"yakınımdayken, sanki sol kaburgamın altında bir yerde bir ip var ve bu ip, senin küçük bedeninin aynı yerinde duran benzer bir iple sıkı sıkı ve çözülmez bir biçimde bağlanmış. ve eğer mesafe aramıza girerse bizi birbirimize bağlayan o bağın kopmasından korkuyorum, o zaman içimde bir yerin kanayacağını düşünüyorum."
Sonra aramıza şehirler girecek,
Hiç karşılaşmayacağız.
Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.
Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek..
Nazım Hikmet Ran
"O zamandan beri aramıza bizi birbirimizden uzaklaştıran, birbirimize yabancılaştıran dağlar, çağlayanlar ve daha neler girdi; artık bir araya gelmek istesek de gelemeyiz."
İnsanı insandan uzaklaştıran şeylerin başında, verdiği emeklerin görülmemesi geliyor desem herhalde mübalağa etmiş olmam. Hem kendimden yola çıkıyorum hem de etrafımdaki insanları gözlemliyorum; insanoğlu teşekkür beklemese bile, karşı tarafın en azından o emeği fark etmesini, görmesini istiyor. Hatta bu farkındalıktan yoksun, hak etmediğini düşündüğümüz insanlarla aramıza mesafe koymaktan da hiç çekinmiyoruz.
Bu yapılan yanlış değil elbette; insan ilişkilerinde denge önemlidir. Fakat tam bu noktada aklımda bambaşka bir pencere açıldı.
Bizlere durmaksızın, sağanak sağanak ikramlarda bulunan ve biz görmediğimiz zamanlarda bile bu iyiliğini asla kesmeyen bir Zat var. Dönüp bakıyorum da; O'nun bizim için yaptıklarını görmekte ve hakkıyla teşekkür etmekte ne kadar da geç kalıyoruz...
Yazının başına dönecek olursam; insanı insana bu kadar yakınken birbirine yabancılaştıran o vasıf, yani "emeği görmemek ve nimeti takdir etmemek" hastalığı, bizi Allah'tan nasıl uzaklaştırmasın? Kulun kula yaptığı küçük bir iyiliğin görülmemesi kalpleri kırarken; her anımızı kuşatan ilahi nimetleri görmezden gelmek, bizi Yaradan'dan nasıl koparmasın? dedim kendime.
Sonra, daha bunları düşünebilme kabiliyetini bana lütfettiği ve hayatımdaki kalan tüm nimetleri fark ettirdiği için O'na hamdettim. Ve bir dua düştü kalbime:
Bu hamd, ömrümün kalan tüm günlerine yayılsın...