Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
5/10
·128 syf.··
2026 25. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 13:34
İşlerimin yoğunluğundan dolayı elimde epey sürünen, bitirmesi uzun süren bir kitap oldu. Kapağını kapattığımda hissettiğim şey tam bir arafta kalma haliydi. Ne kitaba hayran kalıp çok beğendiğimi söyleyebilirim ne de hiç beğenmedim diyerek kestirip atabilirim. Yazarın yaşamından izler taşıyan bir hikayeymiş ama beni çok içine çekmediğini söyleyebilirim belki de uzun soluklu bir okuma olduğu için böyle hissetmişimdir. Kısacası ne çok sevdiğim ne de nefret ettiğim, benim için tam ortalarda kalan bir okuma deneyimiydi.
Edebiyat & Roman
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026211 okunma
"İkircikli sevdaya dalmış deniz gibi!"
10/10
·212 syf.·
2026 18. kitabı
İyi akşamlar 1K! ‎Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir yazar arkadaşımın, merak ettiğim kitabını okudum. Yazarımız kitabında; özellikle insanın ruh hâlini ve psikanaliz sürecini, derinlemesine anlatarak, okuyucuyu hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. ‎ ‎Kitabın konusu hakkında, fazla spoiler vermek istemiyorum. Okuma merakınıza gölge düşmemesi açısından, daha çok karakterlerden ve bende bıraktığı etkilerden bahsedeceğim. ‎ ‎Karakterler: ‎ ‎Baş karakter Ercan: Ayvalık doğumlu, yirmi yedi yaşında, Eskişehir'de üniversite eğitimini tamamlamış bir karakterdir. Yardımsever, merhametli ve vicdanlıdır. Ruh dünyası oldukça hareketli, hayal gücü geniş, sessiz ama derin bir yapıya sahiptir. ‎ ‎Beren: Ercan'ın lise yıllarında âşık olduğu kadındır. İyi niyetli, samimi ve karakterli bir yapısı vardır. Onun da ruh dünyası, en az Ercan kadar kalabalık ve karmaşıktır. ‎ ‎Adara: Kalbi ile aklı arasında sıkışıp kalan, iyi niyetli bir kadın karakterdir. ‎ ‎Sezer: Ercanlar'ın aile dostlarının çocuğudur. ‎ ‎Gökhan: Adara'nın eski erkek arkadaşıdır. ‎ ‎Karakterleri tanıttıktan sonra, kitapla ilgili detay vermeden, bende bıraktığı etkilerden söz etmek istiyorum. ‎ ‎Bu romanda; birçok okurun kendi hayatından izler bulacağını düşünüyorum. Özellikle; lise ve üniversite yıllarından sonra, başlayan yetişkinlik dönemine dair, güçlü yansımalar mevcut. ‎ ‎Ercan'ın ikircikli sevgileri, kararsızlıkları ve iç çatışmaları, romanın merkezinde yer alıyor. Ne aklını ne de kalbini, tam anlamıyla dinleyebilen bir adamın hikâyesi bu. Vazgeçişleri, susuşları, korkuları, inatçılığı ve sürekli ikilemde kalışıyla, kitabın adına yakışır biçimde, sürekli arafta yaşayan bir karakter. ‎ ‎Kitap boyunca, şu sorular zihninizde yankılanıyor: ‎ ‎~ "Çok sevmek mi, çok sevilmek mi insanı ayakta tutar?" ‎ ‎~ "İnsana verilen
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202630 okunma
Reklam
KARDESIM CIK SU LISELI KIZ FANTEZISINDEN YA
5/10
·384 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 16:23
Of bazi kitaplar beni cok arafta birakiyor bu da onlardan biri. Salem tam akli 3 karis havada, mal mal seyler yapan, asik liseli bi kiz bununla bi problemim yok ama Arrow? Onun hakkinda hos seyler dusunmuyorum ya. Indirimde diye almamis olsaydim almazdim muhtemelen, ikinci kitaptan umitliyim aslinda ama ya daha da kotu cikacak ya da esit. Coktan almamis olsaydim alip okumazdim buyuk ihtimalle ama elde var mecbur okuyacagim umarim daha iyidir.
Duygu ve Düşünce
Sevgilim ArrowSaffron A. Kent · Lapis Yayınları · 2024253 okunma
Arâf'ta Bir Çocuk
Puan vermedi·136 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:15
Zülfü Livaneli'nin Arafat’ta Bir Çocuk kitabını yeni bitirdim. Kitapta toplam 8 tane hikâye var. Hikâyeler toplumsal travmaların, çıkışsızlığın ve aidiyet sancılarının edebi bir sığınağı bence. Kitabın sonundaki "Zülfü Livaneli'ye Arafat'ta Bir Çocuk İçin Sorular" kısmında, neden "öykü" yerine "hikâye"kelimesini tercih ettiğini şu samimi açıklamalarla ifade ediyor: Ben aslında "öykü" yerine "hikâye" demeyi yeğliyorum. Çünkü öykü, "öykünmek" kokuyor, yeteri kadar sıcak ve yerli değil. Hikâye ise "Dinle neyden kim hikâyet etmede" dizesinde görüldüğü gibi şiirsel ve köklü, bize ait. Bu yüzden izninizle "hikâye" diyeceğim. Bu tercihiyle Livaneli, biz okurları daha en baştan kendi kültürel ve tarihsel hafızasına davet ediyor. Kitabın ismiyle ilgili de ilginç bir detay var. Bizim Arafat’ta Bir Çocuk diye okuduğumuz ismin asıl mimarı Yaşar Kemal Livaneli "Arâf olması gerekmiyor mu? diye sorduğunda Yaşar Kemal o meşhur samimiyetiyle şöyle demiş. "Halk 'Kaldım arafatta' der. Yalnış bile olsa güzeli budur." demiş :) Hikâyeler, ağırlıklı olarak 1971 darbesi sonrası dönemi anlatıyor.Hikâyelerdeki karakterler, iki dünya arasında, bir çıkışsızlık döngüsünde sıkışıp kalmışlardır. Gurbet, mültecilik, hayal kırıklığı ve derin bir yalnızlık... Livaneli'nin dili o kadar akıcı ki bir çırpıda bitiriyorsunuz hikâyeleri. 1978 yılında yayımlanan bu eser, aslında sadece bizim coğrafyamızın değil, dünyanın da ortak acılarını dile getirmiş. Zaten Almanca ve Farsça gibi birçok dile çevrilmesi de bunun bir kanıtı. Zülfü Livaneli'nin o halkın içinden gelen samimiyetini, sanatçı duyarlılığını seviyorum ben. Eğer biraz hüzünlü ama bir o kadar da sahici bir şeyler okumak isterseniz, tavsiye ederim. #İyiGeceler #1000Kitap
Arafat’ta Bir ÇocukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202110,1bin okunma
Saatleri Ayarlama Enstitüsü Müdiriyet-i Umûmiyesi’ne
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Sayın Tanpınar, ​Bu mektup geçmiş zamanın tozlu raflarına terk edilmiş bir özlemin yankısını taşımaktadır. İstanbul’un tüm ihtişamıyla yansıdığı o tabloların nesneleşmiş anlara atılmış bir çentiktir harflerim ve her bir cümlem yaşanmamış günlerin çetelesini tuttuğum ruznâmeden alıntıdır. Zamana çentik atmaya başladığım o ilk andan itibaren bu güne değin süren bu gecikmişlik hâli, Mübarek’in çarkları arasında daha da bilenerek dışavurmaya devam ediyor. ​Eskimiş yüzlerin bir izdüşümü olan bu gecikmişlik beyanı, aklımı kalbimin çekmecesinden çıkardığım o "geniş zaman" algısına ram olduğum şu ezelî ve ebedî saniyeden itibaren nihayete eriyor. Kalemim parmaklarımın esaretinden kurtulup ürkek ve marazlı sözcüklerim, kırık kanatlarıyla Boğaz’ın sisli sularına doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Zarfımı anın geniş ufkuna emanet ediyor, pulunu geleceğin meçhul boşluğuna mühürleyip tüm zamanları içine alan bu müşterek iç döküşü, bu hüzünlü senfoniyi sizinle paylaşıyorum. ​İnsan, fikirlerini de büyütürmüş meğer kendi tenhalığında... Ben de büyüttüm yıllarca söylencelerin ağırlığını omuzlarımda. Tıpkı Nuri Efendi’nin saatlere yüklediği anlamlar gibi suyun derinliğindeyken ağır, yüzeye çıktığında "incir çekirdeğini" dahi doldurmayacak anlamlar... Şimdi bu anlamları "sahnemin dışında" bırakıp bu içi boş ama muazzam derecedeki ağırlıktan, dipsizliğin o derin uğultusundan kurtuluyorum nihayet. ​Evvelce zatıalinize arz ettiğim o "sükût provası" meselesi –doğrusu ben bu durumu aristokratik bir inzivada ruh terbiyesi sanıyordum ki yanılmışım– zihnimde, metruk bir mabedin estetiğiyle örülmüş bir girdaba dönüştü. Dayanılmaz hâle gelen bu trajik ciddiyeti, bu yapay mukaddesatı muhafaza edebilmek uğruna kalbime çıkan tüm yolları kapattım. İçimde filizlenen taze sürgünleri titiz bir bahçıvan
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201053bin okunma
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:01
“Tabii ki bu roman geleneksel anlamda Gece Yarısı Kütüphanesi'nin devam kitabı değil. Aynı konsepti geliştiren bir kitap. Gece Yarısı Kütüphanesi yaşamla ölüm arasındaki bir kütüphaneydi. Bundaysa ölüm sonrasında yaşamın içinden geçen bir tren var. Bu kez iki romanın yaşamanın en iyi yoluna dair ateşli bir tartışma içinde olduklarını hissediyorum. Fakat her ne olursa olsun, ilkini okuyan insanlar sayesinde var olabilmiş bir roman oldu bu.“ s.294 diyor Matt Haig kitabını bitirirken. Öncelikle bir önce çıkan kitabı “Radley Ailesi” beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. O sebeple az da olsa temkinli yaklaşarak okudum bu kitabını. Tam da “Gece Yarısı Kütüphanesi” tadında bir eser olmuş. Ortalara ve sonlara doğru merak ivmesi yükseliyor. Zamanla oynamasını ben zaten çok seviyorum. Elbette bilimkurgu tadında olması da beni mutlu ediyor. Ama bir “İnsanlar” ya da “Hayat İmkansız” kadar da lezzetli değildi sanki. Beğendim beğendim ama biraz da “hadi bi kitap yazayım” düşüncesine yenik düşmüş izlenimi yarattı. Bunların yanında eğer yazardan okuduğum ilk kitaplardan olsaydı sanırım çok daha bayılırdım. Bu benim beklentimle de alakalı olabilir tabi. Biraz arafta bıraktın beni meslektaşım, ama yine de hem seni hem kitaplarını çok seviyorum ;)
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026296 okunma
Reklam
Reklam