Puan vermedi·244 syf.··
2026 26. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 14:36
Ne okudum neden okudum ya. Baştan söylüyorum bu kitap güzel falan değil. Okuması keyifli hiç değil. Hatta yer yer cinnetlik.-Ben tamamında cinnet geçirdim ama olsun.- Kitap ikiye ayrılıyor. Paris ve Londra. Birini seçmem gerekirse Paris kısmı daha akıcı ve etkileyici. Özellikle o mutfak sahneleri… dışarıdan şık görünen restoranların arka tarafında insanların resmen köle gibi çalıştırılması. Emek sömürüsünü öyle bir hissettiriyor ki, okurken açlığı bile hissediyorsunuz. Burda hakkını yiyemem . Gelelim sinir krizi kısmına. Arkadaş adamlar günlerce aç. Gerçekten aç. Böyle midelerine taş bağlayacaklar artık. Donlarına kadar rehinciye veriyorlar üç kuruş için. Ama haftada otuz frang içkiye para ayırıyorlar. Püüüü. Yani açlıktan miden sırtına yapışmış ama içkiden vazgeçmiyorsun. Sonra da açım, açım diye dolaşıyorsun. Eeee zıkkım iç be adam! Gitte ekmek falan bir şey alsana o paraya. Sonra sayfalarca zırlıyorsun açım aç diye. Ve Boris…Boris senden özellikle nefret ettim ya. Ama dürüst olayım, Orwell senden de beter. Adam ne dese sorgusuz peşinden gidiyor. Hiç mi akıl yok? Hiç mi ben ne yapıyorum deme yok? Okurken sürekli amip misin? diye bağırasım geldi. Kaç kere zort oldun. Ama hâla neden devam ediyorsun. Bıyığına senin ya.. neyse ki kitap samimi. Yaptığı hataları falan şeffaf şekilde anlatıyor. En azından bu güzel. Ama bu samimiyet okumasını kolaylaştırmamış. Bu samimiyet sinir bozucu.Çünkü sadece sistem değil, karakterin kendisi de delirtiyor. Londra kısmı daha da zayıf. Sürekli aynı döngü: iş yok, para yok, yatacak yer yok. Bir noktadan sonra bayıyor. Sonuç olarak:Bu kitap çok sinir bozucu.Okumasam da olurmuş dedim. Kaldırıp fırlatasım var sinirlendirdi bu kitap beni. Puanım: 6/10 o da emek sömürüsünü bu kadar iyi hissettirdiği için. Okumasanız da olur boşverin.
Kitap Alıntısı
Paris ve Londra'da Beş ParasızGeorge Orwell · Can Yayınları · 20248bin okunma
Yecüc la Blanc ve Mecüc Tenebris
1/10
·416 syf.··
2025 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2025 10:20
Yılın zortu olarak Quicksilver’ı seçmiştim ama bu kitap da o seviyeye çıktı (hatta epey bir geçti). Ben uzattıkça uzatan biriyimdir, o yüzden uzun ve bol gömmeli bir inceleme olacaktır. Ben de korkuyorum aslında çünkü ÇOK uzun olacak gibi ama hadi bakalım. Klasik uyarımızı da verelim: Spoiler içerir. Baştan sıralamayı da yapalım yoksa ben eminim, konudan konuya atlayıp her şeyi birbirine karıştıracağım. 1- Dünya kurulumu 2- Karakterler 3- Olay örgüsü 4- Mantık hataları, saçmalıklar 5- Kitapta kadınların yeri 6- Yazarın anlatımı, yazım yanlışları ve göremediğimiz editörlük 7- Nevernight: Kuzgunun Gölgesi ile karşılaştırma (EDIT: İncelemeyi bitirmiş Irmak olarak geldim. AŞIRI uzun oldu, şu anda da bunu tekrardan okuyup düzenleyecek sabra sahip değilim. Herhangi bir yerde herhangi bir hata varsa kusura bakmayın ^_____^.) DÜNYA KURULUMU: Kitabın kendine ait bir dünyası var ama yazar bunu önce bir iskelet oluşturup, üzerine düşünüp, yavaş yavaş planlayıp oluşturmaktansa aşure yapar gibi canı ne istediyse atmış içine. Aşurenin içinde nar da fındık da fasulye de bulunur ya; insan arada bir durur, “Bu aşure ne garip yiyecek, nar ve fasulyenin birbiriyle ne alakası var ya?” diye düşünür. Bu dünya hakkında edindiğiniz her bilgide de aynı şeyi düşünüyorsunuz. Ama arada bir fark var: Aşurede bir şekilde uyum yakalanmış, bu dünyada ise öyle bir uyumsuzluk var ki akıllara zarar. Ethernia diye bir krallıkta geçiyor olaylar, bir harita da konulmuş ama tamamen gereksiz. Bir kere bile dönüp bakmama gerek kalmadı. Öyle karışık, çok büyük bir krallık da değil ki. Düzgünce de anlatılmıyor. Ama asıl sorunlar suikastçı akademilerinden bahsedilmesiyle başlıyor. Darkstalkers ve Raven diye iki akademi var, bunlar krallığa çalışıyor. Görevlendiriliyor, hainleri bulup öldürüyorlar. Bu
Raven SuikastçısıSelin Solaris · Martı Yayınları · 2025601 okunma
Reklam
!!SPOİLER İÇERİR!!
8/10
·136 syf.··
2025 8. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2025 00:36
Açık konuşmak gerekirse kapağına baktığımda karşılaşacağımı düşündüğümden çok daha farklı bir hikaye okudum. Bilimkurgu mu desem yoksa dehşet verici bir facia mı bilememdim. Gidişat ve son beklenmedik, karakterler ise trajikomikti. Kısaca bahsedecek olursam Moskova’da bir enstitüde çalışan zooloji profesörü Persikov şans eseri bir ışın keşfediyor. Bu ışın amip hücrelerinde daha hızlı büyüme ve kontrolsüz çoğalmaya sebep oluyor. Fakat amip dışında başka bir canlıda denenmediği için olası sonuçları da bilinmiyor. O sırada da ülkede tavuklar vebaya yakalanarak ölüyorlar. Doçent Semyonoviç de profesörün buluşuyla tavukların çoğaltılması fikrini uygulamak istiyor ve profesörün mercek sistemini alıyor. Üstüne profesörün yılan ve deve kuşu yumurtalarıyla doçentin tavuk yumurtaları karışınca ülkede sürüngen felaketi yaşanıyor. Olaylar sonucu öfkelenen halk profesörü öldürüyor. Her şey normalde döndüğündeyse Semyonoviç profesör olup enstitünün başına geçiyor. Böylesi garip bir hikaye. Sonucunda ise zarar gören kişi fikri bulan, uygulayan değil; en baştaki keşfi yapan oluyor. Aslında hikayenin bilimkurgudan öte bir eleştiri olduğunu öğrendiğimde okuduklarım benim için daha anlamlı hale geldi diyebilirim. Yine de bu eleştiriyi yapmak için böyle bi hikaye yazmak kimin aklına gelebilir ki?..
Duygu ve Düşünce
Ölümcül YumurtalarMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,843 okunma
Korkunun Edebiyatla Buluştuğu Sayfalar: Weird Tales
7/10
·192 syf.··
2025 2. kitabı
Weird Tales dergisi, gotik edebiyatın modern korkuya dönüşmesinde büyük rol oynayan, 20. yüzyılın en etkili yayınlarından biridir. 1923 yılında Amerika'da yayımlanmaya başlayan bu dergi, klasik gotik edebiyatın temalarını alıp yenileyerek yeni bir korku anlayışının temelini atmıştır. Weird Tales yazarları, gotik edebiyatın karanlık atmosferini, bilinmeyene duyulan korkuyu ve eski tanrılar gibi temaları alıp yeni mekanlara ve çağdaş korkulara taşımıştır. H. P. Lovecraft klasik gotik öğeleri alarak kozmik korkuya dönüştürmüş, insanın evrendeki küçüklüğünü ve önemsizliğini vurgulamıştır. Bu, gotik edebiyatın sınırlarını Avrupa şatolarından alıp yıldızlar arası bilinmezliğe taşımıştır. Weird Tales dergilerinde yayınlanan hikayelerden 7 tanesi bu eserde derlenmiş ve hepsi de gotik edebiyatın öncülerinden. Bir Çingene Kehaneti, Joshua’nın bir çingene kampında aldığı ürpertici kehaneti anlatmaktadır. Bu kehanete göre Joshua çok sevdiği karısını kendi elleriyle öldürecektir. Jashua kehanete inanmasa da karısı bu kehaneti ciddiye alır ve bunu engellemek için tüm önlemleri alır. Bu kehanet ile yaşamaya çalışan çift içten içe yaklaşan sonunu hissetmektedir. Hikayedeki gotik atmosfer ile ölüm korkusu ve karamsar bir hava öne çıkmaktaydı. Aşk, umutsuzluk ve kader temaları ile öne çıkan Eşyalı Oda hikayesi, genç bir adamın kaybolan sevgilisini bulmak için pansiyondan pansiyona dolaşmasını anlatmaktadır. Genç adam, bir zamanlar tiyatrocu olan sevgilisi Eloise Vashner’ı aylarca arar. Arayışı onu eski, karanlık, kasvetli bir eşyalı odaya getirir. Odaya yerleşirken, daha önce burada kalan kişiler hakkında ev sahibine sorular sorar. Ev sahibi, böyle biriyle ilgili bir bilgisi olmadığını söyler. Ancak odada bazı parfüm kokuları ve eşyalar genç adama sevgilisini anımsatır. O, bu odada
Tuhaf ÖykülerBram Stoker · Çınar Yayınları · 202323 okunma
5/10
·280 syf.··
2025 5. kitabı
Popcorn Thriller#2 Bu, yazarın okuduğum ikinci kitabı ve Sakın Yalan Söyleme'yi daha çok beğenmiştim ben. Ama bu kitap da gerçekten tertemiz, tam kafa boşaltıp kurgunun içine dalmalık bir roman olduğu için hiç lafım yok. Bir kere izleyip bir daha asla hatırlamayacağınız ama sevdiğiniz oyuncular oynadığı için izlediğiniz Netflix filmi tadındaydı, ben maksimum verimimi aldım. Açıkçası bu yazarın kitaplarını da çok başarılı bulmamakla beraber genel anlamda sevdim ve bazı kısımlar/detaylar komiğime gitse de öyle güzel akıyor ki kitap, çok keyifli zaman geçirdim. Yap kahveni oku, fazla sorgulama dedirtecek bir kitaptı bence. Dikkat, bundan sonrası Spoiler'lı inceleme ve kitap dedikodusu: Ay öncelikle ben kitabı okurken AŞIRI güldüm. Şimdi anekdotlar halinde hatırladığım saçmalıkları aktarıyorum. 1) Amy KORKUNÇ bir tıp öğrencisi öncelikle. ALTI ÜSTÜ 12 SAAT NÖBET TUTUCAKSIN ABLA. Kitabın başında kendi kendine abarttı da abarttı, yok işte içimde kötü bi his var bu gece korkunç bir şey olacak, yok içeride bir olay kopar da ölürsek de zart zurt bi dur ya. Tamam hani okuyucu olarak az buçuk kitabın ARKA KAPAĞINI OKUDUĞUMUZ İÇİN HANİ biz de biraz aydık bir şeyler olacağına, ama kör göze parmak sokar gibi bunu üst üste söylemesi, kaçış yolları araması, kapının koduna takması falan çok komik geldi bana. Bir de üstüne eski sevgilisiyle nasıl ayrıldıklarını, çocuğun triplerini falan okuduk da okuduk ama bunun kurguya resmen hiçbir katkısı olmadı HAHAHHAA çocuk öyle geldi ve gitti. Bir de öldüğünü görünce üzülüyor "Ay kötü biri değildi, beni bir sınav uğruna bıraktı sadece..." falan diye çocuk önünde torbayla götürülürken HALA BUNA TAKMIŞ BUNU DÜŞÜNÜYOR. Son olarak da doktor olmayan doktorun "Hiç Folie à deux diye bir şey duydun mu? İkili delilik." diye açıklaması ve kızın bunu
D KoğuşuFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20243,543 okunma
Tek Hücreli Bir Amip'in Günümüze Yolculuğu
Puan vermedi·488 syf.··
2025 21. kitabı
Ne yani şey mi sanıyoruz, bu bilinçle, bu genetikle, bu dna ile hoop diye dünyaya geldik gelir gelmez hayatta kalmak için alet yaptık, avlandık, tarım yaptık kap kaçak yaptık falan filan. Bir bebek bile dünyaya geldikten sonra belli bir zamana bağlı olarak aynalama yaparak tecrübe ederek, görerek taklit ederek deneyerek yanılarak bir şeyler öğreniyor. Uzun uzun yıllar boyunca genetiğimize atalarımızdan miras kalan kodlamalarla keşfettiğimiz şeylere uyumluluk kazanmadık mı? Kullandığımız uzuvların gelişimi kullanmadığımız şeylerin körelmesi meselesi bugün bile hayatın her alanında farklı yöntem ve deneyimlerle karşımıza çıkmıyor mu? Var olan bir şeyin nasıl var olduğunu, hangi aşamalardan geçtiğini, yaşını, boyunu, sistematik yaşam tarzını bölgesini, fizyolojisini anlamak için çeşitli disiplinler geliştirmedik mi? Bütün bunlar yaşanıyorken insanın tarihini araştırmasından daha doğal ne olabilir ki? İşte bu kitap tam olarak bir çok insanın aksine kendi tarihini, gelişim aşamalarını, atalarımızın hangi durumlarda neler yaptıklarını, zaman içerisinde nasıl geliştiklerini hangi olaylara nasıl tepkiler verdiklerini bize anlatıyor. Türdeş olduğumuz farklı insan tiplerinin bizimle aynı anda nasıl var olduğunu, hangi iklime hangi yaşam tarzına hangi fizyolojik artılara ve eksilere sahip olduğunu gayet anlaşılır ve akıcı şekilde anlatıyor. Tabiri caizse salağa anlatır gibi ilk okul düzeyinde gün görmemiş beyinlere bile insanın var oluşunun aşamalarını tek tek açıklıyor. Elbette elde edilen çeşitli araştırmalar, bilimsel makaleler ve bulunan fosiller, kanıtlat yapılan dna incelemeleri ve karşılaştırmalar ile. Bu yüzden bence herkesin okuması gereken insanlığın dünü ve bugününe ışık tutan nadir kitaplardan biri. Fizyolojisinin nasıl geliştiğine ilgi duyan, beynini kullanma yönünde
İnsanlık TarihiCyril Aydon · Say Yayınları · 201528 okunma
Reklam
Reklam