Hepimiz büyüme çağındaydık. Kaç yaşında olursa olsun, herkes. Bütün dünya. Döne döne geçiyorduk büyüme çağından. Başımız döne döne... Bu yüzden yiyorduk ve yemeliydik. Birbirimizi ve her şeyi. İhtiyacımız vardı. Bir an önce büyümek için. Bir an önce büyüyüp de gebermek ve yerimizi başkalarına bırakmak için. Yeni bir çağ başlasın diye. Mümkünse bu çağa benzemeyen... Çünkü bizden bir bok olmayacağını anlamıştık. O kadar da aptal değildik. O kadar da değil...
"Saudade. Hiç duydun mu?... Şey gibi... tam bir tanımı yok. Bir duygunun tarifi gibi... büyük bir üzüntünün. Bir zamanlar kaybettiğin bir şeyin sonsuza dek kaybolduğunu ve bir daha asla senin olmayacağını anladığın an yaşadığın bir his"
"...nasıl arkadaş edinildiğini bile unutmuştum. Birinci sınıftayken her şey absürt derecede kolaydı. Öğretmenimiz, bir kağıda en sevdiğimiz hayvanı yazmamızı ve sonra sınıfta aynı hayvanı yazan birini bulana kadar dolaşmamızı istemişti. Demek ki arkadaş edinmek bu kadar kolaydı, filleri seven bir başkasını bulmak kadar kolay."
"...ölümlerin ardından, bize onlar olmadan daha iyi olacağımızı çünkü bunun geride kalanlar için salıncak sırasının daha hızlı ilerlemesi anlamına geldiğini söylemişti."