İkaz amaçlı sanatın en güzel türü, ahlaki ama "ahlakçı" olmayan sanat, kötü şeylerin cazibesine kapılmanın ne kadar kolay olduğunu iyi bilir. Malum, iyi insanların da, sonunda büyük hatalar yaptığı, bunu da istemeden yaptıkları bir vakıadır. Martineau'nun tablosunda, kocanın kumar ve içki sorunları olduğunu çıkarsayabiliriz (yere yan konulan yarış atı resminde ve adamın arkasındaki içki sürahisinde bunun ipuçları gizlidir). Bu adam şimdi de oğlunu alıştırmaktadır, beyefendilere özgü bu kötü huylara. Ama cani biri değildir, cana yakın ve kalender tebessümü zorlama değildir. Herkesi mutlu etmek ister gibidir, sadece güvenilmez ve kolay gaza gelen biridir o kadar. Küçük ahmaklıklarının birikerek sonunda onu nasıl mülkünü satmak zorunda bırakacağını tahmin edebiliriz. Nesiller boyu ailesine ait olan evin (antika şömine, zırh ve portreler bunun kanıtıdır) uçup gidişine seyirci kalacaktır. Ressam bunun utancını ve hüznünü, kendi davranışlarımıza tesir eder umuduyla, bütün gücüyle bize hissettirmeye çalışır; çünkü çoğumuz bu adamın kötü alışkanlıklarından birkaçını kendi nefsimizde barındırırız. S. 38 Terapi Olarak Sanat
Sanat
Kimi korkaklığın adını erdem koymuş, kimi tedbir, kimi olgunluk, kimi de “ben kimseye bulaşmam” diye paketleyip vitrine dizmiş. Sanki korku bir kusur olmaktan çıkıp diploma almış da devlet memuru olmuş. Bazıları var; hayatı boyunca kabuğundan bir santim dışarı çıkmamış. Deniz görmeden kaptanlık, meydan görmeden kahramanlık, risk almadan bilgelik taslıyor. Her geri adımına bir felsefe, her suskunluğuna bir hikmet uyduruyor. Oysa ortada ne hikmet var ne felsefe; düpedüz korku var. Ama bizim memlekette korkunun üstüne dantel örtülünce herkes onu antika sanıyor. Hayatın kıyısında oturup ömrünü seyirci koltuğunda geçirenlerin en büyük yeteneği, cesaretsizliklerine şiir yazmalarıdır. Kendilerini öyle uzun uzun anlatırlar ki insan sonunda korkaklığı değil de bilgelik okulundan mezun olduklarını sanır. Halbuki sahneye çıkmaya cesaret edememiş figüranlar, kendi kulislerinde başrol oynadıklarını zannediyorlardır.
Reklam
Ben severim eskileri Eski yerleri, Eski eşyalari, Eski insanları, Eski hikayeleri...
Güzel bir hayatı kimse tesadüfen inşa etmez. Kimse bir sabah uyandığında, sırf bir zamanlar bunları dilemiş olduğu için kendini anlam, amaç ve zarafetle çevrili bulmaz. Anlamlı bir hayat, yavaş yavaş, parça parça seçilir: okuduğumuz kitaplar, girdiğimiz odalar, yakınımızda tuttuğumuz insanlar, kök salmasına izin verdiğimiz fikirler. Ve eğer yaşadığınız hayatı sevmiyorsanız, bunun nedeni nadiren daha iyi bir hayatın ulaşamayacağınız yerde olmasıdır. Bunun nedeni, size bu hayatın sizin şekillendireceğiniz bir şey olduğunu kimsenin söylememiş olmasıdır ve bu yüzden hiç başlamamışsınızdır. Uzun yıllar boyunca neden içimde sessiz bir acı taşıdığımı ve bunun nedenini tam olarak anlayamadığımı kavramam yıllarımı aldı. Geriye baktığımda, mutsuzluğumun büyük bir kısmının aslında hiç seçmediğim bir hayatın içinde yaşamaktan kaynaklandığını görüyorum. Seçmediğim yerlerdeydim, çizmediğim yollarda ilerliyordum, etrafım tıpkı hava olayları gibi kendiliğinden oluşan koşullarla çevriliydi. Bunun kendine özgü bir yalnızlığı var. Kendi hayatınızın tam merkezinde durup, bir şekilde, kendinizi onun içinde bir misafir gibi hissetmenin yalnızlığı. Hayatın acımasız olmasından değil. Çünkü o benim değildi. İnsanların mutsuz olduklarını ve bunun nedenini belirtemediklerini söylediklerinde aslında tam olarak bunu kastettiklerine inanmaya başladım. Memnuniyetsizlik her zaman hayatın kendisindeki bir kusur değildir. Çoğu zaman, kişinin kendisi tarafından değil, miras yoluyla edinilen bir hayata karşı sessiz bir protestodur. Yaşayan kişi dışında herkes ve her şey tarafından şekillendirilmiş bir hayat. Şimdi sonsuz bir güzellikler silsilesinin ortasında yaşıyoruz. Dergiler ve filmler, reklamlar ve parlak, kayan ekranlar; her biri aynı nazik vaadi fısıldıyor: Bu da bir gün sizin olabilir. Ve yine
Substack
Hatırla o hayâlin dolunay çehresini, Sabâ Melîkesi'nin uğuldayan sesini. O hayâl, ummadığın ânda vurmuştu seni, Antika bir iskelet gibi görmüştü seni. Yıllarca beklemiştin ansızın gelir diye, Kollarında ışıklı bir dünya bulur diye. Nurullah Genç
Antika Titanik
Alıntı
Reklam
Reklam