Güçlü Kadınlar Her Zaman Silah Tutmak Zorunda Değildir
Eli silah tutanlar arasından da pek çok güçlü kadın karakterimiz var elbette ama görüyorum ki son zamanlarda en çok öne çıkarılan kadın karakterler tamamen bu tarzda. Ya suikastçı, ya asker, ya bir tür savaşçı... Ve bu karakterlerin sahip oldukları güçler, silah kullanmaktaki yetenekleri üzerine konuşuluyor. Kimileri güçlü kadın karakterleri acımasız, sert, küfürbaz, baskın, kaba özelliklerden ibaret görüyor ki en sinir bozucusu da bu bence. Bir kadın karakterin güçlü olmak için illa insanüstü güçlere sahip olmasına, çok iyi silah kullanmasına, suikastçı ya da savaşçı olmasına, birilerini yaralayıp öldürmekten çekinmemesine, kot pantolon ve çizme giymesine, küfür etmesine, muazzam bir cesarete sahip olmasına gerek yok. Bu iletide de sizlere elleri silah tutmamasına, birer savaşçı olmamalarına rağmen güçlü olan; kimisi oldukça bilinen, kimisi öyle pek bilinmeyen ve kimisinin ismini muhtemelen hiç duymadığınız on üç kadın karakterden bahsetmek istiyorum. Feride (Çalıkuşu) Her ne kadar kimi seçimleri ile Feride beni çok sinirlendirse de bu onun harika bir karakter olduğu gerçeğini değiştirmez. Feride, evleneceği gün aldatıldığını öğrenmesi üzerine nişanlısına bir mektup bırakıyor ve arkasına hiç bakmadan evden kaçıyor. Çok sevdiği öğretmenlik mesleğini yapmak üzere yaşadığı dönemin de getirdiği zorluklara rağmen tek başına Anadolu’ya gidiyor ve aylar, hatta yıllar boyunca farklı farklı bölgelerde farklı farklı kişilere öğretmenlik yapıyor. Okumak isteyenler olabileceği için spoiler olmaması açısından ayrıntı veremiyorum fakat Feride bu süreçte elbette oldukça mutlu zamanlar geçirdiği gibi oldukça zor zamanlar da geçiriyor, üzücü olaylara tanık oluyor, yüreğinde ise hep bastırdığı bir aşk acısı var. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen Feride’nin ayakta kalabilmesi,
Bir Ev Kadar Yas
Annem bugün sessizdi. Sessizliğin de bir yas biçimi olduğunu ondan öğrendim. Bazı acılar dile gelmez; insanın içine yerleşir, orada ağır bir eşya gibi durur ve yerini kimseye söylemez. Bir hafta önce annesini toprağa verdi. Toprak hâlâ tırnaklarının arasında sanki. Ne yıkamakla geçiyor ne de zamanla. Bazı kayıplar temizlenmez, insanın üstünde kalır, günlük hayatın içine karışır. Anne olmak ne tuhaf bir yük. İnsan annesini kaybedince birden bire yetim kalmıyor, ama birden bire büyüyor. Bu büyüme yüzde beliren bir çizgi değil; yürüyüşe eklenen sessiz bir ağırlık. Kimsenin fark etmediği, ama her adımda hissedilen. Annem mutfağa girdi bugün çay koydu. Sanki birazdan (Anneannem) “taştı o çay” diyecekmiş gibi.
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İran halısı gönüldeki nakıştır Bağdat yağmalanmıştı bir hikâyede, İran halıları süslemiyordu artık duvarları Dervişler zikretmiyordu seher vaktinde. Oktay Güvener Değerli kitap ehli öncelikle Es selam Aleyküm ve Rahmetullah büyük islam coğrafyacısı ibni Haldun şehirler yaşar büyür ve ölür diyerek Bağdat Musul Kerkük yaşanılan tüm şehirleri insana benzetir şehirler üzerindeki insanlar sayesinde anlam kazandı seher vakti zikir ile uyanan insanlar o toprağı berketlendirir dervişin zikri Allah olursa Allah Teala o topraktan bereketini eksik etmez değerli kalem sahibi devam ediyor hikmetli sözlerine Yüreğim, işgal edilmiş bir ülke gibiydi şehirlerim darmadağın ve yalnız işte en önemli yalnızlıktır seher vakitlerinin unutulup zikrin terkedilmesi bir zamanlar ilmin merkeziydi bağdat şehri osmanlının sancağı şerifi en güzel musulda kerkükte dalgalanırdı Ali kınık esir mi oldun sen ellere kerküğüm diyip toprağın o hazin ağlayışını anlatıyor Değerli şair bir zamanlar iran halılarının bağdat şehrini süslediğini anlatıyor iran halısı gerek tarihçesi gerek özellikleri ile bağdat şehrinde sarayların evlerin en güzel süsüydü efendimiz SAV in kişiye ancak kendi kazancı vardır ve insan kendi kazandığından daha hayırlısını yememiştir hadisi şerifine kıymet verilenlerce hazırlanan iran halısı yıllarca bağdat saraylarını süslemiş gönüldeki aşkın berekete yansıması olmuştur Kıymet bilirsek inşa ederiz Ceylanpınar çok güzel eskiden öyle değildi ama son yıllarda çok gelişti bakım yapıldı şimdi çok çok güzel olmuş eskiden yağmur yağınca çamurdan gecilmezdi şimdi yapılan yolları ve bakimlar sayesinde çamurdan eser yok Zehican Zehican Değerli okuyucu saygıdeğer hanım efendi es selam Aleyküm ve Rahmetullah her yazdığınız yorum ve beğeni benim için bir öğretmendir ve de kıymetlidir
Duygu ve Düşünce
İSLÂM GÖZÜNDE SÂLİHA KADIN: DÜNYANIN EN HAYIRLI VARLIĞI
İslâm; câhiliyyenin de, muharref ehl-i kitâbın da modern câhiliyyenin de kadına çizdiği hakir ve perişan rolü reddetti ve kaldırdı. Onu şerefli ve kıymetli mevkiine yükseltti. Kur’ân-ı Kerim’de; «en-Nisâ: Kadınlar» diye bir sûrenin varlığı, o sûrede ve diğer birçok sûrede kadının nikâh, mehir, mîras, talâk ve nafaka gibi medenî haklarının teminat altına alınmış olması İslâm’ın bu husustaki tavrını göstermeye yeter... Mücâdele Sûresi’ne ismini veren âyetlerde ise, bir hanımın kocasından şikâyetini, Cenâb-ı Hak bizzat dinlediğini ifade etmiş ve derdine çare inzal buyurmuştur. İşte Hazret-i Ömer’in ifadesi: “Doğrusu biz, câhiliyye devrinde kadınlara hiç önem vermezdik. Nihayet Allah, İslâm’ın gelişiyle kadınlar hakkında âyetler indirdi ve onlara birçok hak tanıdı.” Kadın İslâm’dan önce daha doğarken dahî istenmeyen bir varlık idi. Âyet-i kerîme câhiliyye insanının o zalim ve cahil hâlini şöyle tasvir eder: “Onlardan birine kız(ının doğduğu) müjdelendiği zaman, öfkeden yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılanmaya katlanıp yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (en-Nahl, 58-59) Bu asırda da, Çin’de ultrason cihazıyla tespit edilen altmış milyon kız çocuğu, -sadece kız olduğu içinana-babalarının kararıyla ana rahminde katledildi. Hindistan’da son yıllarda, 12 milyon kız çocuğu kürtajla öldürüldü.* Kürtaj ise, feministlere göre bir kadın hakkı! İşte kadın hakkı dâvâsında iki tavrın sefâleti... Kız çocuklarına İslâm’ın verdiği değer ise şu mevkie yükseldi: “Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lütuf ve iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb,
Alıntı
"Haydi Kızlar Okula" ile Ne Kaybettik Ne Kazandık
İlimden İktisada, Aileden Topluma Dönüşen Paradoksumuz “Kadını cahil bırakmak, bir toplumu yarım bırakmaktır” diyor mütefekkirler. Nitekim Efendimiz (s.a.v)’in “İlim talep etmek, kadın-erkek her Müslümana farzdır” hadisi, İslam’ın kadına verdiği ilim hakkının en açık delilidir. Evet, kadın okur, öğrenir, bilinçlenir; bununla milletin ufku açılır, toplumun medeniyet seviyesi yükselir. Fakat bugün geldiğimiz noktada, bu haklı şiarın masumane doğuşundan, planlı bir toplumsal mühendislik projesine dönüşmesine şahit oluyoruz. Cemil Meriç’in ifadesiyle, “Her ideoloji, bir hakikatin karikatürüdür.” Kadının eğitim meselesi de hakikatten kopup karikatürleşti. Bizim taraf olmamızın sebebi, kadının cehaletten kurtulması, insan olmanın onuruna ermesi içindir. Oysa modern dünyanın kadını eğitime yöneltmesi, çoğunlukla iktisadî hesaplarla, çift maaş garantisiyle izah edilmektedir. Kapitalist zihniyet, kadının bilgeliğini değil, emeğini arzuladı. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi: “Modern insan, kutsalı unuttu; her şeyi ekonomik kategorilerle ölçmeye başladı.” Ne hazindir ki, erkekler artık kadının şahsiyetine değil, maaş bordrosuna talip oluyor. Kadın da, asıl kimliğini annelik, merhamet, yuva kurma gibi köklü vasıflarında değil; bir atamanın gölgesinde, bir memuriyetin statüsünde arıyor. Eskiden evlilik, iki ruhun birbirinde eriyip tek vücut olduğu bir ahitti. Bugünse evlilik, şirket ortaklığı gibi okunuyor. Maaşlar bir havuzda birleşiyor ama gönüller birleşemiyor. Sonuç: Heterojen, kırılgan, her an kopmaya hazır aile bağları… Sezai Karakoç’un söylediği gibi, “Aile çökerse millet çöker. Aile dirilirse millet de dirilir.” “Haydi kızlar okula” sloganıyla başlayan masumane çağrı, zamanla kadının sultasına dönüştü. Para, ona suni bir güç verdi. Kadın, erkeğe kocalık yapmaya başladı.
Kendimizi Allaha teslim ederiz
Peygamberimizin hayatından sayfalar Allahın elçisi insanlığın son peygamberi Hz Muhammed hayatını okudukça aradıkça buldukça islam peygamberine saygım hayranlığım büsbütün arttı Suat Yalaz İnsan Hz Muhammedin hayatını ne kadar çok anlatmaya çalışsa söyleyeceği kelime o kadar yetersiz ve kafiyesiz kalıyor biz ona salavat eder dua eder o büyüklüğü anlatırken yetersiz ve aciz kaldığımızı kendimize itiraf ederiz sözüme Allah Tealanın en güzel isimleri ile başlar beni ve insanları başarılı kılan Allah Tealaya hamdeder peygamberimiz Sav gibi her adım atışımda Allahın izzetli dergâhına sığınır kul kulun duası ile yükselir bende dua eder dua bekler okuyana saygılar hürmetler ederim kalbinizde bir tebessüm oluşturabildiysem ne mutlu bana Hz Muhammedi anlatmak isterken o büyüklüğü yüceliği anlamakta aciz kaldım  batılı Hiristiyan alimler o Allah Tealanın kaleminden dökülen sonsuz nur sayesinde çoğu kez din değiştirip tevhid akidesi islamiyetin kanatları altına girmiştir "O en güzel en nadide insan, Rahmanın da habibidir o Habib kulu"(Sinan Karakaş)"Hz Muhammed insanlara duyurduğu bildirdiği islam dini Allahın gösterdiği yolda ilerlemek için bilmenin öğrenmenin çalışmanın sevabını gerekliliğini Kuraanda binlerce kez bizlere duyurmuş buyurmuştur"(Suat Yalaz) Ey Yüce Allahım  bize hadisleri ile güzelliği duyuran Yaşadığı Kuraan ile bizlere bereket katan Peygamberimize ailesi ehlibeyti ve sahabelerine Rahmet eyle onların bereketini arttır inşAllah Amin 6.yy da Asya ve Afrika kıtaları arasında şıkışıp kalmış bitmez tükenmez kum çölleri ile kaplı uygarlıktan uzak Arap kabilelerinin yaşam savaşı verdiği Arap yarım adası topraklarını çok az kişi bilirdi Suat Yalaz Arap yarım adası Arabistan olarakta bilinir İslam medeniyetinin dünyaya yayılıp tevhid akidesinin dünyayı nur ile
Din