Anna Freud, ego-çekilmesi olgusunu tanımlarken şöyle yazıyor:
Diğer ret ve vazgeçme formları gibi, bir 'acı'yı önleme yöntemi olarak ego-kısıtlanması, nevroz psikolojisine değil, ego gelişimin olağan sürecine dahil edilir. Genç ve esnek egonun herhangi bir etkinlik alanından geri çekilmesi, bazen daha üstün bir alanda yoğunlaştığı başka bir etkinlikle dengelenmektedir. Ne var ki, böyle bir ego katılaştığı ya da acıya karşı belli bir tahammülsüzlük eşiğinde duraksadığı ve böylece saplantı halinde belli bir kaçış yöntemine sıkı sıkıya bağlandığı zaman, işte bu durumda, benimsediği bu çekilme, artık bozuk ve kusurlu bir gelişmenin belirtisidir. Bir tutumu, bir vaziyet alışı bir başkasıyla durmadan değiştirerek gittikçe sivrilir, yoksullaşır ve sonunda katı bir tek yanlılıkta karar kılar. Son derece daralmış ilgi alanı içinde başarabileceği çok az şey vardır artık
"İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceginiz ne bir kilt var ne de bir sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı"
Verginin Woolf
"Eğer bazı özlemler giderilmiyorsa şaşkınlığa düşmeyin.
Biz buna "hayat" diyoruz."
Anna Freud
"Hayatımın yaşamaya değer olduğunu hissedebilmem, tam da kendimi terk etme eğiliminin üstesinden gelmekle mümkün değil mi?"
Mieko Kamiya
“ Direnci ve duygulanım savunması ne kadar başarılı bir şekilde bilinçli kılar ve böylelikle etkisiz bırakırsak idi anlamakta o kadar başarılı oluruz. “
Nevroza yol açan sıkı, sert bir üstben olduğuna göre eğitimde aşırı katı bir üstben gelişimine yol açan etkenlerden sakınılmalıdır. Sonradan üstbence içselleştirilecek olan eğitim araçları ılımlı tutulmalıdır; üstbenin özdeşleşme yoluyla kendine maledeceği ana-baba örneği gerçekte uygulanması imkânsız katı bir ahlak anlayışıyla göz boyamak yerine, çocuğa ana-babanın gerçekteki insani zaaflarını, dürtülere karşı hoşgörülerini de göstermelidir.
“ Benlik gücü yeterliyse, kişi duygulanımıyla başa çıkabilir; saldırganlık, nefret, kıskanma, korku, üzüntü gibi olumsuz duygulanıma rağmen ruhsal dengesini ve özellikle başka bireylerle olan ilişkisini koruyabilir. “
Freud tarafından düzenlenen bir seminerde, Eitingon'un Anna O. vakası üzerine yaptığı bir sunumun metnine ulaştı. İyi bir öğrenci olan Eitingon, Anna O.'nun semptamotolojisinin babasına yönelik ensest fantazilerini, özellikle de hamilelik fantazisini açığa vurduğunu ve bunları baba figürü olarak gördüğü Breuer'e aktardığını göstermeye çabalamıştı: "Bahsi geçen karmaşık semptomlar yalnızca bir hamilelik fantazisine benzememektedir." Dolayısıyla Freud'un, sonunda Breuer'i alaya almak ve eleştirilerinin ağzını kapamak için gerçek bir histerik hamileliğe çevirdiği bu tamamen varsayımsal hamilelik fantazisi, ilişkinin başrollerinden ikisini de tanımayan biri tarafından ortaya atılmıştı. Anna O.'nun Breuer tarafından iyileşmiş olarak gönderilmesinden önce Freud, Jung'a şunları anlatmıştı: "Anna O. büyük bir histerik atak yaşamış ve o sırada, "Şimdi doktor Breuer'in çocuğu geliyor! Bu çocuğa ihtiyacımız var değil mi!?" diye bağırmıştı. Ama bunun vaka hikâyesinde yer alması gerekiyor!... Bak, bu gerçekten kötü bir izlenim yaratır değil mi?"