Herkese Merhaba
Robert Mccammon'un 1987 yılında orjinal adıyla yayımlanan Swan Song eseri, Abd ile Sovyetler arasında yaşanan bir nükleer savaş sonrası Post-Apocalypse yani kıyamet sonrasını olayları anlatan bir roman. Kıyametten sonra bir grup insanın hayatta kalmasını anlatan olaylarda, insanların böyle durumlarda ne gibi tutumlar sergileyeceğini ortaya koymuş yazar. Özelliklede karakterlerimizin yolculuklarında uğradıkları hayalet kasabalar, ormanlar, yıkık kulübelerde ateşin başında otururken dışarda rüzgarın uğultusu okuyucuda bir tedirginlik uyandırıyordu. Birde hikaye öyle gereksiz dramatik olaylarada kaçmamış, sadece kitapta sanki biraz fazla iyimserlik varmış gibi geldi bana.
Sanırım yabancı okurlar bu kitabı Stephen King'in Mahşer romanıyla karşılaştırıyorlar, hatta ondan daha iyi olduğunu söylüyorlar. Ben Mahşeri okumadığım için bu konuda yorum yapamayacağım. Eser korkudan ziyade daha çok macera ve birazda fantastik bir türe sahip. HBO Max ya da Netflix yapımcıları dizisini yapsa ortaya sağlam bir yapım çıkar.
Kitabın biraz hacimli olması gözümü korkutmadı değil, ama kitap çok kolay okunuyor. Kitabı okurken beklentim biraz fazla yüksek olduğu için, azda olsa eser biraz beklentimin altında kaldı. Kitaba 8.4/10. puan veriyorum.
Kitapla kalın ve Sağlıcakla.
İnanılmaz iyi bir baskı kalitesi ve filmle ilgili bir o kadar güzel detaylar. Sinema seven biriyseniz seveceksiniz, Apocalypse Now hayranı iseniz aşık olacaksınız. :)
"Filipinler Ordusu'ndan askeri helikopterler kiralanmıştı; ancak Mindanao'da gece vakti Müslüman teröristlerle savaşan helikopterler için sözleşme şartlarına sadık kalmak zordu. Bir gün on bir helikopter sipariş edilip parası ödendiği halde sadece beşi geldi. Filipin renklerinin üzerine bir Amerikan yıldızı boyanıyor, gece olduğunda ise tekrar eski haline döndürülüyordu.
Birileri, Albay Kurtz’un tapınak yerleşkesinin çevresinde tam bir delilik atmosferi yaratmaya karar verdi. Palmiye ağaçlarına "çarmıha gerilmiş bedenler" bağlandı; "kurbanların" üzerine bolca "kan" sürüldü.
"Bu yetmez, setin etrafında saçılmış vücut parçalarına ihtiyacımız var," denildi. Bu talimat kelimesi kelimesine ciddiye alındı ve birileri yapay uzuvlar üretmek yerine morga gidip bir anlaşma yaptı. Bazı ekip üyeleri kokudan ve farelerden şikayet ettikten sonra, yerel gazetede Apocalypse Now setindeki insan vücudu parçaları hakkında bir haber çıktı. Polis soruşturma başlattı ve kısa bir süre sonra bir cenaze arabası gelerek vücut parçalarını kaldırdı.
Ifugao yerlilerine, daha askeri bir görünüm kazanmaları için Pagsanjan Nehri'nin kıyısında M16 tüfeklerini nasıl tutacakları ve nasıl "boş tetik düşürecekleri" (mermisiz talim yapacakları) konusunda eğitim verildi. Filipinler'i işgal ettikleri dönemde konuşlandıkları bölgeye nostaljik bir gezi düzenleyen İkinci Dünya Savaşı gazisi bazı yaşlı Japonlar için bu durum, gezinin "en unutulmaz anı" olacaktı. Kırmızı can yelekleri içinde, motorlu nehir teknesinin sert ahşap banklarında oturan gaziler için hayat, bunca yıl öncesinden pek de farklı görünmüyordu. Tur lideri tam konuşmasına
Bu kitabı üç farklı çeviriden okuduğum için önce çeviri konusuna değinmek istiyorum.
Açıkçası, büyük emek ve özveriyle çevrilmiş, Karanlığın Yüreği gibi dilin, üslubun, ritmin ve atmosferin son derece belirleyici olduğu; neredeyse her cümlenin ağırlığının hissedildiği bir metinde, çeviriyi tek bir ölçüte (akıcılık, kelime seçimi ya da sadakat gibi) indirgemek zaten pek mümkün değil. Her çevirmen farklı bir denge kurmuş ve bu denge, okurun ruh hâline, beklentisine ve okuma amacına göre değişebiliyor.
Ben bu kitabı;
Bülent O. Doğan (İş Bankası Kültür Yayınları),
Sinan Fişek (İletişim Yayınları) ve
Erhun Yücesoy (Can Yayınları)
çevirileri üzerinden, bölümler hâlinde kıyaslayarak okudum. Sadece bu üç çeviriyi karşılaştırmak bile neredeyse bir haftamı aldı. Bu yüzden bir kazanan ilan etmekten ziyade, metnin bazı kritik ve etkileyici bölümlerinin bu üç çeviride nasıl karşılık bulduğunu yan yana görmeyi tercih ettim. Aynı cümlenin farklı dilsel sezgilerle başka tonlara, başka ritimlere bürünmesi, her okumada beni biraz daha derine çekti. Bu, karanlığa farklı ışıkların altından defalarca bakmaya benziyor; her seferinde başka bir detay, başka bir derinlik yakalıyor insan—bazen de anlamı tam olarak kavrayabilmek için.
Hal böyleyken bu soruya net bir cevap vermek zor. Ben kendime en yakın çeviriyi İletişim Yayınlarında buldum; ama bana yeterli gelmediği için diğer çevirilere de dönerek metnin özünü anlamaya çalıştım.
Karanlığın Yüreği (Heart of Darkness), Joseph Conrad'ın en güçlü ve en tartışmalı eserlerinden biridir. Kısa ama inanılmaz yoğun bir novella olan kitap, aslında insanın ruhunun en karanlık köşelerine yapılan bir yolculuğu anlatır.
Hikâye, denizci Marlow'un arkadaşlarına anlattığı anılar üzerinden ilerler. Marlow, Belçika sömürge şirketi için Kongo Nehri'nde
2001 : A Space Odyssey
39 Steps
The 400 Blows
52 Pick Up
Around the World in 80 Days
8 1/2
A Hard Day's Night
Unforgiven
Aguirre, the Wrath of God
Glengarry Glen Ross
Annie Hall
Mean Streets
Hombre
Out of Sight
Notorious
The Godfather
The Godfather: Part 2
Mr. Majestyk
Some Like lt Hot
Beetlejuice
Duel
A Fistful of Dollars
Another Woman
The Bicycle Thief
Night of the Hunter
Bir bomba patlar ve etrafa yeşil dumanlar yayılır. Dumana maruz kalan insanlar çıldırmaya başlayıp diğer insanlara saldırırlar. Bu virüs insanları soğuk kanlı katillere dönüştürür. İnsanlar panik halinde güvenli yerlere saklanmaya çalışırlar.
Missy ve Kevin çocukluk arkadaşlarıdır. Bu salgından korunmak için Jake amca dedikleri bir adamın evine giderler. Jake amcanın evinde yeraltı sığınağı bulunmaktadır. Missy ve Kevin eve vardıklarında Jake amcada bu salgından kurtulmak için sığınağ girmek üzeredir. Birlikte sığınağa girerler. Sığınağın kapısı dört basamaklı şifrelidir. Kapı içeriden açılmadığı sürece dışarıdan girmek imkansızdır. Bir süre sonra Jake amca kendisine virüs bulaştığını düşünerek silahıyla intihar eder. Missy ve Kevin Jake amcanın ölümüyle dehşete kapılırlar. Çünkü kapının şifresini bilen tek kişi odur ve şifrede onunla birlikte gitmiştir. Sığınak uzun zaman yetecek kadar gıdayla doludur. Missy ve Kevin olası şifreleri girerler ama günde sadece 3 hakları vardır ve şifreyi çözmek çok zor olacaktır. 0001 den başlamak üzere şifreyi bulana kadar deneyeceklerdir. İçeride ölmek mi dışarıda virüse karşı ölmek mi daha kötüdür. Zamanla kendilerini kaybetmeye başlarlar.
Genel olarak güzel bi kitaptı, okumadan önce size Apocalypse Now izlememenizi öneriyorum çünkü önce filmi izleyip ardından kitabı okursanız biraz hayal kırıklığı oluyor.