"Konfor alanından çıkamamanızın sebebi çoğu zaman korkak olmanız değildir. Sebebi, zihninizin şu soruya net bir cevap bulamamış olmasıdır: "Bu korkuya rağmen neden adım atayım?" Korku tek başına insanı durdurmaz. Belirsiz anlam durdurur. Çünkü cesaret, korkunun yokluğu değil; korkunun içinde yürümeye değecek bir yönün bulunmasıdır."
Bazen kelimelerin boğazınızda düğümlendiğini hissedersiniz. Konuşamaz, nefes alamaz, sessizce çırpınırsınız. İnsanlar görmez sizi, o kuyudan çıkarmaz, çıkarmaya uğraşmaz bile.
1000Kitap
Reklam
Kuytu Köşede Bir Şerbet
Yılların akışı içinde, gerçeklik ile irrasyonalitenin birbirine karıştığı o bulanık düzlemlerde, insan bazen kurgulu bir dünyanın içinde yeni kurgulara dalıyor. Hasretler, sevinçler, hicranlar, hasetler; arkadaşlıklar, düşmanlıklar, kıskançlıklar… Bir anda reca ile şahlanmalar, ardından yeis handikaplarına düşmeler. Pek şiddetli aşklar, sonra onlardan tiksinip kaçışlar. Kendine yabancılaşma, depresif hâller, dünyayı ve düzenini anlayamama sancısı… Saflıklar vardı bir zamanlar; emekle, sancıyla çizilmiş kırmızı çizgiler vardı. Fakat o çizgilere durmadan gerilla saldırıları yapıldı. Yağmalar, ihlaller, çöküşler yaşandı; iç duvarlarda delikler açıldı. İnsan kendinden nefret etmeye, insanları affedememeye başladı. Varoluş, boğazda düğümlenen bir soru hâline geldi. Bir yanda din membaından gelen soğuk, ferahlatıcı şerbetler vardı; kalbe serinlik veren, insanı bir anda dirilten ilahî esintiler… Bir yanda da şimşek hızında kat edilen yollar, sağdan soldan yükselen hiççilerin çığlıkları, hedonistlerin kendi bedenlerini kutsallaştırmaları, herkesçe alkışlanan sahte putlar… Ve biz yine kuytu bir köşede kaldık. Yine sağa sola savrulduk. Kesiklerle, kırıklarla, eksilmelerle ayrıldık kendimizden. Bir uçurumdan düşer gibi düştüm: “Hadi beni gör, beni sev ve kurtar!” diye içimden haykırdım. Fakat fena hâlde düşüyordum; kayalıklara çarpa çarpa, içimdeki bütün putların arasından geçerek… Nerede benim baltam? Şu sahte ilahların başlarını gövdelerinden ayırayım. Tuzla buz olsunlar. O asılmış ikonların yüzüne bir bıyık, bir de şapka çizeyim; sonra da kendi hâlime güleyim. Çünkü insan bazen en çok, yıktığı putların gölgesinde kendi zavallılığıyla karşılaşıyor. Şimdi yürüyorum. Reftara yürüyen bir at gibi, sallana sallana… Zümrüt çimlerin üzerinde esen yel ne kadar güzel, ne kadar
Ya ben ne olacağım Yarabbi? Sıkışmış insanların arasında nereye koşuyorum? Niçin vapurlar beni taşıyor, ve gözlerim buğulu?
Kelimeler
Ruhun haritasıdır; nereye gideceğini bilmeyenler oradan dönemezler.
1000Kitap
"Ölüm hayattan daha evrenseldir. Herkes ölür; ama herkes yaşamaz." Albert Camus
Alıntı
Reklam
Reklam