Duygusal olarak olgunlaşmamış bir ailede büyümek, yalnızlık içeren
bir deneyimdir. Bu ebeveynler, çocuklarının fiziksel sağlığına önem vererek
yiyecek ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayarak gayet normal davranabilir ve
dışarıdan mükemmel görünebilirler. Ancak eğer çocukları ile sağlam bir
duygusal bağ kurmazlarsa, gerçek güven duygusunun olması gerektiği yerde
büyük bir boşluk oluşur.
Ebeveynlerinizin kişisel özelliklerini anladığınızda,
onlarla hangi seviyede bir ilişkinin mümkün olduğunu veya olmadığını
değerlendirebileceksiniz. Bunun bilincinde olmak, kendimize dönmemizi
sağlayacak ve böylece değişmeyi reddeden ebeveynlere odaklanmak yerine
kendimize odaklı bir hayat yaşayabileceğiz. Onların duygusal olarak olgunlaşmamasını anlamak, bizi duygusal yalnızlığımızdan kurtaracaktır. Çünkü
ihmalin bizimle değil, kendileriyle ilgili olduğunu fark edeceğiz. Onların
neden farklı olamadıklarını anladığımızda, onlarla ilgili olan hayal
kırıklıklarımızdan ve elbette kendi sevilebilirliğimizle ilgili olan
kuşkularımızdan kurtulabiliriz.
Zehirli ebeveynlerden duygusal açıdan uzaklaşmanın, kişinin kendi
içindeki barışı sağladığı ve öz yeterlilik duygusunu arttırdığı psikoterapistler
tarafından uzun süredir bilinmektedir. Peki, bu nasıl yapılabilir? Bunu
yapabilmenin yolu, ne ile mücadele ettiğimizi anlayabilmektir. Bencil
ebeveynlerin hikâyesinde eksik olan şey, onların sevebilme becerisinin neden
bu kadar sınırlı olduğunun tam bir açıklamasının olmamasıdır.
Duygusal olarak olgunlaşmamış anne babalar, gerçek duygulardan
korkarlar ve duygusal bağ kurmaktan uzak dururlar. Onlar, gerçekle
mücadele etmek yerine ona direnen savunma mekanizmaları kullanırlar.
Kendileriyle ilgili düşünmeyi hoş karşılamazlar bu nedenle, hatalarını nadiren
kabul eder ve özür dilerler. Olgunlaşmamış olmaları onları tutarsız ve
duygusal olarak güvensiz kılar. Kendi gündemleri söz konusu olduğunda,
çocuklarının ihtiyaçlarına karşı kör bir hâle gelirler.