Bu dili konuştuklarını duyan biri kendisini sanki karşısında bir paçavra yığını silkeleniyormuş gibi kir ve toz içinde kalmış hisseder.
“Yine de sadece onlar bana acıyor.”
Kendisi paramparçayken. Birileri de sağlam kalsa fena mı olur? Birilerinin de sözleriyle eylemleri tutsa; gündelik hayatlarıyla sundukları görüntü uyumlu olsa.
"edebiyat idealinin önermediği mahallelerin sesini duyurmak; erkek öznellikle hesaplaşabilmek adına cinsiyetçi toplumsal kuruluma tepki gösterenlerin, dışlananların, toplumsal periferide yaşama tutunanların, kültürel ve sosyal sermayesi olmayanların, cinsel yönelimi heteroseksüel olmayanların, aidiyetsizlerin, ataerkil yapılarda cinsiyet kimlik ve otoritelerine tepki gösterenlerin, sınıfsızların, kenarda tutulmuşların, meşru algılanmayanların, eril güce karşı argo aracılığıyla tepkilerini ortaya koyabilen kural/norm dışıların, ezilenlerin, “tedavi” edilmelerinin sosyal yarar sağlamayacağı bireylerden hareketle kurgulanan roman kahramanlarının gelip karşı çıktıkları eril tahakkümün yüzleştiği bir realite olarak karşımıza çıkarır yeraltı edebiyatını."