Her ne kadar bir klasik eser olsa da, okuma zevki ve hikayeyle bütünleşme açısından her okuyucuya hitap etmediğini, özellikle aldığı “klasiklere göre vasat”, “klişe bir aşk romanı tadında” gibi eleştirilerden farkedebiliyorum. Bu yüzden okumadan önce konusu, anlatıldığı dönem ve o dönemin toplum yapısı hakkında bilgi sahibi olup, merakınızı çekiyor mu diye bir düşünmeniz gerektiği kanısındayım. Eğer cevabınız evetse harika bir klasikle baş başa kalacaksınız.
Aslında Jane Austen, kitabı romantik bir aşk hikayesiyle süsleyip, alt metin olarak 1800’lü yılların toplumlarında, özellikle genç kızların dünyaya geliş sebeplerinin ileride ailelerine maddi anlamda fayda getirebilecek varlıklı ve kültürlü erkeklerle evlenmek olduğu, hayattaki amaçlarında salt evlilik için çabalamaya zorunlu hale getirilen ve yaşları geçtiği taktirde bütün manevi ihtiyaçlarından yoksun, ailelerine yük, “evde kalmış” birer kadın olarak yaşamlarını sürdürdükleri bir dönemi gözler önüne serer. Üstelik aradan 200 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen günümüzde de hala bu mentaliteyi sürdüren aile ve toplumların varlığı, kitaptaki unsurlara yabancı kalmadan, karakterlerle bütünleşip empati yapmamızı bir hayli kolaylaştırır.
Ana temada ise Lizzy ile Darcy’nin biraz önyargılı, biraz kibirli, yer yer eğlenceli, yer yer çıkmazlara sürüklenen, o baskıcı ve zorunlu evlilik geleneklerinden sıyrılıp iki tarafında kendi dokunulmazlarını ve hayata karşı sabit fikirlerini değiştirmesine yol açan aşkları, mutlu bir beraberliğe dönüşerek kitabı olması gerektiği gibi tamamlar.
Uzun lafın kısası, okumadan önce ufak bir araştırma sonunda ben bunu okurum diyorsanız mutlaka okuyunuz. Yok bana konusu hitap etmiyor diye düşünüyorsanız, sırf “okunması gerekenler” listelerinde karşınıza çıkıyor diye kendinizi