Bu kitabın bende o kadar ayrı bir yeri var ki yorumuma nereden başlasam bilemiyorum. Yüzlerce, binlerce kelime yazsam yine bir şeyler eksik kalacak; yine bendeki yerini ifade edemeyeceğim. Çalıkuşu; kadınların arka planda kaldığı o döneme ait çoğu kitaptan farklı olarak, tek başına ayakta duran Feride'nin hikayesini anlatıyor. Yazarın kusursuz yazım şekliyle, okur kendini kolayca Feride'nin yerine koyabiliyor. Öyle ki şahsen istemediğim kadar çok empati yaptım. İlk kez lisede okuduğumdan beri her sene umutsuz hissettiğimde okumaya başlar, sindire sindire uzun bir süreye yayarak okur ve sanki ben Feride'ymişim gibi; onunla beraber üzülür, o kendini teselli ettikçe ben de kendime hiç yoktan teselliler uydururum. Feride yeri gelir ben olur, yeri gelir en yakın arkadaşım olur. Bir yolunu bulur kendini bir kitap karakterinden daha fazlası haline getirir. Karanlıkta hapsolmuşken bir umut ışığıdır benim için Çalıkuşu. Ayın on beşi karanlıksa diğer on beşinin mutlaka aydınlık olacağının hatırlatıcısıdır.