Çağımıza uymak zorundayız palavrasına da hiç mi hiç inanmıyorum. Eğer yaşadığım çağın en yüce ideali köşeyi dönmekse; eğer yaşadığım çağ toplumsal adaletsiz üstüne kuruluysa; eğer yaşadığım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik egemense, ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım?
“Bekle Beni”, Livaneli’nin hem duygusal hem de toplumsal yaralara dokunan romanlarından biri. Bana göre kitabın en güçlü yanı, çok temiz ve duru bir dille, ağır bir dönemi — tutuklamalar, baskı, yasaklanmış düşünceler, ayrılıklar — basit ama etkileyici bir şekilde anlatması.
Livaneli burada büyük laflar etmiyor; daha çok bir insanın özlemini, korkusunu, umudunu anlatıyor. Selim’le Leyla’nın aşkı bana “büyük bir aşk” gibi değil de, zor şartlarda büyüyen gerçek bir bağ gibi geldi. Yapay değil, süslü değil; sanki yan komşunun yaşadığı bir hikâye gibi. Bu da romanı samimi yapıyor.
Kitabın politik tarafı ise bence şöyle: Çok sert bir dönemden bahsediyor ama bunu bir tarih kitabı gibi değil, insan hikâyesi üzerinden anlatıyor. Bu da okuyana duygusal bir ağırlık veriyor. Bir yerde durup “Böyle şeyler gerçekten yaşandı” diyorsun.
Zayıf bulduğum kısım ise şu:
Roman yer yer çok sade kalıyor. Bazı sahneler, özellikle hapishane dışındaki bölümler, daha derin işlenebilirmiş. Bazı duygular hızlı geçiyor. Livaneli’nin kalemi genellikle çok güçlüdür ama burada biraz “akıp giden, fazla hızlı” bir anlatım var.