Hicap duyuyorum.
Bulunmakta olduğum bir ortamda erkeklerin kadınların ( Hanım efendiler) yanında küfürlü yada argo konuştukların da duyduğum içsel utancı anlatamam. Sanki o kadın benmisim gibi ciddi rahatsızlık hissediyorum.
İnsan ve Duygular
Malesef
Küfür,argo kelimeler; güç gösterisi, zorbalama aracı olmuş..
Reklam
Bir gemi makineleri başmühendisin rütini
The chief engineer has gone crazy. Port of Chioggia giriş 05JUNE2016 00:11 Bok vardı sanki yarın sabah yanaşma olsa ne olurdu , dur yahu şimdi agent gelecek argo deyim kullanma ! Adam italyan amk ne anlayabilecek bokdan. Saat 00:15 gangway mayna yapmıyor! Vayy amk manuel yapın daha makine stop etmeden sizle mi uğraşacam. Saat 00:16 başırgat vira etmiyor bilgi! Taaa amk başırgatın emiii kesin yüke bindi overload alarm verdi , reset atın şuna adamı delirtmeyin. Saat 00:19 yanaşma yakıt bilgileri lazım, yazıklar olsun size demedim mi sabah raporlarından 0.4 metre küp düşün diye elli kere mi laf etcem anlamaz mısınız siz laftan pis insanlar! Saat 00:19 normal mi yoksa acil durum stop yapalım, bi siz eksiktiniz lannn durdurun işte çekin stop kolunu. Saat 00:20 kim gelmiş? Saat 00:20 🚨 Saat 00:21 limanın da geminin de sizinde ... Yetti canıma günüme ... Saat 00:25 alooo . Efendim canım... Tabii tatlım... Evet evet yanaştık limana parmağı nasıl oldu çocuğun... Tamam ... İyii ... İyi geceler... Saat 00:29 heee olmaz doldur tankı sonra haber ver, iskandilleri net al beyefendi. 00:38 🚨 00:41🧿 tamam anladım.
Samimiyet kaybı
İnsan, bir yudum suya muhtaç kaldığında servet ödemeye hazırdır. Tabii serveti varsa... Para ile alınıp mutlu olunacak çok şey var. Kötü haber şu ki; alındıktan sonra insanın gözünde değerini kaybetmesi. Kebaplar, pizzalar, hamburgerler vb... Ah tabii ya! Vejetaryenleri de unutmamalı; bol yeşillikli salatalar... İnsan öyle çok yemek yeme ihtiyacı duyar ki; sanki otursa bir danayı tek seferde —vejetaryenler için koca bir ağacı— dünyaları yiyecek kadar gözü döner. Bir yere kadar yer insan. Mutlu da olur. Mutluluğu da karnı doyduğunda biter. İhtiyaç duymaz. Geriye kalan, yediklerini hazmetmesidir. “Bir arabam olsa...” diye başlayan biz varlıkların sevdası, bir arabadan daha lüks arabaya doğru devam eder. Kibrimiz bizi öyle noktalara taşır ki; o “bir arabam olsa...” sözü, insanı daha iyisinin peşine düşürür. Arabanın bedeli yükseldikçe, insanın fark edemediği başka bedeller de yükselir. Tıpkı yüksek bir binanın en üst katında dünyaya tepeden bakmaya başlamak gibi... O bina da, o şöhret de, o para da hiç kaybolmayacakmış gibi gelir. Binadan söz açılmışken... Bir evimizin olması; başımızı sokacağımız, şahsımıza ait bir yuva hayal ederiz. Önce kiradan kurtuluruz. Sonra sığamadığımız ve zamanında mutlu olduğumuz evin boyutundan şikâyet etmeye başlarız. İnsan, mutluluğunu unuttuğu gibi ne yazık ki gerçek değerlerini de kaybeder. Yuvanın yerinde yeller eserken, oturduğumuz o bahçeli, havuzlu villanın içinde; küçücük evde bıraktığı ruhu bulamayıverir insan. İnsan acınası bir varlıktır. Kaplumbağalar bile sırtına geçirdiği evini ölene kadar taşımaya devam eder. Ah, bu arada; yavaş gidişi sırtındaki ağır kabuğu mu, yoksa yaşam felsefesi mi, hiç bilmiyorum. “Hızlı yaşa, genç öl” felsefesi tavşanlara, çitalara özgü bir şey olsa gerek. Bakın, çita deyince aklıma ne geldi... Evet evet,
Edebiyat
İlle de eğitim.
Topluma açık yerlere bakınca insanların birbirine verdiği kıymeti görebiliyorsunuz eşyalara verdikleri zarardan.Üsluplarındaki argo kelimelerle eğitimsizliklerini hissedebiliyorsunuz.Bazen de açık cezaevlerini andıran bir tabloyu seyre durur gibi oluyorum.
1000Kitap
Eleştiri
Şunu söylemek istiyorum öncelikle saygı hak edilir. Biri ortaya bir ürün koydu diye saygı duymak zorunda değilim. Çünkü bu ürünün doğaya, ekonomiye ve dahası özellikle kitap gibi bir ürün ise kültürel bir maliyeti vardır. Yazar ya da emekçi ne derseniz deyin, ortaya koyduğu ürünün başlıca sorumlusudur ve bu sorumluluğun getirdiği yüke katlanmalıdır. Her şeyden "emek var emek!" diyerek sıyrılmak ya acizliktir ya cahilliktir ya da kimse kusura bakmasın aptallıktır. Siz de "emek var emek!" diyerek kötü bir ürüne arka çıkmayın. İyi bir şey yapmıyorsunuz. İkincisi ben yapıcı eleştiri yapmak zorunda değilim. Bir ürüne bok gibi de desem o bokun altını üstünü dolduruyorsam, yaptığım eleştiri yüzeysel kalmıyorsa özetle, istediğim dili kullanmak bana kalmıştır. İster sarkastik bir dille eleştiririm, istersem argo kullanırım. Argo sözlük denen bir ürün olduğunu da hatırlatmak isterim. Argo bir kültürün unsurudur. Onu görmezden gelmek kültüre vurulan bir kettir. Küfür ve argoyu birbirine karıştırmayalım. Argo kullanıyor diye bir eleştirmeni aşağılamayalım. Son olarak da şunu belirtmek istiyorum "sen daha iyisini yaz." argümanına bir son verin. Herkes yazar olmaya çalışmasın o zaman. Kötü bir yazarın totosunu kaldırmak zorunda değilim.
Reklam
Reklam