Kendini büyütmek zorunda kalan insanların ruhunun bir köşesinde sessiz bir çocuk zamansızca ağlardı.
Büyüdüğünüzde onu korumak yine bize kalırdı.
Tek büyük bildikleri bizim içimizden kopamazlar, ellerini bıraktığımızda yok olacaklarını sanırlardı.
"Ama bu..." diye mırıldandım.
"Bu annemin bilekliği. Yıllarca sıcak bir bileğin üstünde durmuş, güzel bir nabzın atışına şahit olmuş bir hayat ağacı bilekliği... Şimdi bu bilek-" derken onunla aynı anda kurdum aynı cümleyi.
"Atan bir nabzın üzerinde olmayı hak ediyor."
"Atan bir nabzın üzerinde olmayı hak ediyor."