Ankebut Suresi 56-57. ayet
Ey iman eden kullarım ! Şüphesiz benim arzum geniştir o halde yalnız bana kulluk edin.
Her nefis ölümü tatacaktır sonra bize döndürüleceksiniz .
Bu incelemeye bazı ansiklopedik bilgiler ile başlamak yerinde olacaktır. Bu eser Celalüddin el-Mahalli (791-864) ve Celalüddin es- Suyuti (849-911) tarafından kaleme alındığı için Celaleyn tefsiri olarak bilinmektedir.
Her ne kadar tefsir olarak adlandırılsa da Batılı bir sınıflama ile tefsirli-meal kategorisine yerleştirebiliriz bu eseri. Oldukça muhtasar olan bu eserde hemen hemen hiç rivayet, dirayet konularına uzun uzun girilmemiş. Arapça dil bilgisine de bazı okunuş farklılıklarından kaynaklı anlam karmaşasını giderecek kadar ufak bir miktarda değinilmiştir sadece.
Müteşabih ayetlerin en meşhurlarından olan mukattaa harflerinin tefsirinde mesela ilk cild boyunca Celalüddin el-Mahalli, Allah (cc) bu ayetle ne murat ettiğini en iyi kendisi bilir diyerek konuya yaklaşımlarını da çok net ortaya koymuştur; herhangi bir açıklamaya girmeden öylece bırakmıştır.
Ayrıca nasih ve mensuh ayetler hakkındaki bilgiler de okuyucunun doğru hüküm üzerinde sabit kalmasını kolaylaştırıyor.
Bu inceleme de kendime yarar sağlayacağını ümit ettiğim kişisel notlarımı tutacağım. Lakin olur da, birini müspet anlamda etkilerim de bu eseri okumak ister ise diye düşünerek önemli bir noktayı paylaşmam gerektiğine inanıyorum.Eserin Sağlam Yayınları'ndaki basımında maalesef bazı ayet meallerinin yeri karışmış durumda gözüküyor. Editörlük faaliyeti ile ilgili olduğunu düşündüğüm bu kabahat neticesinde örneğin Bakara suresinin 25-28. ayetleri Ahzab suresinin aynı sıradaki ayetleri ile karışmış gözüküyor ve buna benzer bazı bir kaç hata daha tespit ettim. Dolayısıyla okuyucu bu konuda biraz titiz davranarak bu karışıklığın üstesinden gelebilmektedir; ama dikkatli olunmalıdır.
I. cilt kişisel notlarım
*Bakara 57. ayetin tefsirinde kudret helvası ve bıldırcının bir kenara azık olarak
Nedir, “Gerçek Özgürlük”?
İnsanlığın başlangıcından itibaren mücadelesi verilen, uğrunda savaşlar yapılıp nice kanlar dökülen, kimi zaman aklın kimi zaman ruhun sınırsızlığı ile ulaşılabileceği düşünülen bir içsel kaygı; ÖZGÜRLÜK…
İnsanlığın başlangıcından itibaren süregelen yaşam döngüsü içinde insanoğlu hep bu varoluşsal sancıyı yaşamıştır. Bu kelimeye hikmetli manalar yüklemek için önce her sınıftan insan tarafından tartışılmış, parlamentolar kurulmuş, filozoflar türemiş yine de olması gereken manaya ulaşılamamıştır.
Şu bir gerçektir ki, varlığımız doğumla birlikte başlayan başı olan bir şeydir. Bu nedenle zaman ekseninde özgürüz diyemeyiz, bir başlangıcımız var ve geri gidemiyoruz. Eğer özgürlük herhangi bir sınırın, kaydın sizi kesmediği mutlak serbestlik ise sınırlı bir geçmişin ve geleceğin olmaması özgürlüğe vurulan bir prangadır. “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Ankebut, 57) Ayeti insanoğlunun üzerindeki kesin kanundur ve her canlıyı bağlayıcıdır, o halde bizi bağlayan her şey özgürlüğümüzün üzerine atılmış bir kement gibidir.
Hem zaman hem de mekân bakımından sınırlı ve kayıtlı bir alanda yaşıyor insanoğlu, bunlar temel olgulardır ve biz bu kadar “alem” içinde parantez içini konuşuyoruz: “ÖZGÜRLÜK”
Arapça’da “el- Hur” kelimesi “abd”ın zıddıdır, yani köle olmayandır. “Hürriyet” ise dünyevi kazançlara karşı hırs, tamah ve açgözlülük gibi yerilen kuvvetlerin kendisine malik olamadığı kimse için kullanılır.
Yani arzularının esiri olmak… Fight Club filmindeki o unutulmaz replik çağımız insanının durumunu anlatır. SAHİP OLDUKLARIN SANA SAHİP OLUYOR…
Bunun zıddı olan ubudiyete yani dünyaya kul olmuş olanlara, Allah Rasulü şöyle işaret etmiştir: “Dinarın kulu olanlar helak olsun, dirhemin kulu olanlar helak olsun.”6
Mutlak anlamdaki özgürlük anlayışı seküler bakış
Kitap 10 bölümden oluşuyor. Yazar her bölümde farklı delilleri ele almış. Şimdi tek tek delilleri özet bir şekilde inceleyip değerlendireceğiz.
1-
• İlk bölüm daha çok tanrının varlığını ispatlar nitelikte Kur'an'ın içeriği ile Allah'ın Evren üzerinde gördüğümüz sıfatlarının uyumu üzerinden bir din ispatına gidilmiş kati bir delil değil. Daha çok tanrı isbatında kulllanılacak deliller zaten yazarda bunları uzunca tanrı isbatı kitabında anlattığını belirtmiş.
2-
• Evrenin bir başlangıcı olmasının o dönemde bilinmediği üzerinden ve Kur'an'da bunun söylenmesi ile o dönemde bilinmeyen bir şeyi söylediği iddia edilmiş ancak evreni Tanrı yaratmıştır demek için zaten bir başı olması gerekir çok da geçerli bir delil değil.
• Enbiya suresi 30. ayet başta yer gök bitişik idi sonradan ayırdık ifadesinden bunun bilimle uyumu üzerinden ve o dönemde bilinmemesi ile bir delille gidilmiş farklı yorumlanmaya açık olduğundan kaliteli bir delil değil.
• Zariyat Suresi 47. ayet evrenin genişlemesi söylenmiş evrenin genişlemesi evrenle ilgili herhangi bir bilgi değildir bazı fizikçilere göre en önemli bilgidir ve o dönemde bilinmesi imkansızdı kaliteli bir delil.
• Fussilet suresi 11. ayet evrenin başta gaz aşamasında olduğu söylenmiş bu bilimsel verilerle uyuşuyor ancak gerideki ayetlerde yerin düzenlenmesinden bahsediyor. Dolayısıyla bu bilimde bahsedilen gaz aşaması değil gibi.
• Kur'an'ın o dönemde olan dünyanın öküzün boynunda olması tepsi şeklinde olması vesair hatalardan uzak olması güzel bir işaret
• Evrenin sonu olmasının o dönemde bilinmesi üzerinden bir delile gidilmeye çalışılmış ancak zaten ahiret olgusuna sahip biri için evrenin sonu olması gerekir çok da geçerli bir delil değil.
• Evrenin hassas ayarının olması hasebiyle diye delile gidilmiş bu tanrının varlığını
Neden Müslümanım?Caner Taslaman · İstanbul Yayınevi · 2020486 okunma
Bismillahirrahmanirrahim
Esselamu aleyküm değerli kardeşlerim.
Elhamdülillah Kur'an'ı Kerim mealini ikinci defa bitirmiş oldum Allah'ın izniyle.
Bir haftadır inceleme yazmayı düşünüyordum ve nasıl yazabilirim diye sürekli düşündüm.
Ayetleri göz önüne getirdim, inceledim Rabbimin verdiği kadarıyla idrak etmeye çalıştım.
Lakin ben şunu dedim kendime evet bu kitap kâinatın hak kitabı ve sadece bir yaratının kelamı.
Yazılacak çok şey vardı nefsimize ağır gelecek yerleri, görmezden geldiğimiz noktalar vs.
Ama koskocaman bir hakikat var bu bunu hiç kimse ne inkar edebilir nede görmezden gelebilir.
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz.
Ankebut 57
Bu hakikat varken neden yokmuş gibi davranıyoruz?
Bunu sorguladım sürekli ve sorgulamaya devam ediyorum.
Sorun nerede?
Bize ağır gelen ne yoksa bu dünyadan kopmak çok mu ağır geliyor?
Bizi en ince ayrıntısına kadar en güzel biçimde yaratmış olan Allah'tan neden korkuyoruz?
Bize zulüm edebilir mi hiç? Asla!
Bu bizim nefsimizin korktuğu bomboş birşey.
Ağır olarak bilinen haramlardan kaçınalım Rabbimizin emirlerini uygulamaya çalışalım, ibadetlerimizi de samimiyetle yerine getirelim gerisi takdiri ilahi.
Neyse lafı daha fazla uzatmak istemiyorum.
Allah'a emanetsiniz, selamün aleyküm..
Kitaptaki şu kısmı okuyunca aklıma lisedeki din kültürü hocam rahmetli Mehmet Erdoğan geldi.Bize her zaman tek bir ayet söylerdi.Aklıma kazınmıştı artık o ayet. “Her nefis ölümü tadacaktır.”
…
Öldükten sonra yok olsaydık eğer,belki bu dünyayı daha gamsız yaşardık.Her hesap burada görülse her ceza burada çekilse insan bu kadar azgın davranır mıydı? Oysa ölmek bir kapıdan diğer kapıya geçmek sadece “Her nefis ölümü tadacaktır”(Ankebut/57) ayetinde ölümü sadece tadacağımız bize işaret ediliyor, aslı ile öleceğimiz beyan edilmiyor. İnsan ölümü bir an tadacak ve beden denen kafesten çıkıp aslına dönecek. Ne kadar hazırım, ne kadar hazırız ,ağızların tadını kaçıran tadımlık ölüme?
…