Passenger

Yaşama Arzusu
Arayışımda bütün umudumu yitirdiğim zamanlar çok olmuştu. Yalnızca kaybolan birini değil, kaybettiğim başka bir şeyi, anlamı da arıyordum. Bir amaç arıyordum. İnsanların yüz yıldan fazla yaşamama nedeninin buna uygun olmamaları olduğunu anlamıştım. Yani psikolojik olarak. Sanki tükeniyordunuz. Geriye devam etmenizi sağlamaya yetecek kadar bir benlik kalmıyordu. Kendi düşüncelerinizden sıkılıyordunuz. Hayatın kendini tekrarlayışından. Bir süre sonra görmediğiniz hiçbir gülücük, bir jest kalmıyordu.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ona bir şarkı söylememi istedi. "Kalbinden ne geçiyorsa." "Kalbim çok üzgün." "O zaman hüzünlü bir şey söyle." Lavtamı almaya yeltendim ama o yalnızca benim sesimi istiyordu ve çıplak sesim, Rose'un yanındayken bile gurur duyduğum bir şey olmadığı halde onun için söyledim. Gülüşü neşemi artıran ilkbahar, Kaş çatışı kara kışlar...
Hayatımda bir kez âşık oldum. Galiba bu beni, bir bakıma romantik biri yapıyor. İnsanın tek bir gerçek aşkı olacağı, sonrasında hiçbir şeyin onunla boy ölçüşemeyeceği fikri. Güzel bir fikir ama asıl gerçek, dehşetin ta kendisi. Sonradan yıllar boyu o yalnızlığı göğüslemek. Hayatınızın amacı yok olmuşken var olmaya devam etmek.
Gülümsüyorum. Ayağa kalkıp kapıya doğru yürüyorum . "Eylül'de görüşürüz." "Hah! Eylül. Eylül. Su gibi akıp geçer. Zaman yani. Yaşlanmanın. bir başka şeyi de bu. Zaman hızlanıveriyor." "Keşke," diye fısıldıyorum.
Ne olduğumuzu biliyoruz ama ne olabileceğimizi bilmiyoruz?