Bir aynada üç kadın - Eric Emmanuel Schmitt
7/10
·412 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 16:16
Bir aynada üç kadın kitabı farklı yüzyıllarda yaşamış üç kadın karakter üzerine kurulmuş bir kitap, birinci karakterimiz Anna 16. Yüzyıl Avrupa'sında din etkisinin yoğun olduğu bir dönemde evlilikten kaçan dönemindeki kadın tiplemesine uymayan huzuru doğada bulan bir kadın karakterdir. İkinci karakterimiz Hanna 20.yüzyılda zengin bir sınıfta yaşayan eşinin ailesinin çocuk beklentisini karşılayamayan doğum yapamayan çareyi Freud'un psikanaliz tedavisinde bulan bir karakterdir. Üçüncü kadın karakterimiz anny Lee Hollywood yıldızı uyuşturucu bağımlısı bir kadındır. Üç kadından en güçlüsü Anna durmaktadır. Üç kadın karakterin ortak özelliği hayatlarını erkek eğemen toplumunun isteklerine karşı koymaları olarak görebiliriz bu yönüyle feminizm baskın bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Eric Emmanuel Schmitt'in diğer kitaplarında farklı dinlerin etkisi görülürken bu kitabında da feministleri kırmak istememiş gibi duruyor. Açıkcası kitabı sıkıcı buldum. Ne kadar kadın karakterler üzerine kurulsada yan karakterimiz yine erkek ve ben özellikle Anna'yı anlamadım. Yazarın diğer kitaplarından farklı bir kitap ama beni çok etkilemedi. Bir Aynada Üç Kadın Eric Emmanuel Schmitt
Edebiyat
Bir Aynada Üç KadınEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 201382 okunma
2/10
·204 syf.··
2026 2. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 00:59
Çok yüzeysel,eski akademik ve samimiyetten uzak bir dil kullanılmış. Bazı cümleler çokça tekrarlanıyor. Okumaya gerek olmadığını düşünüyorum. Pratikte kullanılabilecek bilgiler içermiyor pek.
Bilinçaltı Zihninizin GücüAnna Freud · Gece Kitaplığı Yayınları · 20249 okunma
Reklam
Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 08:45
"Tarih boyunca deha denilince akla hep erkekler geldi oysa zorluklara direnen, önyargıları aşan, kendi yolunu açan nice kadınlar var." Bahar Eriş, tarih boyunca bastırılmış kadın dehaların izini sürmüş ve bizlere "Boyun Eğmeyen Kadınlar" adı altında nice kıymetli isimleri tanıtmış. Frida, Lou Salome, Anna Freud ve Virginia Woolf hikayesini bildiğim isimlerdi. Onların dışında "Kuş ölür, sen uçuşunu hatırla..." diyen Furup Ferruhzad'ın zorlu yaşamı, Pakistan'ın ücra bir köyünde doğan umudun ve cesaretin simgesi olan, On yedi yaşında Nobel Barış Ödülü'nü alan Malala... Malala için bir parantez açmak istiyorum. Taliban zulmüne sessiz kalmayan cesur Malala şu düşünceyi savunuyordu: "Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem dünyayı değiştirebilir." Verdiği mücadele onun ölümüne neden oldu ama bir direnişin sembolü olarak hâlâ yaşıyor. Yayoi Kusama'nın hayatı oldukça ilgimi çekti. Küçük yaşta görmeye başladığı halüsilasyonları resme aktararak hayata tutunmayı başaran, büyük bir hayran kitlesine sahip bir sanatçı ve akıl hastanesinde hayatını idame ediyor. Françoise Gilot'un hayatı bana Pablo Picasso'nun bilmediğim yüzünü ortaya koydu. Remziye Hisar'ı okurken oldukça gururlandım, İris Apfel'in " Pişmanlıkla vakit kaybetmeyin. Her şeyi büyük bir mesele haline getirirseniz, enkaz haline gelirsiniz." sözü beni oldukça etkiledi. Otizmli bir dahi olan Temple Grandın'ı tanıdım ve daha nice güçlü kadınlar... Sadece kadınlar değil; erkekler de bu kitabı okumalı. Kadınların din, dil, ırk fark etmeksizin her yerde verdiği mücadeleye şahitlik etmeli. "Erkekler ezildiğinde buna trajedi denir. Kadınlar ezildiğinde buna gelenek denir." Letty Cottin Pogrebin Hayatında bir şeyler başarmış kadınların çoğu, neredeyse kimse tarafından sevilmez. Françoise Gilot Kadınlar,
1000Kitap
Boyun Eğmeyen KadınlarBahar Eriş · Alfa Yayınları · 2025332 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 23:15
Mart ayına özel okuduğum güzel bir kitap. Tarihte iz bırakarak boyun eğmeden savaşan kadınların anlatmış. Her alanda zorlukla savaşna kadınların hikayesi oldukça etkileyici. En beğendiklerim ise Anna Freud ve Malala oldu.
Boyun Eğmeyen KadınlarBahar Eriş · Alfa Yayınları · 2025332 okunma
10/10
·320 syf.·
2026 12. kitabı
Tanrı’yı dışarıda bir otorite olarak değil, insan psişesinde / Psişe (psyche), kısaca insanın ruhsal–zihinsel bütünlüğü demektir./ deneyimlenen bir gerçeklik olarak görüyordu Jung. Ona göre Tanrı, mitlerde, rüyalarda, sembollerde ve bilinçdışında ortaya çıkar. O meşhur cevabı tam da bunu anlatır: “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” “İnanmıyorum, biliyorum.” Basel Üniversitesi’nde tıp okudu. Psikiyatriye yöneldi. 1907’de Sigmund Freud’la tanıştı. Bir süre Freud’un en yakın çalışma arkadaşı ve halefi olarak görüldü.1913’te yolları ayrıldı. Nedeni: Freud’un her şeyi cinsellik üzerinden açıklamasına Jung’un karşı çıkması. Zürih Üniversitesi’nde dersler verdi, tedavilerle ilgilendi, kitaplar yazdı yayınladı ama en meşhur kitabı Kırmızı Kitap, çok özel bir eser olarak ancak ölümünden sonra okurla buluşabildi. İsviçre Küsnacht’taki evinin ön kapısına Latince Vocatus atque non vocatus deus aderii “ Çağrılsa da çağrılmasa da Tanrı burada olacaktır.” yazdırdı. Tanrı fikri babasının öğretmeye çalıştığı kilise kalıplarının çok dışında, ayrı bir felsefeydi onun için.. Freud ile Salzburg’da bir konferansta başlayan tanışıklığı baba-oğul gibi sohbetlere, yurtdışı gezilerine ve mektuplaşmalara dönüştü. Birbirlerini keşfettikçe ona hem bağlandı hem de şüpheci, keskin sınırlı ve inatçı olduğunu keşfetti. Kendi fikirlerine bağlı kalıp ona saygılı durdukça da samimiyet yok oldu, koptular. Freud Yahudiydi.Psikanaliz, Naziler tarafından “Yahudi bilimi” olarak görülüyordu.Kitapları yakıldı.Kızı Anna Freud, Gestapo tarafından sorgulandı. Hitler zulmünden kaçan Freud Londra’ya sığınana kadar bir daha Jung’dan mektup alamadı. Bu kurtulduğuna sevindiğini belirten bir dost mektubuydu. “Orta Çağ’da beni yakarlardı; bugün kitaplarımı yakmakla yetiniyorlar.” Freud için Londra bir tercih değil,
Ruhun Yaralı Şifacısı Carl JungClaire Dunne · Doğan Novus · 2022438 okunma
9/10
·374 syf.··
2026 1. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 00:55
Nietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom’un felsefeyi ağırlaştırmadan, insan hikâyesine dönüştürdüğü bir roman. Hikâye, Lou Salomé’nin; Josef Breuer’i, Friedrich Nietzsche’ye yardım etmesi için yönlendirmesiyle başlıyor. Yalom’un amacı, tarihsel doğruluğu birebir yeniden üretmekten ziyade, felsefi bir tarihi kurgu. Yazarın da belirttiği gibi, bu roman bir biyografi olarak değil; psikolojik ve varoluşsal bir kurgu olarak tasarlanmış. Ben ise incelememde -her ne kadar çoğu bilgiyi zaten Yalom kitabın sonunda verse de- karakterlerin tarihsel gerçeklikleri ile romandaki kurgusal temsillerine değinmek istiyorum. 𝗙𝗿𝗶𝗲𝗱𝗿𝗶𝗰𝗵 𝗡𝗶𝗲𝘁𝘇𝘀𝗰𝗵𝗲: Romanda çizilen Nietzsche figürü, birçok açıdan tarihsel gerçeklikle örtüşüyor. Nietzsche, kurguda olduğu gibi gerçek yaşamında da kronik migren, mide rahatsızlıkları ve görme sorunlarıyla mücadele etmiş; bu hastalıklar nedeniyle farklı şehirlerde pek çok doktora başvurmuş. Sürekli fiziksel acı içinde olması, onun yalnızlığını ve umutsuzluğunu derinleştirmiş. Kitapta Nietzsche’nin karamsar, mesafeli ve ketum hâli son bölümler hariç tutarlı bir şekilde işlendi bence; bu yönüyle Yalom’un karakter inşası ikna ediciydi. Bence Nietzsche, kişilik yapısı itibarıyla kalıcı ve güvene dayalı dostluklar kurmaya yatkın bir figür değildi. Aşırı içe dönüklüğü, keskin yargıları ve insanlarla arasına koyduğu mesafe, onu hem yalnızlaştırmış hem de ilişkilerinde kırılgan hâle getirmişti. Buna rağmen hem kitapta hem gerçekte Paul Rée ile kurduğu dostluk, Nietzsche’nin nadir istisnalarından biri olarak görülebilir; bu ilişki daha çok entelektüel bir yakınlığa dayanıyormuş. Ancak Lou Salomé’nin bu ikilinin arasına girmesiyle söz konusu bağ da kısa sürede dağılmıştır. Romanda çok kısa bir yerde değinildiği üzere Nietzsche’nin Richard Wagner ile olan ilişkisi de bir
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
Reklam
Reklam