karşı provakatif,manipülatör,yazılarında çokça ironi kullanarak doğru bildiğini (ki doğru) halka empoze etmeye,onlarda farkındalık yaratmaya çalışan acaip matrak,acaip eğlenceli,acaip dürüst,acaip sivri dilli,acaip zeki,acaip... Ne!daha ne yazayım acaip manyak bir adam işte ;) Başka ne yazılır ki?


    Tamam tamam fazla durmayalım adamın üzerinde şımarmasın,hem maazallah USA bizi de takibe falan alır.


    Hadi yavaştan girelim kitaba:
    Ahahahaha kitap benden çok hoşlandı,kaç aydır rafdan seslenip duruyordu,hep duymazdan geliyordum,hiç gönül koymamış sarılıverdik birbirimize.Sabırlı ve terbiyeli kitapmış vesselam,ben olsam biraz trip atardım bana :D


    Başlayıverdi anlatmaya
    11 Eylül faciası ile ile başladık konuşmaya,tanıdıklarını,başlarına gelenleri ve zamanın ABD Başkanı Bush hakkında konuştuk biraz,vayy kitap kara mizahtan hoşlanıyor,o sebepden ısındık demek birbirimize :)


    Kitap MOORE'un zamanın ABD Başkanı George W.Bush'a sorduğu yedi (7) soruyu anlattı bana,Abilerim/Ablalarım adam bi sorular sormuş,valla ben diyim size bu sorular karşısında Bush ve ekibi kesinlikle Küçük Emrah tribine girmiştir,kime baba diyeceklerini şaşırmışlardır.Hani Komplo teorileri falan da değil bildiğin belgeli işlerin,ortaklıkların ''Neler oluyor?Bu b.. ları nasıl yedin anlat bakalım'' halleri.HÖNKK!!Güzel ülkem geldi aklıma,bizde de çok değerli bir medya var;) Boyu posu devrilesiceler,ocaklarına incir ağacı dikilesiceler,uyuz olupta kaşınmaya tırnak bulamayasıcalar.(beddua değil hee iyi niyet bunlar,beddua olsa ünlem (!) koyardım ;) )


    çok değerli yöneticilerimize şu sorulardan dört tanesini sormaya cesaret etseniz adınız tarihe kazınır.

    Neyse tamam sakinim :O Öyle doluymuş ki zavallı kitap,yavrucuğum daha önce söylesene bana bunları bunları anlatacağım,acaip kıyaslamalar yapıp,yaşadığın yeri de bulacaksın ,acaip zevk alacaksın,ilginç gelecek desen bana bekletirmiyim hiç seni :D KAHROLSUN KİTAPLARI BEKLETEN RAFLAR!! (Valla benim suçum yok,rafın suçu ;) )


    Bildiğin can ciğer samimi olduk kitapla,okuma değil de resmen dertleşme faslına geçtik.O bana anlatıyor aha ben aynı şu şekil :O ''Lan bu bizde de böyle!''diyorum.Nasıl yani abi dediğinde de;Bak şimdi gece uyumak için pc'yi kapatırsın,olmaz telefonla devam edersin yatak da,telide kapatırsın bi zaman sonra,aa aklına gelir abi yastık yorgan da net bağlantısı olsa manyak satar lan,parayı kırarız bundan,ne güzel fikir ürettim diye düşünürsün,ama sabaha unutursun o başka ;) bizim de milletin ve medya nın kafası bu şekil de çalışır deyince bi anlam veremedi sanırım.Neyse konuşmaya devam edelim biz kitapla ama önce kahve! ;) Bekleyin valla hemen gelicem.....
    GELDİM!Kahve,kitap,ben üçlüsü,koalisyonu kurduk devam edelim...


    Yöneticilerin oturdukları o koltuklardan söyledikleri yalanlara vuruyor şimdi de Örnek: Irak ve olmayan kitle imha silahları :O Amerikan Medyasında yine soran yok''Evlatlarınızı hiç de gerekli olmayan bir savaşa neden gönderdiniz?'' Bak yine geldiler bana,ben de şunu söyledim kitaba ''Bizim evlatlarımız Suriye'de hiç de gerekli olmayan bir savaşta iken Suriyeliler neden plajlarımızda mangal ve nargile keyfi yapıyor,ve biz de MALAK!gibi izliyoruz ses çıkarmadan biz de anlamış değiliz'' dedim.üzüldü tabi,du bakalım neler olacak,neler anlatacak daha devam...

    Abilerim/Ablalarım bu bölümde ki sorular ve suçlamalar (belgeli) kimseye yapılamaz!Kendisine sonsuz güveni olmayan hatta ölmekten korkan bir adamın yazabileceği şeyler değil. :O Öyle işler yapmışlar ki OrtaDoğu'da bu da aynı şu durum medyada : Çocuk ev de odasından çıkar annesine seslenir -Anne odam da kendi imkanlarımla atomu parçaladım. Anne-Oğlum yerlere saçmasaydın bari kendin süpürürsün bak ona göre. Çocuk-......... Medya her şeyi bildiği halde öbür tarafa bakar (e beyin yaz tatilinde ;) ) Yine geldik medyaya yaa,iki ülkenin medyasının bu kadar ortak noktası olması inanın müthiş!Gurur duyuyorum medyamızla ;) ve bir kaç paragraf üstte yazdığım güzel iyi niyet dileklerimi arttırıp tekrar gönderiyorum.


    PETROL!!!
    Geldik 2054'e kitap bu kez bana MOORE'un çokta uzak olmayan gelecek kuşaktaki torunu ile konuşmasını anlattı (Rüya görüyormuş adam)Konuşma evlere şenlik,deli gerçekçi,deli eğlenceli :D
    Bitiverse!Evet petrol bitiverse kalmasa Kaput,Finish,End,Finito,Bitti olsa,damla kalmadı kardeş çıkmıyor artık dense :D oovvvv curcunaya bak sen!Gel de duyarsız kal ;) Ne eğleniriz ama,kibrit bile üretilmez''Mangalı neyle tutuşturucaz lan!!''Ne biliyim ya benim aklıma ilk mangal geldi :O Duyarsızmıyım neyim...


    TERÖR!!!
    İşte bir ortak yazgı daha.Bu bölümde de MOORE'un fikirlerini anlattı kitap bana,ondan duymuş ;) bazı bazı fısıldıyordu rahat ol dedim,fısıldamana gerek yok,aynı bela bizde de var.O anlattı ben ilginç gerçekten dedim ve çabucak yazıp geçmeye çalıştım,bu sorunu ve bu konuyu sevmiyorum...İş dünyasının ve Emperyalist güçlerin yine doğal kaynaklar için geri kalmış ülkeler de gizli servisleri eliyle çevirdiği dolaplara değinmiş MOORE.(Bu adam farkındalık adına hakikaten ciddiye alınmalı)


    VERGİ İNDİRİMİ!!!
    MOORE hakikaten deli bir şekil de takmış Bush'a ama onun Bush olduğu için değil inanın,o koltukta kim oturursa otursun adı ne olursa olsun aynı tavırla devam edeceğine emin olun.Hiç üşenmemiş Vergi Kanununa eklenen vergi indirimlerinden kendisinin (halkın) ve Bush ve ekibinin (ekibi derken iş dünyasından büyük çoğunluğu) ne kadar yararlanacaklarını eline hesap makinesi alıp kuruş kuruş hesaplamış.SONUÇ???Ee tahmin edin bakalım,o kadar da ayrıntıya girmeyeyim (siz bu sıralar çok hazırcı oldunuz farkındamısınız ;) )

    Bu adamın kafası bir değişik çalışıyor abi dedi kitap.Görüyorum gerçekten de öyle ama adamın sütten ağzı yanmış soğumasını bekliyor,bizimkiler gibi yoğurtla ilişkilendirmiyor,ne alakaysa dedim.

    Çok uzun oldu bu yorum yaa,kimse okumaz abi bunu,kaptırdın gidiyorsun yine diyerek uyardı,hakikaten öyle olmuş :D Neyse kısa keselim.

    DUYARLILIK ve FARKINDALIK adına MOORE ve benzeri adamlar nerede olursa olsun bulunmalı,ne yazarsa yazsın okunmalı...
    Bu kitap tavsiyedir.Bu normal bir Topesto (tanıyan tanır ;) ) sesiyle ''Tavsiye Ediyorum'' değil ;) Tamamen Tuzsuz Deli Bekir'in attığı nara gibi bir tavsiyedir (Bekir nereden geldi şimdi aklıma :O )

    Okuyun kardeşim.Bana ne USA'dan demeyin,tamam adam USA'yı yazmış ama bildiğin bizim memleketi anlatmış.Abilerim/Ablalarım hani bazı insanlar vardır ya,doğuştan manyak derecede şanssız,her şeyi düşünen,her şeyi kafaya takan,her şeyi yanlış gören hani okyanusta balık olsa bir geminin altında kalacak cinsten insanlar aha bu MOORE onlardan.Ben adamı çok sevdim.Bizim memlekete de lazım böyle adamlar.Yeni evli arkadaşlara sesleniyorum ''Dört (4) çocuk yapacağınıza bir (1) tane MOORE gibisini yapın,emin olun dünya daha iyi bir yer olur.

    ÖNCE EĞİTİM!!!!


    (Kim Okur ki Bunu yaaa)

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Güzel Günler.Teşekkür Ederim
  • 400 syf.
    ·20 günde·Beğendi·9/10
    Nereden başlasam bilemedim. Daha sonra tam da doğru başlangıç noktasını buldum. Kitabın adıyda;
    " Aynalar ".
    Yazar Galeano çok zekice bir isim seçmiş kitap için. Tek kelimeyle 380 sayfayı özetlemiş. Kitabın kapağına(Aynaya) baktıkça kendinden utan diye. Her bir okur ile tek tek konuşmuş sanki. Evet evet... Bu tarih kitabında kendinizle(insanlıkla) gururlanacağınız, övüneceğiniz hiçbir anlatı bulamayacaksınız.
    Kitap yaklaşık 600 kısa anlatıdan oluşuyor ve anlatılar arasında bir bağ yok(istisnalar kaideyi bozmaz sanırım). Yazar okuyucuyu sıkmamak için her anlatıda yer ve tarih belirtmekten kaçınmış. Yani ara sıra hangi dönemden bahsettiğini anlamak için şöyle bir duraksamak gerekiyor. Yok benim genel kültürüm çok iyi, bir bakışta şıpp diye anlarım diyorsanız, o ayrı :).
    Anlatılarda genellikle amerika kıtasına yoğunlaşmış, eh sonuçta yazarın uzmanlık alanı. Bizim bölgemizle ilgili çok bir şey bulamayacaksınız.
    Son olarakta şunu söylemeliyim; bu kitapta pek çok yerde bulamayacağınız kadar çok bilgi edineceksiniz. Fakat kitabın kapağını kapattıktan sonra klasik bir insan beyninin kapasitesinin kurbanı olup bunların %90’ını unutacaksınız. :(
    İyi okumalar…
  • 400 syf.
    ·8 günde·9/10
    Ortadoğu denilince istemsiz bir şekilde İbn-i Haldun geçiyor aklımdan. Onun çıkarımlarına hakim olmasam bu kitabı anlamam daha güncel bilgilerle olacaktı.

    Mukaddime'de "Coğrafya kaderdir." diye bir sözü geçmez İbn-i Haldu'nun fakat anlatmak istediklerinin özetidir bu cümle.

    Ortaduğu'da var olan sistem şu şekilde işler.

    Riyaset: Akrabalık bağı
    Hadari: Karışık millet, devlet.

    Akrabalık bağının güçlü olduğu ve kökeni kendine yaklaşmayan insanları ikinci sınıf gören bir millettir Ortadoğu insanı. Coğrafi konum olarak ticari ve maden açısından zengin oluşu akrabalık bağı ile kabile yönetimi ile başlar yüzyıllar öncesinden. Belli bir zümrenin yaşadığı rahatlık ve onun dışında herkesin bu zümreye hizmeti. Coğrafyanın insan mizacı üzerindeki etkileri ortadoğuda kibir ve büyüklenmeydir. Bilime, teknolojiye, askerliğe değer yoktur. Zevk ve sefa rahatlığa düşkünlük dünya siyasetinde Ortaduğu etkisini sadece mal varlığı ile göstermelik güçten ibaret kılmıştır.

    Yakın dönem tarihine geçmeden önce Osmanlı'nın Hicaz Demir yolu yapımı sırasında Araplar İngilizler arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. 2.Abdülhamit zamanında yapımına başlanan demiryolunun amacı hacca gitmek isteyen halka kolaylık sağlamaktı. Günler sürecek yolculuğu en aza indirmek. Büyük bir bütçe ayrılmış geri kalanı ise halka ve memura emrivaki ile toplanıp yapımına başlanılmıştır. Bir ay süren yolculuk 72 saate düşmüştür. Amaç Süveyş kanalına kadar ulaşabilmektir. Fakat İngilizler o zaman ellerinde olan Mısır üzerinden harekete geçerek bunu engellemek istiyorlardı öncelikle Akabe körfezine gelen bağlantıyı engellediler. Sonra Araplarla birleşerek Hicaz demir yolunu yağmalayıp engellemişlerdir.

    Arap halkı savaş konusunda tecrübesiz ve bilgisizdir. İngilizler onların bu özelliğini kullanarak Araplar üzernde etkili olup projeyi engellemişlerdir.
    Yakın dönemde olanlara bakarsak durum hala aynıdır. Savaş konusunda tecrübesi olmayan bir Ortadoğu varlığını hala sürdürmektedir.

    Limon Ağacı, Yahudi bir kız ve Arap gencinin dostuğu üzerinden Ortaduğu'nun kalbi olan Filistin'i köklü bir ağacın etrafından anlatmaktadır. Farklı zamanlar aynı mekan iki aile ve benzer kaderlerin birleşimi. Dalia ve Beşir.

    Beşir, Ahmad ve Zakia'nın 3 kız çocuktan sonra dört gözle bekledikleri erkek evlatları. 1936'da Ahmad Khari ailesi için bir ev inşa etmiş. Ev, Kudüs ile Akdeniz arasındaki sahil düzlüklerinden bir Arap kasabası olan el-Ramla'nın doğu köşesine yapıldı. Kuzeyde Galilee ve güney Lübnan; güneyde Bedevi toprakları, Filistin ve Sina Çölleri. Toprağı verimli olan bu kasabada limon, muz, zeytin, mercimek, susam yetiştiriliyordu. Evin bahçesine limon ağacı dikildi ve bu ağaçtan farklı zamanlarda farklı iki aile limon topladı. Yıllar sonra Beşir evini bu ağaçtan tanıyacaktı.

    Dalia; Nazi katliamından kaçmış bir ailenin küçük kızı 6 gün savaşlarından sonra apar topar sürgün edilmiş halktan geriye kalan bu evde büyümüş bir kız. Nazi zülmününden kaçan bir halk yıllar sonra aynı zulmü bir başka halka yapmıştı. Dalia bu evde daha önce kimler yaşamıştı hep merak ederdi.

    Kitap konu olarak iki yabancının kaderlerinin benzerliği üzerinden başlamış ağır anlatımlarla devam etmiştir. Belgesel niteliğinde bir kitaptır. Anlatılanlar günlüklerden ve gerçek kişilerin ağzından anlatılır. Sandy Tolan Amerikalı bir yazar ve radyo belgeselleriyle tanınan biridir. Gerçeklere değindiği bu kitabıyla satış rekorları kırmıştır, bu kitap yakın tarihe ışık tutmuştur.

    İsrail nasıl kuruldu?
    6 gün savaşları nedir?
    Nazi katliamı ve dünyadaki yayılışı?
    Filistinin güncel durumu ve sivil halkın yaşadıkları?
    Kristal Gece (Kırık Gece) de ne oldu?
    1933 yani 6 gün savaşlarından önce Filistin ve Çevresindeki Arap ülkelerinde ne oldu?
    Yahudi göçünün Ortadoğuya etkileri nelerdi ve Araplar bunu nasıl karşılıyordu?
    ....
    Tarihe meraklılar için iyi bir eser. Okuyan herkesin Filistin ve İsrail tarihine hakim olamalarına yardımcı olacaktır.
    6 gün savaşalrından önce Yahudilerin dünya yerindeki konumu ve etkilerine kısaca bir değinmek istiyorum.

    Almanyadan yapılan Yahudi göçü (1933-1940) yılları arasında Almanya'daki Yahudiler tutuklandılar. Ekonomik boykot ile medeni haklarının ellerinden alınmasıysa vatandaşlık hakları ellerinden alındı. Toplama kamplarında alıkonuldular. Şiddet devlet eliyle hazırlanan Krıstal Gecenin kurbanları oldular. Krıstal Gece'de yani 1938'de 9 Ksım'ı 10 Kasım'a bağlayan gece Nasyonal sosyalistler; Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara yapılan saldırılarla gerçekleştirdikleri katliam gecesidir.

    Yahudiler birçok şekilde Nazi zulmüne tepki gösterdiler. Alman toplumunda zorla Tefrik edilen Alman Yahudiler kendi kurumlarını ve sosyal örgütlerini kurdu. Ancak baskı ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kalan pek çok Yahudi Almanya'dan kaçtı. Amerika B.D ve İngiltere gibi ülkeler mültecileri kabul etmekte istekli davranmış olsaydı, daha fazla Yahudi Almanya'dan kaçabilirdi.

    Avrupa'da Yahudilerin göçü ve sorunları böyleyken, Ortadoğu'da durum içte başlayan söylentilerle vahim haller almaya başlamıştı. Artan Yahudi nüfusu halkı endişelendiriyordu. Halk kendi aralarında artan nüfusun gelecekte yaratacağı zorluklardan söz ediyordu. Zaman geçtikçe Arap ülkeleri arasında bu duruma dur demenin zamanı geldiği ve İsrail'e karşı bir savaş ile Yahudileri bitirmeyi konuşuyorlardı. Bu konuşmalar İsrail için korkunun zaaf olduğunu, olacak olandan kaçınılamayacağını benimsetip o yönde hazırlanmasına zemin hazırlamıştı. Savaş kaçınılmazdı ve bu fikir dirençli bir şekilde günden güne güç kazanıyordu.
    Ortadoğu halkı ise kendi aralarında önlemler almaya çalışıyordu. 1930'ların ortalarona geldiklerinde Arap liderler Yahudilere arazi satışının vatan hainliği olduğunu ilan etmişti. Fakat artık Ortadoğu hastaydı ve bazı yaraların acısı dinsin diye sadece ialaç niyetine adımlar atılıyordu. Gerçekler hala diri ve tehtitkardı. Küçük bir devlet olarak bakılan İsrail 5 Haziran 1967'de Arap ülkelerine beklenmedik bir saldırıyla savaşı başlattı.

    Harekat havadan yapıldı. Burada Atatürk'ün bir sözü duruma ayna tutmuştur.

    "İstikbal göklerdedir."
    M.K Atatürk
    Arap hava kuvvetlerinin havaalanında tüm uçaklar yerdeyken gerçekleşti. İsrail'in yıllar süren savaş hazırlıkları artık fiili olarak gerçekleşmeye başlamıştı. Doğu'dan gelecek bir saldırı için hazırlık yapmış olan Arap dev. büyük şaşkınlık içerisindeydi bunu yanı sıra Arap Dev. savaş tatbikatı ile kendini geliştiren bir orduya sahip değildi. uzun yıllar hiç tatbikat yapmamıştı. Jeopolitik konum olarak İsrail; Suriye, Mısır, Filistin, Ürdün'e çok yakındır. Bu şekilde bir konumda olup tüm devletlere diş göstermesi büyük cesaretti. Bu cesareti kısa sürede ortadoğunun tüm dengelerini alt üst etti.

    Arap Dev. askeri yetersizliği İsralli bir barış eylemcisinin ilkel uçağı ile Mısır havalimanına inip Başkan Nasır ile görüşmek istemesiyle açık bir şekilde ortaya konulmuştu.
    Diğer bir zafiyet belirtisi şöyleydi. İsrail Iraklı bir pilotu para karşılığında Mısır'dan bir uçak kaçırıp getirilmesi istenmişti. Amaç düşmanın elinde bulunan savaş aletlerini tanımaktı. İsrail pilotları bu yönde sıkı bir eğitime tabi tutulmuşlardı. Bu onların işine çok yaradı. Daha sonra bu uçak Sovyet yapımı mit21 uçağı İsrail hava komutanlığında 007 Jame Bond'a itafen bir ad alarak sergilenmeye başladı. İsrail zekasını Arap devletleri üzerinde kullanıp bunu somutlaştırıyordu.

    İlk saldırı Mısır havalimanına yapıldı ve tüm hava limanları eş zamanlı olarak bombalandı ve imha edildi. Kahire çevre ülkelere doğru bilgi vermediği için aynı durum Suriye ve Ürdün'e uyguladı. Bu şekilde 6 günde Arap devletleri bu küçük ülkenin hakimiyeti altına girdi.

    Tüm bu olup bitenler tarih kitaplatına yansıyan kısımlar ve nesnel sonuçlar olarak ele alınabilsede bu sonuçların başka bir iç yüzü vardı. Günümüzde hala varlığını devam ettiren Filistin sorunu. Askeri güçler köreltilmiş olsada bu yerderde yaşayan sivil halk sorunu başladı. İşte bu noktada kitap iki dostun ağzından Beşir ve Dalia'nın anılarıyla günümüze uzanan Filistin İsrail sorununu anlatıyor.

    Diğer Arap Dev. Avrupanın İsrail'in bu kadar güçlenmesini iatemeyip büyümesini engellesede Filistin bu kaosun ortasında kalmıştır.

    Arap Devletlerine sinirlene sinirlene okunacak bir kitap. Ellerinde olan olanakları hiçbir zaman kullanmayı becerememiş her zaman gücü parada görmüş liderlerin elinde ızdırari kaderinin esiri olan mazlum bir halka sebep olmuşlardır.

    Toparlamam gerekirse iki halkında yaşadıkları insanlık dışıdır. İkisine de üzüldüm. Nazilerin Yahudiler üzerinde uyguladıkları zulmün beyazperdeye aktarılmış sayısız filmini izledim. Filistin'den ne istiyor bu İsrail? diyorsanız okumalısınız.

    İngilizlerin Irak'a uyguladıkları; "Böl, parçala, bitir." İngilizlerin dostu da düşmanı da yoktur, çıkarları vardır politikası.
    Nazilerin Yahudi soykırımı.
    Yahudilerin Müslüman düşmanlığı.
    ....

    Din, dil, ırk,renk nefretinin yanında çıkar çatışmaları dünyada bitmez tükenmez bir nefretin varlığı bana hep bunu sorgulatır.

    İnsanlar, evrensel bir insan algısı oluşturabilir mi?
    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin işlevi sağlıklı mı?
    Yasanın olduğu evrensellik ne kadar evrensel olabilir? Coğrafyanın farklılıkları insan farklılıkları demektir bu açıdan yasa ne kadar hitap edebilir evrene?

    Tarih severler için güzel bir eser. Kitabın içeriğini ve etkilerini bir yazıya sığdırmak çok güç, hangi tarafı anlatsam diğeri yarım kalır. O yüzden okunması gereken bir kitap.
    Keyifli okumalar!
  • Amerika şimdi başlıca iki şey üretiyor: Biri silah öbürü "filim".
  • Dürüst muhasebeci, sadık eş, ve hakiki bilimadamı, zimmetine para geçirene, sürtüğe ve şarlatana göre daha az ilgi görür.
  • Keşke veterinerlikten biraz olsun anlasaydım. İnsan, hasta bir hayvan karşısında kendini çaresiz hissediyor. Nasıl hissettiğini anlatamaz, yalan da söyleyemez, hasta numarası yapamaz, hastalık hastası olamaz.
  • Kuaföre gittiklerinde kadınlara, ki yeterli paraları varsa hepsi gider, bir şeyler olur. Kendilerini güvende hissederler, rahatlarlar. Rol yapmayı bırakırlar. Kuaför, makyaj altındaki tenlerinin nasıl olduğunu bilir, yaşlarını, gerdirme operasyonlarını bilir. Bu yüzden de kadınlar rahibe bile anlatmayı cesaret edemedikleri şeyleri kuaförlerine söylerler, hatta doktordan bile saklayacakları şeyleri açık açık anlatırlar.