Dağınıklığın Derli Toplu Tarifi
Önce kelime vardı. Sonrası hiç olmadı belki de. Aslına bakarsan bunun şiirleştirilebilecek bir tarafı da yok. Ve belki zamansız hatta gereksiz bir girişim bile olabilir. Ey dünya sana sesleniyorum. Başkaca muhatabım yok. Ve belki de sen de yoksun. Sürekli aynı iz üzere dairesel bir döngü bu. Aynı yerden tekrar tekrar geçen maket tren. Yükü yokluk. Bir iz üzere gidiyorum bu aşikâr. O izi ben mi yaptım yoksa o iz zaten ben miydim. Rabbim bana yeni sorular bahşet. Belli bir mantık dahiline aldığım her şey kaçınılmaz olarak artık sürdürülebilir değil. Bu sürdürülemez halin kendisinden başka hiçbir şey sürdürülebilir değil. Rabbim bana yeni sorular bahşet, yakışıklı cevapları olsun. İnsan, neresinden tutsan tutarsız. Mütemmim bir cüz olaydım tapu evraklarında değil belki ama sabahın o doğurgan dinginliğinde. Neyi kaldırıp atmalı, neyi tutmalı, varılacak bir yer var mıydı? Bazı şeyler oluyor rabbim güzel müzikler gibi, hızla akan suların coşkunluğu ve dingin göllerin huzuru gibi. Bazı şeyler oluyor ve insan saatin pilini çıkartmak istiyor rabbim. Cennetin böyle bir yer mi? Başkaca şeyler de oluyor rabbim, yakınmak değil de bu öyle şeyler ki insan insan kalamıyor o zamanlar. Sonra zaman geçiyor ya da 'zaman sonra' geçiyor rabbim. Geçmeyenler de var, doğum lekeleri mesela. İnsan bir kere doğmuyor ve sonraki anneler ilkine hiç benzemiyor. İnsanlar eşit demişsin ama ben hüzünden biraz fazla aldım umarım sorun olmaz rabbim. Bu durumu diğerlerinin çok problem yapacaklarını sanmıyorum. Önce kelime vardı, artık kelimeler var. Bu bizden öncekiler rabbim –en iyi sen bilirsin– sıkıntıdan olsa gerek yüklenmişler kelimelere. O ilk kelime neydi acaba, o her şeyi kapsayan, noksansız ve eksiksiz, tam ve bütün, şimdi benim tanımlamaya çalışırken bile kıvrandığım, beni, kelimeyi
Şiir
VATAN SAĞ OLSUN…
Bugün şehitlikteydim. Musa abinin de toprağını sularken çiçeklerin arasına iliştirilmiş küçük bir not gördüm: "Anneler günün kutlu olsun oğlum." O an içimde tarif etmesi zor bir sızı hissettim. Bir annenin, Anneler Günü'nde oğlundan çiçek almayı beklediği bir günde, elinde çiçeklerle oğlunun mezarına gelmesi ne ağır bir imtihan... Oğlunun ona uzatması gereken çiçeği, o; buz gibi mermerin ardında yatan evladına getirmişti. Musa abinin annesi her sabah şehitliğe gelir, oğluyla konuşur, hasretini toprağa anlatır. Bu not da o hasretin sessiz bir haykırışı. Bir annenin kalbinde yıllar geçse de dinmeyen özlemin, kapanmayan yaranın satırlara dökülmüş hâliydi. Şehitlikten ayrılırken anladım ki acı, sadece düştüğü yeri yakmıyor.Eğer insanın yüreği hâlâ hissedebiliyorsa, o ateş hepimizin içine dokunuyor. Çünkü bazı anneler için evlat hasreti hiç bitmiyor; bazı bayramlar, bazı özel günler hep biraz eksik kalıyor.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Öyle bir düzen ki bu…
Nefsim dedi ki: Ne dağınık bir yaşamın var Korkular,endişeler,amaçlar, dünyalık telaşlar peşindesin, dünyayı seçeceksin, insanlara meyledecek sevgi kırıntıları için oradan oraya savrulacaksın Az biraz çaresiz,kimsesiz hissedeceksin Yoğrulacak kimliğin Benliğini şaşacak Bu dünyaya ait misin seni afallatacak Elbet sen bunları düşünmekteyken ruhun bedeninden ayrılacak… Ve sonra Allah’ın emri peygamberimin sünneti gelecek! Tüm kargaşanın içinde Günün beş vaktine ayrılmış bir düzenle Bana ihtiyaç olmayan bir ibadeti benim için Günahlarımın affına Belalardan korunmaya Canım acımayayazmadan dualarıyla uğurlayan anneler misali Dünyalıklarımla da gelsem, Huzuruna her şekilde bekleyen Sevgisi sonsuz,merhameti sonsuz O düzensizliğin içinde 5 vakitlik büyük bir imparatorluk Öyle bir düzen ki Dağılmış gönülleri Savrulmuş zihinleri Toparlayıp inşa eden Hazırlayıp uğurlayan bir düzen… İşte öyle bir düzen bu…
Din
Filistin, asırlar boyunca peygamberlerin iz bıraktığı, medeniyetlerin kavşak noktasında yükselen mübarek bir belde olmuştur. Lâkin bu aziz topraklar, tarih boyunca nice istilalara, nice zulümlere ve nice gözyaşlarına da şahitlik etmiştir. Bilhassa 1948’den sonra başlayan işgal, hicret ve mahrumiyet yılları; milyonlarca Filistinlinin yüreğinde silinmez yaralar açmıştır. Evler yıkılmış, yurtlar terk edilmeye zorlanmış, nesiller sürgünün ve hasretin gölgesinde büyümüştür. Ancak bütün bu acılara rağmen Filistin halkı, toprağına, kimliğine ve inancına sımsıkı sarılmaktan vazgeçmemiştir. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın gölgesinde yaşananlar, yalnızca bir toprak meselesi değildir; aynı zamanda bir haysiyet, bir tarih ve bir iman meselesidir. Yıllar boyunca süren savaşlar, kuşatmalar ve türlü baskılar, Filistin halkını yıldırmak yerine sabrını ve dirayetini daha da kuvvetlendirmiştir. Çünkü onlar bilirler ki zulüm ne kadar uzun sürerse sürsün, hakikat güneşi bir gün mutlaka doğacaktır. Bugün Filistin’de çocuklar korkunun gölgesinde büyüyor, anneler evlatları için endişeyle dua ediyor, yaşlılar ise bir ömürdür hasret kaldıkları huzuru bekliyor. Fakat bütün bunlara rağmen Filistin halkı, imanını, vakarını ve ümidini muhafaza etmeye devam etmektedir. Onların hikâyesi yalnızca bir mazlumiyet destanı değil; aynı zamanda sabrın, direnişin ve adalet uğruna verilen mücadelenin destanıdır. Filistin’in davası, yalnızca bir milletin davası değil; vicdan sahibi her insanın omuzlarında taşıması gereken bir emanet meselesidir. Zira zulüm karşısında sessiz kalmak, mazlumun feryadını duymamak demektir. Tarih şahittir ki hak er ya da geç galip gelir; geriye ise zalimlerin değil, sabredenlerin ve hakkı haykıranların izleri kalır.
Filistin
Okuyan Anneler sezonu bu kitapla kapatıyor, Okuyalım bakalım...
"Mayıs'ın son günlerinde duyduğum bir cümle, bütün dengeleri altüst etti. Gün sayarak beklediğim günler geride kaldı; yerlerine umudun bile uğramadığı günler geldi."