Paris turuncu ve ıssız. Dondurucu rüzgâr köprüleri süpürmüş, şehri yayalardan arındırmış, kaldırım taşlarını kendi haline bırakmış. Kalın bir sis mantosuna sarılmış şehir, Adèlee mükemmel bir düş ortamı sunuyor. Kendisini bu manzara içinde neredeyse davetsiz bir misafir gibi hissediyor, anahtar deliğine gözünü dayar gibi camdan dışarı bakıyor. Şehir ona uçsuz bucaksız geliyor, Adèle kendini anonim hissediyor. Herhangi biri ile bağı olduğuna inanamıyor. Birinin onu beklediğine. Ona bel bağladığına.
Onun etrafında toplandılar , Tiamat’ın yanında oldular ,
Hunharca planlar yapıyorlardı , gece gündüz durup dinlenmeden
Savaşacaklardı . Kudurmuşlardı . Gözleri dönmüştü
biri bana "Ah!" derken; diğeri "Oh!" diyor; bir başkası bana, "Gözbebeğim!" derken; bir diğeri "Ruhum benim!" diyor; biri "Canım!" derken, öteki "Ciğer köşem!" diyor, bir başkası ise "Yüreğimin ateşi!" diye sesleniyordu.