Ölüyordum, geçerken uğradım: Gerçek, bütün çıplaklığı, zayıflığı ve kudretiyle
buydu. Ölüyordum ölmesine ama böyle idare edemeyeceğimi, artık Nafiz'i görmeden yapamayacağımı ancak kapısına varıp zili çaldığımda idrak edebilmiştim. Kazara uğramıştım Nafiz'e. Başka yolumun olmadığını kabul etmiştim. Ne kadar kaçarsam kaçayım yolum Nafiz'den geçiyordu. Nafiz benim için ölümdü. Ve ben ölümüm olmadan yaşayamıyordum. Hangi ölümlü, ölümü olmadan yaşayabilir?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Andersen'in Prenses ile Bezelye Tanesi masalı geç modern dönem öznesinin aşın duyarlılığına ilişkin bir mesel olarak okunabilir. Şiltelerin altındaki bir bezelye tanesi geleceğin prensesine o denli acı verir ki bütün gece gözüne uyku girmez.
Görünen o ki günümüz insanı "bezelye tanesi üzerindeki prenses sendromu"ndan mustarip. Bu sendromun paradoksu, giderek azalan uyaranın giderek daha fazla acı vermesidir.
Platon felsefeyi, ölüme karşı hazırlanma olarak tanımlamıştır çünkü felsefe, ölümün de aynı şeyi yaptığı gibi zihni, gözle görülebilen ve bedensel şeylerden alıp götürür.