Elif Toptaş

Elif Toptaş
@arbor_vitae
“…çünkü yaşamın zirvesi de dibi de aynı biçimdedir.”
9/10
·74 syf.··
2024 11. kitabı
Zweig’ın beş öyküden oluşan bu romanında özellikle iki öyküsü beni etkiledi ve düşünmeye sevk etti. Spoiler içerir (!) Bunlardan biri Fransa’nın mahallelerinden birinde gezinirken tanımadığı insanların hayatlarına dahil olan gezginin hikayesiydi. Karısına acı çektiren biri, bunu sevdiğinden yaptığını iddia ediyor ve kendini terk eden karısını buna ikna etmeye, geri döndürmeye çalışıyor. Ne kadar anlamaya çalışsam da anlayamadım. Ancak kendine güveni olmayan, kompleksli insanların yapabileceği bir davranış bu. Benim sevgi anlayışıma ters bir durum. Sonu beklendikti, o tip bir erkekten başka türlüsü de beklenemezdi zaten… Diğer hikaye ise köyünden gelmiş yabani bir hizmetçinin adeta bir köleye dönüşmesi, hatta efendisini ilahlaştırması anlatılıyor. Açıkçası bu hikaye hem sürükleyici hem korkutucuydu. Hayatta hiçbir zevki tatmamış, adeta amaçsız bir hayvan, bir ot gibi yaşamış birinin karşılaştığı en ufak ilginin, en önemsiz heyecanın çığ gibi büyüdüğünü görüyoruz. Okurken hizmetçi kadını bir vahşi hayvana benzettim. Ne yapacağı belli olmayan, yemek verdiğin için uysallaşabilen ya da aniden üstüne atlamaya hazır bir hayvan. Her insanı hayatta kalmaya çalışmaktan başka hayata bağlayan bir şeyler olmalı, bu hikayenin bana kattığı bu oldu. Diğer hikayeler de sürükleyiciydi. Fransız albayın trajik sonu, Rus savaş esiri ve öğretmen otoritesine isyan eden genç… Beğendim, tavsiye ederim.
Edebiyat
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182bin okunma
Reklam
Acaba biz, dünyamızdaki özgürlüğün bitişini izleyen martılar mıydık?
9/10
·147 syf.··
2024 8. kitabı
Bu zamana kadar beklettiğim için üzüntü duydum kitabı okurken. Bir oturuşta okunan bir kitap, oldukça akıcı. Verilmek istenen mesajlar ise herkesin oturup düşünmesi gereken kişisel ve toplumsal konular. Örneğin, toplumsal yargılara boyun eğmiş olan kişilerin asıl seviyelerine ulaşamadığına değinilmiş. Toplum tarafından sınırlandırılmış, katı kurallar çerçevesinde bir bireyin özgürlüğünden bahsedilebilir mi, bahsi geçen birey bir martı dahi olsa? Özgürlüğün sembolü olmuş bu kuşun bile koca gökyüzünde kafese tıkılmış gibi hissettiği anlara şahitlik ediyoruz. Bir diğer değinilen konu ise yaşadığı çevre tarafından hor görülen ve dışlanan kişinin, kendi yolunu bulduktan sonra ortaya çıkardığı gerçekler. Zamanında bu gerçeklere inanmayı, ve hatta dinlemeyi reddedenlerin zamanla bu düşüncenin en büyük temsilcisi haline gelmesi ve önceden körü körüne bağlandıkları inançları yerine bu yeni inanca bağlanmaları. Yerin dibine gömdükleri düşünce sahibini ilahlaştırmaları. Aynı Galileo Galilei gibi… Düşünceleri kiliseyle çelişince mahkemede yargılanıp sadece bir süre ayak diretebilmişti. Yargısını özür dileyerek geri çekmek zorunda kalmış ancak ölümünden 359 yıl sonra kilise Galileo’nun öğretilerini kabul etmiş, üstelik Papa ondan övgüyle bahsetmişti. 359 yıl önce bu düşünceler samimiyetle dinlenip, mantık ve bilim çerçevesinde araştırmalar yapılsaydı, belki de insanlık şu anki konumundan çok farklı bir yerde olacaktı. Martı Jonathan’ın anlatmaya çalıştığı ‘mükemmele ulaşmaya çalışma’ ancak böyle mümkün olabilirdi. Kendi kendimizi engelliyoruz. Olmayan sınırlar çekiyoruz ve o sınırların tellerine çarpıp düşüyoruz. Tekrar düşmekten korkup o sınırlara yanaşmıyoruz. İşte tüm bunları kitap çok güzel özetliyor: “Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?”
Edebiyat
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 202080,1bin okunma
“Doya doya, delicesine yaşamak istiyorum ben!”
9/10
·68 syf.··
2024 6. kitabı
Tam da psikiyatri stajını aldıktan sonra tesadüfen okuma fırsatı bulduğum bu kitap bana çok iyi geldi. Yazar, İvan Dmitriç’i muhtemelen bir şizofreni hastası olarak betimlemiş. Verdiği detaylar çok gerçekçi. Hastalık sürecini güzel yansıtmış. Andrey Yefimıç ise yozlaşmış, her şeye gözlerini kapamış bir doktor. Hevesle başladığı mesleğinin sonucunda böyle bir duruma düşmesi beni biraz kötü etkiledi. “İdealistliğim nereye kadar sürecek? Acaba ben de her şeyi bir kenara bırakıp, bıkmış bir doktor mu olacağım?” diye düşündürdü. Düşüncesi korkutucuydu ama içimde öyle olmayacağıma dair savaşlar verirken buldum kendimi. Biraz empati kurduğum, biraz kendimi ve isteklerimi sorguladığım bir kitap oldu. Tavsiye ederim :)
Edebiyat
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma
“Savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır…”
7/10
·396 syf.··
2024 4. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2024 05:41
Ahmet Ümit çok sevdiğim, tarzını çok beğendiğim bir yazar. Romanları genel olarak polisiye içerikli ve oldukça akıcı. Polisiye roman hayranı biri olarak okuduğum her kitabından ayrı zevk aldım. Bab-ı Esrar’a gelirsek, bence okuduğum diğer romanlarından çok farklıydı. Mevlana ve Şems Tebrizi ‘yi ele alarak işlenmiş tasavvuf hakimdi romana. Tabi doğaüstü olaylar da bolca mevcuttu. Genelde bu tarz romanlarda bu kadar çok hayali öge olmasından çok hoşlanmasam da okurken rahatsız etmedi, oldukça akıcıydı. Polisiye konusunda bir tık hayal kırıklığına uğramış olsam da, bu kitabın bana farklı bir anlam kattığını düşünüyorum. Tasavvufa olan ilgim arttı, araştıracağım birçok soru sahibi olmama vesile oldu. Ve nedense okumaya her başladığımda kendimi huzurlu hissettim. Şu yaşadığımız dünyanın boş ve geçici olduğu, hayat telaşesinde unuttuğumuz bu gerçekliği apaçık yüzüme vurdu. Okudukça kendinizi çokça sorgulayabileceğiniz bir kitap olabilir. Mutlaka tavsiye ederim.
Edebiyat
Bab-ı EsrarAhmet Ümit · Doğan Kitap · 200842,7bin okunma