"Senden bir şey daha isteyebilir miyim?"
"Bin tane iste, yapayım."dedi Ferit.
Aynı anda, ağlamaya başladım. Hıçkırıka hıçkıra. Yanaklarımdan sel gibi boşalan yaşlar, dudağımdaki taze yarayı yaktı.
Babamın evinin demir kapısının önünde durdum: kendimi bir yabancı gibi hissediyorum. Paslanmış parmaklıkları tuttum, çocukları bu kapıdan nasıl binlerce kez, koşarak geçtiğimi, artık hiçbir önemi kalmayan ama o zamanlar çok elzem görünen şeyler için nasıl acele ettiğimi düşündüm.
İçimi bir hüzün kapladı. Kabil'e dönmek, eski, unutulmuş bir dosta rastlayıp talihinin yaver gitmediğini, sahip olduğu her şeyi yitirdiğini görmekten farksızdı.