Aptallaşma, aymazlık ve bunlardan üreyen dayanılmaz çürüme... Her gün, sokağa her çıktığımızda, haberleri açtığımız her an karşımızda. Devlet kuralsızlaştıkça, "millet" de kuralsızlaştı. Devlet aptallaştıkça, milleti de aptallaştırdı. Devlet çürüdükçe, milleti de çürüttü ve sonunda, diktatörün her fırsatta aşağıladığı kabile devletlerinde yaşanmayacak rezillikler sıradanlaştı. İnsanlık öyle terki diyar eyledi ki ülkeden, İslamcı bir karikatür dergisinde Berkin Elvan dişleri sivri, gözü dönmüş bir canavar olarak çizilip, yanına da alnından ok çıkartılıp "tekkaş" diye açıklama yazılabiliyor. Şahit olduğumuz her alçaklıkta umudumuzdan bir parça daha kopuyor. Bu ülkede tutunabileceğimiz her şeyin elimizden kayıp gittiğini düşünüyoruz. Ve umudu yeşertmenin bir yolunu bulamadıkça, biz de çürüyoruz.
Fast food, bir "kültür" değil, mesai saatlerini sürekli uzatan sermaye düzeninin işçilere dayattığı beslenme biçimidir. Öğlen arası yarım saat olan, eve ancak akşam sekizde gelen insanı öğlen dürüm tıkınıp akşam pizza sipariş ettiği, kendine kalan iki üç saati de yemek yaparak geçirmediği için kınamak ahmaklıktır. Makine ya da bilgisayar başında hemen hiç kımıldamadan çalışan, ev-iş arası yolculuğu bir araba ya da otobüs içinde, çoğunlukla sıkış tepiş ve hareketsiz yapan insanı o yorgunlukla bir de akşam spora gitmediği için kınamak ahmaklıktır. Patron baskısı, işsizlik korkusu, geçim derdi, kredi borcu ve daha bin çeşit stresle uğraşan insanın iş çıkışı arkadaşlarıyla içtiği iki birayı; akşamları biraz güzel vakit geçirmek için uykusundan kısan insanın ertesi gün çalışabilmek için içtiği kahveyi kınamak ahmaklıktır.
Bir öğretmen ve bilim insanı olarak bu satırları yazmaktan hicap duyuyorum ama çocuklarınizı bugünkü eğitim sisteminden sakının! Onları, akıllarını hurafelerle dolduracak, hayallerini kirletecek, bedenlerine el uzatacak yobazlara teslim etmeyin. Onları koruyun ve insanlığın güzellikleriyle, mesela Pal Sokağı Çocukları'yla tanıştırın.
Çünkü yurt ne idüğü belirsiz, niye oradan çizilip de iki adım öteden çizilmediği belli olmayan bir sınır çizgisinin beri tarafında kalan toprak parçası değil. Yurdumuz, çocukluğumuz; anılarımız, sokaklarımız, meydanlarımız, parklarımız, kentlerimiz. Bugün tanıyamaz hale geldiğimiz, alçakların kirleterek, yıkarak, ucubeye çevirerek işgal ettiği, elimizden almaya çalıştığı şey yurdumuz.