''Umudumuzu yitirirsek nasıl yaşardık?"
Aile servetini tüketen şımarık Fugui, hayatın birçok yönüyle sınanır. Doğumlar, ölümler, mutsuzluklar ve umutlar… Kısacası, yaşamayı gerçekten “yaşar”.
Yazar, içten ve samimi bir anlatımla okura hayatı olduğu gibi kabul etmeyi fısıldar. İnsan ne kadar zorlanırsa zorlansın, içinde güçlü bir direnç barındırır ve her duyguyu kabullenerek yaşamaya devam edebilir.
Okurken sık sık duygulandım; sanki bir kurgu değil de gerçek bir hayata tanıklık ediyormuşum hissine kapıldım. Bu eser, hayatın bizi ne kadar sınarsa sınasın, içimizde büyük bir dayanıklılık gücü olduğunu ve yaşamayı olduğu gibi kabul etmenin insanı daha derin bir farkındalığa ulaştırdığını gösteriyor.
Her okurun kütüphanesinde bulunması gereken, etkileyici bir eser.
"Annem sık sık. "İnsan mutlu olduğu sürece, fakirlik utanılacak bir şey değildir," derdi."
"Yaşamaya devam etmek zorundasın!"
"Derler ki: "Bir felaket-ten kurtulunca ardından güzel günler gelir."
"Bütün aile her gün bir arada olduğu sürece, paranın ne önemi vardı?"
"Yorgunluktan nefes alamayacak bile, bütün gün gülümserdi."
"Küçücük bir insanın çeşit çeşit ağlayışı vardı."