Bu saçlar bir gecede ağarmış ve o koca bahadır çökmüş, kocalmıştı. Kırk bir yıl dimdik kaldıktan, ölümcül yaralar alıp tutsaklık çektikten sonra, işte nihayet bir gecenin içinde bu hale gelmişti.
Sessiz ve duygusuz duvarlar, bu zifiri karanlık içinde sabaha kadar, kutsuz bir erkeğin, kahramanlığı dolayısıyla alay beği olan bir sipahinin, gizli bir Osmanoğlunun hıçkırıklarını dinlediler…
Burası hayatının en tatlı hatıralarıyla dolu bir yerdi. Gökçen onun hayatını burada kurtarmış, Gökçen’in dizinde burada yatmış, Gökçen’in gözlerini burada görmüştü. Yalnız onun sesini işitmek yahut dizinde yatmak veya gözlerini görmek bir ömre bedeldi. O, bu bahtiyarlıkların hepsini birden tatmıştı.