özlem

özlem
@ancientcall
insan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar
57 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
8/10
·128 syf.··
2024 3. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2024 15:06
Ağır bir kitap. Küçük bir çocuğun ruhuna böylesine bir ağırlığın kazınmasına çok üzüldüm. Uzun zamandır beni okuduklarım üzerine yazmaya iten bir kitap olmamıştı, ki buna da başlarken bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Nereden başlasam bilemiyorum, olay örgüsünü anlatmak anlamsız, kişilik analizi yapmak veya satır aralarında dolaşmak da. Tüm anlatılanlar bir trajedi ve Yozo hayata tutunabilmek için bu trajediyi (karşıtı olan belki de eş anlamlısı) komediyle maskeliyor. Kaçabildiği kadar kaçmak istiyor, olabildiğince umursamamak, alabileceği zararları hesaplamamak için kendini herkesten sakınarak yaşamaya çabalaması beni çok üzdü ve etkiledi. Bazen ne kadar da benziyoruz dedim, taşıdığı melankoloyi çok iyi tanıyordum, çoğu zamansa yaşadığı ve yaşayacağını düşündüğü o dehşeti anlayamadım ama hissettirdi. Küçükken maruz bırakılan kötülükten bahsettiğinde anlamak istemedim sanırım, hatta bazen korkusu yüzünden kendi cehennemini yarattığını düsünerek ona kızdım. Oysaki bu cehennemi onun içine koyanlar varmış.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Reklam
6/10
·516 syf.··
2020 16. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2020 22:22
“Masumiyet Müzesi” nobel ödüllü, adını çokça duyduğum, çok beğenilmiş, bir hevesle başladığım, beni hayal kırıklığına uğratan bir roman. Daha önce birçok okurun yazara karşı önyargılı bir tavır takındığını gözlemlemiştim ve bende de bir antipati gelişmişti ister istemez, yine de şans verip görmek istedim fakat Orhan Pamuk’tan okuduğum ilk ve son kitap oldu. Kitapta neyin eksik neyin fazla olduğunu eleştirecek değilim ama paylaşmak istediğim bazı şeyler var. Kısaca bir özet geçecek olursak; 70’li 80’li yıllarda geçen inişli çıkışlı ve saplantılı bir aşk hikayesine tanık oluyoruz. Ana karakterimiz Kemal, yurtdışında eğitim almış, zengin bir ailenin en küçük oğlu (30) ve aile şirketinde görev almakta. Fransa’da eğitim almış, modernleşmiş, açık görüşlü ve entelektüel bir kız olan Sibel ile evlilik hazırlıkları yapmaktalar. Kemal’in yolu Sibel’in beğendiği bir çantayı almak üzere bir mağazaya girmesiyle hısımları olan bir ailenin genç (17), güzel ve fakir kızı Füsun ile kesişir ve hayatları bambaşka bir yola evrilir. Öncelikle hikayeyi çok banal bulduğumu, dönemin “sanat filmi” adına çekilen filmlerden farksız olduğunu söylemek istiyorum. Beş yüz küsür sayfa boyunca bir hikayeyi okumuş olsam da hissedemedim, etkileyemedi. Duygusal bir bağ kurmakta ve anlamakta çok zorlandım, kendimi sürekli kitabın sonuna odaklanmış, satır aralarında sayfalarca detayların içerisinde boğulurken buldum. Belki de anlatıda sürekli tekrara düşmekten kaynaklı olabilir, hikayede duyduğumuz tek sesin Kemal olması, ne kadar acı çektiğini hiç durmadan anlatması da yorucuydu gerçekten. Kitabın tamamında 70’li 80’li yılların panoramik bir görüntüsü sunulmuş fakat asla yeterli olamamış. Ülkenin siyasal durumu yazarın Kemal aracılığıyla kapı deliğinden bakar gibi, yaşama hiç dahil olunmadan sunulmuş.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
8/10
·100 syf.··
2020 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2020 22:11
Var olmaya yönelik iştahımız, yaşamaya yetişemediğimiz hayatlarımızın ölümün varlığını gölgelemesi, unutmak ve yüzleşmek zorunda kalınca afallamak, eninde sonunda karanlığa mağlup olup ışığa kavuşmak. Bu süreç en baştan açıklığa kavuşturuldu, herkesin beklediği olay gerçekleşti; en başta ölüm haberi verildi ve merak giderildi, aynı zamanda okurun da Ivan Ilyiç’in ölümünü beklemesi sağlandı. “Yazık oldu!” Hep ya erken göçülür, vakitsizce ölünür ya da kurtuluşa erilir, peki ölümün bir vakti saati var mıdır? “Ben ölmedim, o öldü.” Bunu kendi kendine söylemenin rahatlığıyla biraz daha yaşamalı, doyurulamayan hazları doyurmalı. Herkesin sürdürülmesi gereken yaşamın sürdürüldüğü konusunda hem fikir olması ancak tam tersinin düşünülüyor olması mümkün değil, kabul edilemez. Sonuçta oldukça düzgün, kurallara uygun ve inceliklerle dolu bir yaşam sürdürüldü. Her şey olması gerektiğini gibi oldu, kibar, üst sınıf birçok çevreye sahip olundu. Peki anlaşılamamak, çok yalnız, çok yanlış hissetmek neden? Zihinlerde ölümün fısıltısının duyulamayışı neden? Kitabı okurken kendimizi karakterle bağdaştırıyoruz bundan dolayı başta aldığımız ölüm haberi hiçbir şey ifade etmezken okurken sempati duyduğumuz karakter ikinci defa ölüyor ve okur olarak üzülüyoruz, biraz durup düşünüyoruz neyseki sonunda biz değil o ölüyor.
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
9/10
·240 syf.··
2020 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2020 18:18
Bir çark kurulmuş; “Bu çarkın gerisinde kimler var biliyor musun? Bilmiyorsun elbette. Ben de bilmiyorum.” Oysaki bu çarkı besleyenler de yutulanlar da aynı kişiler. “Bir görünen bir daha görünmüyor, biri geliyor biri gidiyor.” Önemli olan tek şey hasılatın artması ve çarkın sürekli dönmesi, bu nasıl yapılırsa yapılsın çünkü öyle isteniyor, vicdanlar satılık. Kitabın başlarında kadınları, çocukları yutan bir dünyadan bahsediliyor ve Güldiyar’ın da derdi ekleniyor. Sonra Güldiyar tüm öldürülen kadınların ve çocukların sessizliği oluyor. Dökülen yaşlar taşa dönüşüyor, dert olup dibinde kalıyor, ne annesi atabiliyor ne de babası. Sonra yaşayanların şuursuz merakı başlıyor, çünkü insan demek için varoluşsal bir bilinç gerekiyor. Bakışlarındaki körlüğü, ruhlarındaki boşluğu evin avlusuna her günün sabahında toplanıyor ve eziyet etmekten besleniyor. Öldürmeden kanatmaktan ve ağlatmaktan geçiniyor. “Siz yaşayanlar çok tuhafsınız.” İnsanlar girip çıktıkça sinir olacaksınız ve onların kayıtsız kalışları her seferinde hayrete düşürecek ancak siz de tıpkı onlar gibi seyirci kalacaksınız, bir çekirdeğiniz eksik kalacak. Güldiyarlar da dile getiremediği şeylerin içinde uğunup kalacak.
Beni Kör KuyulardaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202011,4bin okunma