Ekonomik Soygun ve Koltuk Kavgasının Hakkından Yurttaş Gelecek
Karakolda bitmeyen kavgalar üretiyorlar. Parayla ulusun adına karar veren algıyı değiştiren anketler ile toplumu aldatıyorlar. Yargının sopa olarak kullanılıp Cumhuriyeti kuran parti üzerinden Cumhuriyet devrimleri hedefe konarak partiyi bölmek yetmedi, paralı anket firmaları da aynı algıyı yönetmek için birden sahaya sürüldü. Tümü kaybetmemesi gerekeni kazandırmak için çabalıyor. Yurttaşı yok sayan sonu gelmeyen hilelerin hakkından eninde sonunda yurttaş gelecek. Ülkemizin bir numaralı sorunu küresel ve yerli işbirlikçi sermaye soygunu ve kamulaştırma devrimi ekonomisi kararları olması gerekir iken taht ve koltuk kavgasını gündem de tutuyorlar. Yurttaşın soyulması gündemi olmayan yurttaşın gündemi ve muhatabı olmayacak. Tüm siyaset Türk ulusu karşısında meşruluğunu yitirip muhatapsız kalacak.
Hayata Dair
Kredi daralmasının etkisi sadece ekonomik değildi. Yazar Jeanette Winterson, The [Londra] Times gazetesindeki yazısında, “sözde uygar Batı'nın, bu en materyalist haliyle, üzerine düşeni yapmakta başarısız olduğunu... Korkunç bir karmaşa içinde olduğumuzu” öne sürdü ve “çıkış yolunun” da sanattan geçtiği sonucuna vardı. Aynı gazetede daha sonra yayımlanan bir makalesinde ise "değerleri olmayan, hiçbir şeye inanmayan bir toplum yarattık" diye yazmıştı. Yine The Times'ta yer alan ve krizin diğer veçhelerini vurgulayan bir habere göre, Faithbook'ta -Facebook'ta çok dinli yeni bir sayfa, yapılan bir anket, katılımcıların yüzde 71'inin bugün “spiritüel bir gerileme" içinde olduğumuzu düşündüğünü ve bunu maddî gerilemeden daha endişe verici bulduğunu gösterdi. (Başka bir anket, kredi daralmasının başlamasından bu yana ibadet edenlerin sayısında yüzde 27'lik bir artış olduğunu göstermiştir, ki bu da dinî davranışların varoluşsal güvensizlikle ilgili olduğunun başka bir delilidir.) 2008 yılının kasım ayında Britanya'da uzaylılara ve hayaletlere inananların sayısının Tanrı'ya inananlardan daha fazla olduğu bildirilmiştir: Ankete katılan üç bin kişiden (bu küçük bir örneklem değildir) yüzde 58'i doğaüstü varlıklara inanırken, Tanrı'ya inananların oranı yüzde 54'tür. Faithbook'un üyeleri “iman sahibi olmanın, hiç iman sahibi olmamaktan daha iyi olduğu” görüşündedir.
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Radyoda duyduğum bir anket vardı," dedi Hayalet, trende. "Ölüme yaklaşan insanların en büyük pişmanlıklarıyla ilgili. Bir tanesi bu kadar çok çalışmamış olmayı dilemeleriydi. Sonrakiler cesur olmakla ilgiliydi. Kendin olabilme cesareti, duygularını ifade edebilme cesareti. Hepsi korkuyu bırakmakla bağlantılı sanki. Ben hayatı sürekli hareket halinde yaşadım. O vagonun içinde kısılıp kalmıştım. Hep bir şeylere yetişmem gerekti. Durmak için çarpmak gerekmediğini anlamam gerekirdi.
Sayfa 210·Kitabı okudu
Sonra ne oldu? Hiç.. Çünkü parti hükümetleri ciddi işlerle değil, ıvır zıvırla uğraşıyor, kendisine oy vermeyen Kırşehiri ilçe haline getiriyor ve Millî Eğitim Bakanlı-ğına kadar yükselmiş bir adam da daha 50 yıl iktidarda kalacaklarını söylemek gibi aklın kabul edemeyeceği he-zeyanlar savuruyordu. O zamanki anket uygulanamadığı gibi bizim listelerin de atıldığı muhakkaktır. Yoksa Milli Eğitim arşivlerinde bulunması icab eder. Zamanla AP Hükümeti iş başına geldi. Daha akıllı iş görerek bunu anketle değil, bir komisyonla yapmaya karar verdi. Fakat burada da büyük bir yanlış yapıldı: 1000 Temel Eser'in, İkinci Beş Yıllık Plân süresince ortaya konulması kararlaştırıldı. Buna göre yılda 200 ese-rin basılması gerekiyor, bu da aşağı yukarı iki günde bir eser çıkarmak anlamına geliyordu. Fakat 5 yılda 1000 değil de 100 eser basılsa bile, türlü beynelmilelci ve vatan ihaneti aşılayan kitaplarla zehir-lenen, Türklükten koparılan gençlerin bir kısmını olsun kurtarabilecek nitelikte olduğu muhakkaktı. Nitekim Orkun Yazıtları, Kaşgarh Mahmud, Dede Korkut gibi ana eserlerle Türk milletine âdeta susadığı eserlerin verilme-sine başlanmıştı. Fakat ne oldu? Birkaç solcu profesörün kışkırtmasıyla Millî Eğitim Bakanlığı bu seriyi durdurdu. Halbuki beklenen şey bunun durdurulması değil, aralarına bundan sonra bazı zayıf eserlerin karışmasını önleyecek tedbirlerin alınması, komisyonun kuvvetlendirilmesi ve eserlerin pek ucuz olan 5 liralık satış fiyatının çoğaltıl-masıyla telif ücretlerinin biraz azaltılması sayesinde hazineye bir miktar gelir sağlamak olacaktı. Şimdi Kültür Bakanlığı 3 seri halinde yeni eserler bas-tırarak bu zararı gidermeye çalışıyor. Bu teşebbüsün de önünde sonunda akim kalacağını bildiğim için cevabımı kamuoyu önünde açıklamayı. Demokrat Parti zamanında boşuna
Sayfa 260 - Ötüken, 1 Kasım 1971, Sayı: 112·Kitabı okudu
Ameliyat sonrası ağrı ve acılarla ilgili olarak yapılan bir anket, korku ve acıyı hafifleten ve bireyin iyileşme sürecini aydınlatan bu anlam işaretleri konusunda bilgi veriyor. Ağır bir ameliyat geçirecek hastalar iki gruba ayrılıyor. Bir grup ameliyatın sonuçları konusunda kesin bilgiler istiyor; onlara kaçınılmaz ama endişe edilmemesi gereken bazı acılardan ve ağrılardan söz ediliyor. Ameliyat sonrası ağrı ve acıların karnın kesilen bölgesindeki kasların şiddetli kasılmasından kaynaklandığı ve gevşeyerek bu ağrıları dindirebilecekleri söyleniyor. Bu bağlamda bazı basit yöntemler öğretiliyor. Ve nihayet tam anlamıyla bir rahatlamaya kavuşmanın zorlukları anlatılıyor. Ama bu hastalar her an ağrı kesicilere başvurmayı bilirler. Sıradan bir tedavi sınırları içinde kalan öteki hasta grubu hiçbir özel talimata gerek duymaz. Bilgilendirilen hastalar, bu grupla karşılaştırıldıklarında çok belirgin biçimde daha az yakınırlar, daha az ilaç isterler ve daha kısa süre kalırlar hastanede. Sıkıntılılar, açıklama istemediklerinden daha fazla acı çekerler ve tedavi eden ekibe daha sonra sorun çıkarırlar. Nedenlerin ve açıklamaların reddedilmesi, hastanın korunması bağlamında pek doyurucu olmaz. Teşhis edilmiş, nedeni belirlenmiş bir ağrı ya da acı; belirsiz, teşhis edilmemiş, anlamsızlık içinde kalmış, aktör tarafından anlaşılmamış bir acıya göre daha katlanılabilirdir.
Sayfa 61
"Bence," dedi Ritchi, "sanat insanlara şaşırtıcı, düşündürücü sorular sormak için yaratılmamıştır. Bak, diyelim, biri bana, anamla yatmayı isteyip istemediğimi soruyor. Kapı dışarı ederim herifi, bilimsel bir anket yapmıyorsa tabii. Böyle olunca, bir ressamın benim en saklı duygularım, komplekslerim hakkında bana soru sormaya nasıl olup da kendinde hak göreceğini anlayamıyorum." Ritchi tatlı tatlı gülümsüyordu, Gomez'e gönül alıcı gözlerle bakarak devam etti: "Ben de herkes gibiyim, kendime ama yalnızca kendime ait bazı sorunlarım var kuşkusuz. Ne var ki bu sorunları çözemez hale gelince müzeye koşmam kardeşim; telefonu açar, bir ruh doktorundan randevu isterim. Herkesin kendi işi! Psikanaliz yapacak olan adam bana soru sorabilir; ona inanırım, çünkü o da bu işe kendi kendine aynı soruları sorarak başlamıştır. Sanatçıya gelince... O yalnızca kendi işiyle uğraşmaya razı olmadıkça ileri geri, doğru yanlış, her şeyden söz açacaktır. Ama ben, onun tarafından karşımda tutulan aynada, kendimi seyretmek istemiyorum."