Tövbe
Müslümanlar zamâne yatlı oldu, Helâl yenmez, haram kıymetli oldu. Okunan Kur’ân’a kulak tutulmaz, Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu. Harâm ile hamir tuttu cihânı, Fesâd işler eden hürmetli oldu. Kime kim Tanrı’dan haber verirsen, Kakır bâşın salar huccetli oldu. Şagird üstâd ile arbede kılar, Oğul ata ile izzetli oldu. Fakirler miskinlikten çekti elin, Gönüller yıkan heybetli oldu. Peygamber yerine geçen hocalar, Bu halkın başına zahmetli oldu. Tutulmaz oldu Peygamber hadîsi, Halâyık cümle Hak’tan utlu oldu. Yunus, gel âşık isen tövbe et, Nasûh’a tövbe ucu kutlu oldu. YUNUS EMRE
Müselmanlar zemâne yatlu oldı, Halâl yinmez haram kıymetlü oldı. Okunan Kur’an’a kulak tutılmaz, Şeytanlar semirdi kuvvetli oldı. Haram ile hamir tutdı cihânı, Fesad işler iden hörmetlü oldı. Kime kim Tanrı’dan haber virürsen Kakır başın salar, hüccetlü oldı. Şagird üstâd ile arbede kılur, Oğul ata ile izzetlü oldı. Fakirler miskinlikden çekdi elin, Gönüller yıkuban heybetlü oldı. Peygamber yirine geçen hocalar Bu halkun başuna zahmetlü oldı. Dutulmaz oldı Peygamber hadîsi, Halâyık cümle Hak’dan utlu oldı. Yunus gel âşık isen tevbe eyle, Nasûh’a tevbe ucı kutlu oldı. Yûnus Emre İnsanlar her zaman yaşadıkları devirden ve insanların hâlinden şikâyetçiler, her şikâyet edildiğinde de Allah daha kötüsünü gösteriyor. İyi ki Yûnus Emre veya «Selâm verdim rüşvet değildir deyü almadılar» diyen Fuzûlî ya da döneminden şikâyetçi diğer mübârekler bu günleri görmediler, görselerdi dilleri (iki mânâda da) tıkanırdı herhalde.
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yıl 1977 İstanbul’da vatani görevimi yapıyordum. Şimdiki Atatürk Havalimanı"nın adı o zaman Yeşilköy Havalimanı" ydı. Benim görevim ise Yurtdışı hatlarında, giden-gelen yolcu VİP salonunda Jandarma Koruma ve Kontrol Komutanlığı... Bir gün oldukca esmer, ince dalan, cılız, fizik itibariyle karakuru (çirkin demek bana göre bir kavram değil) bir kadın, Lufthansa Havayolları uçağından inmiş ve VİP salonundan Türkiye’ye giriş yapıyor... Yurtdışından gelen bu kadının valizlerinin sayı itibariyle çok ve ağır olması bizim askerin dikkatini çekmiş. Asker valizleri açmak isteyince,, kadın sessiz ve tepkisiz askeri izliyordu. Valizleri taşıyan korumaları ise askere valizleri açtırmak istemiyordu. Asker ile korumalar arasında sanki bir arbede yaşanacak gibiydi... Müdahale ettim. Askeri yanıma çağırdım ve -Asker? -Emret Komutanım! -Kimin bu valizler ? -Aha şu Romenin Komutanım. Kadının yanına vardım... ve; "Merhaba" ,dedim. Öyle bir ipeksi sesle cevap verdi ki; yok böyle bir ses tonu. Şahane bir kadın sesi ile "Merhaba, iyi nöbetler Komutanım." "Pasaportunuz lütfen?" Çıkarttı verdi. Açtım ki ne göreyim, Atatürk’ün sanatçısı Safiye AYLA... Askeri yanıma çağırdım ve sordum, "Bu hanfendinin pasaportuna baktın mı asker? Kim biliyor musun?"
Yorgunluk kaplamış bedenimi Gözlerim derin derin iç çekiyor Kırgınlıklar toplanmış bir yerlerde Sormak istesem muhatap yok ,bırakmak geliyor Sadece bırakmak ,seni ,beni Kısacası herkesi Sen ve ben olmayınca geriye kim kalır ki düşler ülkemizde Bir arbede çıksa ilk ben vuruluyorum ,ilk yaram değil ama yine de yara işte Acımıyor ,çok kanıyor sadece göz pınarları gibi...
ömrüm, sana karşı boş bulunmakla geçiyor. seni her ziyaretimde, tabancamı emanete bırakıyorum. gözlerin uçaklarla bombalarken bağrımı, kendime affından gayrı sığınak bulamıyorum. beni affetmelisin! bunu yapacağına inanarak başlamalısın işe. biliyorum, yaptığım gaflar boyumu geçti. şimdi elimi her belime attığımda, bana doğrultulan tabancanın aslında benim tabancam olduğunu anlıyorum. elimi her beline attığımda, bir müzik kutusu infilak ediyor gibi başlayan bir şarkı… yo hayır, seninle dans etmek için değil bütün bu arbede, tüm bu devranın efsunlu çarkı! seni dansa kaldırmam için bir çocuğu hıçkırık tutsa, kâfi! dünyanın bütün bahaneleri bir araya gelse, yaşadıklarımızı berkitmez. birimiz neden bahsettiğimizi unutmalı! neden bahsettiğimizin ne önemi var? hem neden bahsedebiliriz ki biz?! bahsettiklerimizin ne kadar ötesine geçebiliriz? mesele şu; biz bir şeyden bahsederken, bir şeyden bahsettiğimizin her daim farkındayız! susup, sadece birbirimize baksak? ve bu sıra gözlerimiz dahi konuşmasa… sanki o vakit, gerçek bir suskunluk koyabiliriz aramıza. başımıza ne geldiyse, hep konuştuklarımızdan! tabi bir de anladıklarımız var. oysa ne varsa, konuşamadıklarımızda! ne varsa, işte o anlamadıklarımız var ya, hepsi onlar! oraya gitmenin bir yolunu bulmalıyız. konuşmadan ve anlamadan, insan neyin farkında olabilir ki? ey senin farkında olmamla başlayan maceram, bana borç ver biraz! ey sırrın bir işe yaramadığı açıklık! ey sen! ve ey sen olmayan! ve ey sen olmakla olmamak arasında salınan! bütün yazmadıklarım beni bulsun, böylece yazmayabilirim! sana dönünce lunaparkta bir çocuğun ölümünü seyreder gibiyim azizem. ben artık biraz uyumalıyım. biraz kiraz yemeliyim. ve ey su içmek, beni boşver! ölmek gibi sevmek… asıl bu eksik aramızda!
Yıkılasın İsrail, Kahrol Ey ABD!
Okyanusun ötesinden geldi felaket, Yuvalar yıkıldı, kentler doldu arbede, Siyonistler tüm dünyaya kustular nefret, Yıkılasın İsrail, kahrol ey ABD! Okulda öldürdüler kız çocuklarını, Yarıştılar bebeleri diri gömmede; Göremedi dünya kana doyduklarını, Yıkılasın İsrail, kahrol ey ABD! Allah'ın laneti üzerinize yağsın, Ortadoğu'nun ateşi sizi kor ede; Rabbim üstünüze dermansız dertler salsın, Yıkılasın İsrail, kahrol ey ABD! Doktor MBC
Şair Filozof Doktor MBC ile Şiir Dolu Günler