İkimiz de öksüz. Babama bakıyorum, annemin yokluğu üstünde.
"Bana sevgisi verildi," dediği kadının hasreti Babamı yakıyor.
Sanki Babam yaşlandı. Üzüntü gençliğine el atıyor.
Evimiz bomboş. Anne gidince ev bir garip oluyor.
Mekke soğuk, Mekke çok yaban...
Annesizlik üşütüyor.
Ağlıyorum. Gözlerimden çok içim ağlıyor.
Omzumda annelik yükü var artık.
Annesiz evimizde Babamla oturuyorum. Yalnızlık vurmuş odada annesizliğin sessizliği.
Anne dil ile kelammış meğer.
"Annesiz, isimsiz ve yalnız yaşanmıyor bu hayat. İşte bu yüzden acılarınıza ihtiyacım var. Onların hepsini bana verin. Böylece bir ev inşa edebilirim onlardan... "
Babam öldükten sonra o ev bizim mezarımız oldu. Sen kocanın ölümüne o kadar üzüldün ki evde bir çocuk var mı yok mu, düşünmedin bile. Bizim hiç anne kız bağımız olmadı. Sen kendini televizyonla kanepeye bağladın, benimle hiç ilgilen-medin. Oysa benim de babam ölmüştü. Ben de yalnızdım. Sen beni hiç görmedin. Kaç senedir terapiste gidiyorum. Çocukluğumdan nefret ediyorum. Unutmaya çalışıyorum o yılları. Barışmaya çalışıyorum çocukluğumla, seninle. Benim hakkım değil miydi sevgi dolu bir anne babanın yanında bü-yümek? Beni neden o kadar geç doğurdun? Zaten babasız kalmıştım, beni neden annesiz bıraktın? Beni zaten istemediniz, biliyorum. Kırk yaşında doğurmuşsun. Kazara düş-tüm ben o evin içine. Mecburiyetten doğurdun. Kazara düş-tüğüm bir evin içinde anne babasız kaldım ben, kimse beni görmedi."
Annesiz bir çocuğun neler yaşayabileceğini bilen, aynı dertten mustarip biri olarak, nasıl olup da çocuğumu aynı kadere mahkûm edebildiğimi sorabilirler bana. Sormasınlar. Ben, bilip gördüğümden fazlasını yapmadım.