Karanlık Damlalar - Coğrafi Sıkıntılar
Coğrafi sıkıntılarım var; anla beni! Benim coğrafyamın çocukları, doğdukları gün ölü doğarlar. Yalnızca öldüklerini bilemezler. Kimse onlara söylemez... Hayatlarını bir gün bile yaşayamadan, güneşi görmeden ölürler. Tekstil fabrikalarının makine gürültüleri arasında karton bardakta çay, elde sigara, gecenin üçünde sessizce büyümeye çalışırlar... Yaşamak ve büyümek onların da hakkıdır. Lakin hak, hukuk kimin umurunda? Güneşe ulaşabilmek için bir Avrupalının bin katı çaba sarfederler. Fakat büyüyemezler. Güneşli günlere erişemezler. "Rağmen"lerle büyümeye çalışırlar. Para olmamasına rağmen, torpil-tanıdık-akraba olmamasına rağmen, ev olmamasına rağmen, iş olmamasına rağmen, evlenemesine rağmen... Liste uzayıp gider... Askerde fakir oldukları için dayak yerler. Birçoğu evden atılırlar. İşsiz kalırlar. Kredi kartı borcu bataklığına saplanırlar. Bahtsızlıklarından dem vururlar. Sanki bütün bu yaşananlar kendilerinin suçuymuş gibi hayıflanırlar. Oysa ki aynı coğrafyanın hemen kenarında erguvanlar içine doğanlar da yaşar. Fakat hayali bir duvar ayırır, hayatları ve hayalleri... Etrafında hep "Gel lan buraya!" naraları işitilir. Çok azı "Hoşgeldiniz beyefendi!" lafını duyar. Aileleri onlara uyuz bir köpeğin dişlerini adamın bacağına sımsıkı sapladığı gibi kesici ve delici sözleri saplarken elde sigara camdan dışarıyı seyrederler. Haksızlığa uğrarlar. Hep daha fazlasını verip hiç hakettiklerini isteyemezler... Yolları, doğdukları gün, eşkiya çeteleri, haçlılar, haçlı artıklarının zengin torunları, din bezirganları, politikacılar, yalancılar, televizyon sirki ve onun ucube oyuncuları, magazin maymunları, külhanbeyleri ve eli kanlı zalimler tarafından kesilir. Hayat onlara sağlı sollu tekme ve yumruklarla saldırırken, her gece yorgunluktan yatağa yığılırlar. Sıtmalı
Yeraltı Edebiyatı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Rüveyda
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına bir güvercin uçurup kıtalar arasından çağırdın beni geçerek birer birer sürgün kanyonlarını derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana koşup geldim; iliştir beni memnu bahtınaadını söylemek istemiyorum her hecesi amansız bir kor dudaklarımda her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım adını söylemek istemiyorum rüveyda dediğim zaman anla ki, senin için yürüyor kelimeler çığlığımın atardamarlarındanhangi yıldızdır bilmem, gözlerin kayar da üzerime rüveyda önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime sonra açılır önümde ıstırab vadileri silik renkleriyle adımlarıma çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir hayalin bittiği menfeze doğru alaca bir at koşar içimde zamansız, mekansız nefese doğruuslanmaz bir yürek taşıdığıma dair yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda oysa rüveyda baştanbaşa ben kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden bir anlatsam nasıl utandığımı bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş hay hay Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş Sağı solum gözler idim ben dost yüzünü görsem deyü Ben taşrada arar iken ol cân içinde cân imiş hay hay Ben taşrada arar iken ol cân içinde cân imiş Öyle sanırdım ayrıyam dost gayrıdır ben gayrıyam Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş hay hay Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş Savm-u sâlât-u hac ile sanma biter zâhid işin İnsân-ı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş hay hay İnsân-ı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş Kanden gelir yolun senin ya kande varır menzilin Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş hay hay Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş Mürşid gerektir bildire Hakk'ı sana Hakk'al-yakîn Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş hay hay Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş Anla hemen bir söz dürür yokuş değildir düz dürür Âlem kamû bir yüz dürür gören anı hayrân imiş hay hay Âlem kamû bir yüz dürür gören anı hayrân imiş İşit Niyâzî'nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün Hakk'dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş hay hay Hakk'dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş -Niyazi Mısri Hazretleri
Zihin anla buluştuğunda farkındalık doğar
Ah evet,o harika anlarım oldu.Hayat armağanı
Hiç biriyle birlikteyken zamanın dışı, askıya alınmış anı hissettin mi, sanki hiçbir şey yokmuş gibi? Bazen askıya alınmış bir anın geçici tatlılığını tadıyoruz, zaman sürekliliğinde sonsuzca akan bir tür ara parça. Dış dünyanın kaybolup paylaşılan bir yakınlık balonuna dönüştüğü büyülü bir ara sahne. Hiç zamanın bu lezzetli kucaklamasını, zamanın dışında ve şimdiki anla uyum içinde bulduğunuz bu geçici ve değişken parantez duygusunu hissettiniz mi? Sanki dünya o zaman durdu, saat elleri durmaksızın dansını askıya aldı ve buluşan ruhlara, yeniden birleşen bu yolcu ruhlara bir nefes sundu. Bu anlar nadir, değerli, hayatlarımızın huzursuz ve bazen çalkantılı hayatlarının okyanusunda kaybolmuş inciler gibi. Ve yine de, bu askıya alınmış an ortaya çıktığında, tüm varlığımızı büyüler. Bu kişiyle birliktesiniz ve sadece varlığı zamanın sınırlarını koparma gücüne sahip. Her birinin söylediği sözler uzak yankılara dönüşüyor, sanki başka bir hayatta hep birbirinizle iletişim kurmuşsunuz gibi. Kelimeler bir araya gelir ve birlik oluşturur. Bu, ruhun tanımasıdır, gözlerle sessiz bir simyadır. O zaman bunun sihir, gizemli bir simya olduğuna inanabiliriz; bu simya bizi sarıyor ve sadece şimdiki anın önemli olduğu, bizi kısıtlamalarımızdan, bağlılıklarımızdan mahrum bırakan bir uzay-zamana taşıyor. Sözler ve gülümsemeler eterik melodiler gibi yankılanır. Birlikte olmak basit bir eylem, hayatın sessiz bir kutlamasına dönüşür. Kendimizi bir kavşakta buluyoruz, dün ile yarın arasında bir köprüde ve ulaşılamaz sonun sonunda sadece ufuk var, geçiş sonsuza dek sürecek. Önemli olan şimdi ise. Bu samimiyet balonunda, duyular neredeyse elle tutulur bir yumuşaklıkla uyanır, hafif bir esinti cildi okşayan bir esinti gibi. Nelly Delas