Passenger

Bir kra­lın ba­şı­nı par­ça­la­mak is­ti­yo­rum. Dün ge­ce bu ar­zu be­ni uy­ku­suz bı­rak­tı. Yahut ker­van­lar­la çöl­ler­den geç­mek, na­mü­te­na­hi se­rap­lar için­den geç­mek, usanç­tan bo­ğu­lun­ca­ya ka­dar, bir­bi­rin­den hiç far­kı ol­ma­yan sah­ra­la­ra uzan­mak... Ey be­nim kü­çük sı­pam, na­sıl­sın? Hey­hat! Ben yıl­dız­la­rı sa­ya sa­ya bi­tir­dim ve bu dün­ya­da ya­pı­la­cak ya­ni be­nim ya­pa­bi­le­ce­ğim hiç bir şey kal­ma­dı.”
Reklam
“Çün­kü er­kek ka­dı­nın uşa­ğı, ka­dın da er­ke­ğin hiz­met­çi­si­dir, de­ğil mi? "
Yağmur diner gibi...
Böy­le ge­ce­ler­de, her tür­lü ze­hir­den alı­nan key­fin bir­den­bi­re kaç­tı­ğı fe­na bir an var­dır: Ma­ki­ne du­rur gi­bi, yağ­mur di­ner gi­bi, ses ke­si­lir gi­bi in­san için­de ani bir boş­luk pey­da olur ve ne­fes tı­ka­yı­cı bir can sı­kın­tı­sı ru­hu kap­lar.
Sen ha­ya­tın­da her şey yap­mış bir ka­dın­sın. Fa­kat hiç bi­ri­ne alı­şa­ma­mış­sın, hiç bi­rin­de ih­ti­sas ka­za­na­ma­mış­sın: Ev­len­din, fa­kat tam mâna­sıy­la zev­ce ol­ma­dın; sev­din, fa­kat yek­pa­re bir aş­kın ol­ma­dı, birçok hâdi­se­ler en bü­yük ih­ti­ra­sın billûru­nu kır­dı; se­ya­hat et­tin, fa­kat sen­de bir sey­yah me­le­ke­si te­şek­kül et­me­di; birçok ha­fif­lik­ler yap­tın, bar­lar­da, ba­lo­lar­da, ti­yat­ro­la­rın ku­lis ara­la­rın­da ya­şa­dın, fa­kat bir ko­kot piş­kin­li­ği el­de ede­me­din; ter­ce­me­ler yap­tın, fa­kat bir sa­tır ya­zı neş­ret­me­din; ço­cuk­la­ra ba­yı­lı­yor­sun, fa­kat ana ol­ma­dın; her eme­lin, her ga­ye­nin bü­yük­lü­ğü­nü ve gü­zel­li­ği­ni an­lı­yor­sun, fa­kat hiç bir eme­lin ve ga­yen yok; bir ço­cuk saflığıyla en ba­sit ya­lan­la­ra ina­na­bi­lir­sin, fa­kat hiç bir şe­ye iman et­mi­yor­sun.
Hım. Ne­dir o öy­le? Ce­vap ver. Pe­ki sus. Ben söy­leyeceğim. Aman ne­ler söy­le­mek is­ti­yo­rum bil­sen. Fa­kat hiç bir şey de ha­tır­la­mı­yo­rum. Ca­nım mü­zik is­ti­yor. Çı­ka­lım bu­ra­dan. Fa­kat öy­le bir ye­re gi­de­lim ki hem mü­zik dinleyelim, hem de bi­zi kim­se gör­me­sin. Ka­bil mi?
Reklam