Her gün telefon ekranını yukarı kaydırırken, bir adliye sarayının önünde feryat eden bir anneye, hakkını aramak için dijital meydanlarda sesini duyurmaya çalışan bir babaya denk geliyoruz.
Çünkü bu topraklarda adalet, artık mahkeme salonlarında sessizce tecelli eden bir olgu değil; sosyal medyada bir etiketin trend listesine girmesine, binlerce insanın aynı anda feryat etmesine bağlı bir "kamuoyu baskısı" haline geldi.
Dünyanın en modern kanunlarını kâğıda dökebilirsiniz. Devasa adliye binaları dikebilirsiniz. Ama adalet harflerden ibaret değildir. Adalet, sokaktaki insanın "Bugün başıma bir şey gelse hakkımı arayabilir miyim?" sorusuna verdiği o sessiz güvendir.
Eğer bir ülkede hakkı teslim almak için çığlık atmak gerekiyorsa...
Eğer güçlünün, parası olanın, arkası sağlam olanın karşısında terazinin kefesi sürekli eğiliyorsa...
Ve adalet sürekli geç kalıp, geç geldiği için aslında hiç gelmemiş sayılan bir teselli ikramiyesine dönüyorsa...
Şimdi size soruyorum; var mı bu dünyada adalet?