Sonuçta, beni de bu hayata iki ceset taşıdı: Biri yaşama, diğeri yaşatma isteği... Birini babam, diğerini annem istedi... Ve yaşadım ben de... Başka çarem var mıydı? Mutlaka... Ama kim bilir, belki de hayat fiziği böyle işliyor ve bir yerlerde şöyle yazıyordur:
"Hayat Fiziğine Giriş:
Her doğum, en az iki ölüm eder. Biri yaşamak, diğeri yaşatmak isteğine bağlı, iki ölüm.
Ancak hayata gelenin, hayatta kalması için, o ölümler sayesinde nefes aldığından habersiz olarak yaşaması gerekir.
Aksi takdirde, söz konusu kişi bir savaştan ibaret olur ve her gün içinden ölü çıkar."
Evet, belki benim adım Gazâ...
Ama hiçbir zaman intihar etmeyi düşünmedim.
Sadece bir ara... Hissettim.
Belki de dokuz yaşındaki oğluna verip verebileceği tek hayat dersi buydu. Elindeki tek hayati bilgi. Tek gerçek hayat dersi: Hayatta kal! O dersten çıkardığım dersi de hatırlıyorum: Ama hayatta nasıl kaldığını kimseye anlatma...
Kimleri kıskanırım bilir misin; yerlerini yadırgama hakkı olanları. Yerini yadırgamak bile, ayrıcalığı olan bitakım insanlara özgü bir mutluluktur. Kendilerine özgü yeri olmayanların, başka yerleri yabancısamak, yadırgamak hakkı da olamaz.