"Oyuncuların hayatı gece yarısı başlardı. Halk, evlerine dağılıp rahata kavuştukları, uyudukları zaman onlar kafalarını dinlemeye, eğlenmeye hak kazanıyorlardı. Halkı güldürdükten, ağlattıktan, eğlendirdikten sonra onlar gülebiliyor, eğlenebiliyor ve ağlayabiliyorlardı. Onların geceleri gündüzdü; sabahları akşam ve gündüzleri de gece yarısıydı."
"Böyle büyük bir ailede yapılacak, ilgilenilmesi gereken o kadar çok şey, farklı farklı ihtiyaçları olan o kadar çok insan var ki. Birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her şeyi kendi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. Fakat nereye kadar?"
"Sanatçı inşa eder, sonrasında kuramcı gelip onu açıklardı. Sanatçı sezgileriyle hareket eden bir hayvandı. Bilinç dışı diye bir şey vardı. İcra ettiği şeyi bırakın anlatmayı, anlamakla dahi mükellef değildi. Sanatçının eli işi kuracak, kuramcının dili ona çerçeve çekecekti."